Suriye Krizinde "İbre Kayması" ve "Gezi Boyutu"

Abone Ol

Dış politika her ne kadar Gezi Parkı nın gölgesinde kalsa

da, dünya dönmeye devam ediyor. Kuşkusuz, Suriye gündemin yine en üst

sıralarında ve Kuzey İrlanda da gerçekleştirilen G-8 Zirvesi ne de damgasını

vurmuş durumda. Rusya, diğer 7 üyenin tüm çabalarına rağmen bu Zirve de de ikna

edilemedi. Taraflar mevcut pozisyonlarını korumaya devam ediyorlar. Bu da, söz

konusu bunalımda belirsizliğin devamı demek...

Nitekim, G-8 Zirvesi nde Cenevre-2 toplantısıyla ilgili

bir tarihin çıkmamış olması bu açıdan önemli. Ayrıca, muhaliflerin durumu ve

Esad ın çekilmesiyle ilgili somut bir tavrın ortaya konulamamış olması da

dikkat çekici.

Düne kadar Esad a tarih veren ve ülkeyi terk etme

çağrılarında bulunan Batı nın sessizliği oldukça manidar. Bu da 2014 ve sonrası

Esad açısından umut verici bir gelişme. Dolayısıyla, Esad sız Suriye tezi

eskisi kadar kuvvetli değil. ABD-Rusya arasındaki süreç ve İsrail in arka

planda oynadığı rol, her geçen gün Esad ın lehine bir geleceğe işaret ediyor.

Bu da, Esad ı kırmızıçizgisi olarak ilan eden Ankara nın mevcut politikası ve

duruşuyla ters bir görüntü arz ediyor.

Açıkçası gidişat, başta Suriye krizi olmak üzere,

bölgesel-küresel bazda bir kumpas ile karşı karşıya bırakılan, yalnızlaştırılan

Türkiye nin temel tezlerini, politikasını tekrar revize etmesi gereken yeni bir

döneme işaret ediyor ki, bu husus Gezi nin de arka planını oluşturuyor. Tabi,

Ankara böylesi bir değişikliğe ne kadar yanaşır, o da ayrı bir mevzu!

Çünkü söz konusu krizde Ankara halen elinin kuvvetli

olduğunu düşünüyor ve son sözün daha söylenmediği kanaatinde. Tabi bunu zaman

gösterecek, özellikle de ABD-Rusya arasında başlatılan yeni müzakere sürecinin

sonucu itibarıyla. O zaman Türkiye hangi pozisyonda olur, nasıl bir tavır

takınır, açıkçası bunla ilgili oldukça ilginç olasılıklar söz konusu...

Tekrar G-8 kapsamında Suriye krizine döndüğümüzde, en somut

sonucun Suriyeliler açısından 1,5 milyar dolarlık insani yardım taahhüdü

olduğunu görüyoruz. Tabi, bu devede kulak yardım daha taahhüt aşamasında ve

bundan kim, nasıl, ne kadar ve ne zaman faydalanmaya başlayacak, bu da ayrı bir

mevzu. Örneğin, bu taahhüt Türkiye deki Suriyeli misafirlere ya da

sığınmacılara ne kadar yansıyacak

G-8 de Obama ile Putin in verdikleri mesajlar oldukça

önemliydi. Her iki mesajın görünürdeki ortak noktası barışçıl çözüm ve

kimyasal silahlar .

Fakat bu barış a ulaşma ve kimyasallar noktasında her

ikisi de aslında farklı şeyler söylüyor. Çünkü ikisi açısından da kimyasal

silahlar , Suriye merkezli güç mücadelesinde ellerini güçlendiren birer koz

durumunda. ABD, kimyasal silahların kullanımını olası bir müdahale için

kırmızıçizgisi olarak ilan ederken, Rusya da bu silahların El Kaide başta olmak

üzere, radikal grupların eline geçmesinin Batılı ülkeler açısından bir tehdide

yol açacağını iddia ediyor.

Nitekim Putin, Suriyeli muhaliflere verilen silahların

bir gün Avrupa da da kullanabileceği uyarısını yapmaktan çekinmiyor. İşin

ilginç tarafı, Putin den bir gün önce aynı uyarıyı Esad ın Alman basınına

yapmış olması. Dolayısıyla, ortada Rusya-Almanya-Suriye üçlüsü arasında ciddi

bir paslaşma söz konusu...

Aynı paslaşma-koordinasyon örneğin, ABD-Türkiye arasında

artık söz konusu değil. Krizde adeta ABD eliyle Rusya lehine oluşturulan

avantajlı bir durum var ve bu Suriye deki dengeleri değiştirmeye başlamış

durumda. Nitekim son haftalarda İran ve Hizbullah ın Suriye de kat ettiği

mesafe ve muhalif unsurların yaşadığı güç kaybı, hiç kuşkusuz Cenevre-2 yi de

derinden etkileyeceğe benziyor. En azından artık eli daha zayıf bir ABD söz

konusu...

ABD, bu hususta yaptığı hatanın yavaş yavaş da olsa

farkına varmaya başlamış durumda. Bundan dolayı da kırmızıçizgi ihlalini ve

muhaliflerin silahlandırılmasını tekrar gündeme getirmiş bulunmakta.

Fakat burada Türkiye ve İsrail hususunda yaşadığı çıkmaz,

elini kolunu bağlıyor. Şu an için Türkiye yi dışlayan tutumu devam ediyor.

Suriye konusunda Türkiye opsiyonu yerine Ürdün ün tekrar ön plana çıkmaya

başlaması, bu açıdan kayda değer.

Diğer taraftan, Türkiye nin devam eden suskunluğu da

dikkatlerden kaçmıyor. Süreç, her ne kadar Gezi nin ipoteği altına girmiş

görünse de, aslında Ankara nın sessizliği daha çok Başbakan Erdoğan ın

Washington ziyareti sonrasına denk geliyor.

Şimdilerde Washington un önündeki en büyük soru, Gezi nin

iki ülke arasındaki ilişkileri nasıl etkileyeceği, özellikle de Suriye krizi ve

Yeni Ortadoğu süreci bağlamında...

Dolayısıyla, Gezi Operasyonu kriz içerisinde daha büyük

bir kriz olarak karşımıza çıkıyor. Bundan dolayı süreç, yeni sürprizlere ve

büyük provokasyonlara gebe, özellikle de önümüzdeki 3-4 ay boyutuyla...