Günlerden beri Gezi Parkı ile yatıp onunla kalkıyoruz.
Ağaç kesimi protesto diye başlayan gösteriler yurdun pek çok köşesine yayıldı,
binlerce insan yaralandı, yüzlerce araç ve konut tahrip edildi, olaylarda
hayatını kaybedenler oldu. Çok geçmeden görüldü ki, maksat yeşil sevdası ve bu
sevda uğruna kavga vermek değil. Çok yönlü bir ittifakın sokağa yansımasına
şahit olduk. Elbette herkes fikrini açıklayabilir, bunun için meydanlardan da
istifade edilebilir. Buna kimsenin bir itirazı olamaz. Ancak, olay bir gövde
gösterisine dönüşmüş ve bu yapılırken yasalar hiçe sayılmış, halk iradesine
karşı meydan okunmuş ise olay demokratik bir hakkın kullanımı boyutunu aşmış
demektir.
Bu köşede olayların başlangıcında bazı kararların
alınmasından önce yapılmak istenenin topluma çok iyi anlatılmasına, bunun için
halk oylamasına gidilmesi gerektiğini vurgulamıştım. Halkın sadece seçimden
seçime değil, önemli konularda da devreye sokulması gerektiğine dikkat çekerek,
Ben yaptım oldu anlayışının demokrasilerde fazla bir geçerliliği
olamayacağına dikkat çekmiştim.
Bu defa, Gezi Parkı olaylarının gündemin başında yer alan
konuları gündemin dışına ittiğine dikkat çekmek istiyorum Söz gelimi
Suriye deki gelişmelere Türkiye başından itibaren taraf oldu. Böyle olunca da
Suriye meselesi ülkemizin sorunu haline geldi. Özellikle Suriye den ülkemize
gelen mültecilerin sayısının artması, sınırımızın açık kapı halini alması ister
istemez Suriye deki olayları Türkiye ye de yansıttı. Tüm bunların yanında
Başbakan Erdoğan Suriye konusunda net bir şekilde muhaliflerin yanında yer aldı
ve onları desteklediğini sürekli deklere etti. Her fırsatta olayların sonuna
gelindiğini, Esad ın kısa süre sonra düşeceğini tekrarladı durdu. Ne var ki,
Suriye de Gezi Parkı olayları sebebiyle gözden kaçan gelişmeler oluyor.
Suriye de Esad, muhaliflerin eline geçen şehir ve kasabaları ele geçiriyor,
muhalifler sürekli çekiliyor. Kısacası Esad sürekli güçleniyor. Bunlar olurken
çok sayıda sivil hayatını kaybediyor. Çünkü Suriye ordu birlikleri
saldıracakları yerleşim birimlerini önce havadan vuruyor, ondan sonrada kara
birlikleriyle ele geçiriyor. Bütün bunlar olurken Türkiye nin stratejik
müttefiki ve çok güvendiği ABD seyirci konumunu koruyor. Rusya ise Suriye ye
her türlü desteği sürdürüyor. Belli ki, Suriye konusunda ABD ve Rusya arasında
tam olarak bilinmeyen bir anlaşma var. Bu anlaşmada Suriye nin tahrip olması,
yüz binlerin hayatının kaybetmesi pek önem taşımıyor.
Bu arada Irak taki merkezi yönetim ile Barzani arasındaki
ihtilaf giderilmiş, bir mutabakat sağlanmış görünüyor. Belli ki ABD Irak ta
oluşturduğu tablonun bozulmasını istemiyor. Taraflara telkinlerde bulunarak el
sıkışmalarını sağlamış görüntüsü veriyor. Bu arada İran a yönelik tehditlerde
oldukça azalmış durumda. Tüm bunlar gösteriyor ki, bölgede Mısır ın ardından
bir başka ülke ya da ülkelerde daha İhvan yanlısı yönetimler istenmiyor. Suriye
konusunda ABD nin sessizliğini Esad ı tutmasından çok Esad sonrası ile ilgili
kaygılarla izah etmek gerekiyor. Çünkü İsrail bu hususu Biz Esad ın
kalmasından yanayız. Çünkü Esad ı biliyoruz ama yerine nasıl bir yönetimin
geleceğini bilmiyoruz ifadesiyle net bir şekilde diye getirmişti. Böyle olunca
da ABD nin İsrail in istemediği bir çözümden yana tavır koyması beklenemezdi.
Kısacası görünen o ki; ABD ve İsrail bölgemizde İhvan yanlısı yönetimlerin iş
başına gelmesindense mevcut yapıların devam etmesinden yana. Çünkü bu yapının
devamı sürekli çatışma ve ölüm demek. İsrail için bundan uygun bir ortam
olabilir mi
ABD nin tutumunu anlamak kolay ama Rusya niçin İsrail in
işine yarayacak bir tavır sergiliyor ABD ile Rusya arasında az önce de dikkat
çektiğim gibi bir mutabakat vardır ya da Rusya ya sağlanan imkân Rusya yı böyle
davranmaya itmiş olabilir. Olayı sadece Suriye ile Rusya arasında var olan
anlaşmalarla izah etmek inandırıcı değildir.