“Sürgün”de Sanatçı-1

Abone Ol

“Atılmış”, “düşürülmüş” gibi nitelendirmelerde bulunulan dünya, her bir insanoğlunun belli bir süre bulunduğu, yaşadığı, “konup göçtüğü” mekân olarak da tanımlanabilir. 16 Kasım 2021 yılının Salı günü, 1933 yılının yaklaşık Mayıs ayında konduğu bu dünyadan göçtü. Kendi nitelendirmesiyle “sürgününü” tamamladı.
Annesi Emine Hanım’ın deyimiyle “gülan” yani “gül ayı” olarak adlandırılan Mayıs ayında doğar (1933). Dedesi Plevne Savunması’nda bulunmuş ve Gazi Osman Paşa’nın takdirini kazanmış Sipahi Ağası olan bir ailedir. Babası Yasin Efendi ailenin en küçük çocuğu olarak ilkokul sonrasında bir süreliğine medreseye de devam etmiş, ticaretle iştigal etmiş, kahve işletmiştir. Babasının işi dolayısıyla Maden’e göçerler (1934), ama üç yıl sonra Ergani’ye yeniden dönerler. Yine, babasının işleri vesilesiyle Ergani’den Piran’a göç ederler.

1938 yılında başladığı ilkokulu Ergani İnkılâp İlkokulu’nda tamamlar (1944). Yaşının küçük oluşu nedeniyle dördüncü sınıfı tekrarlar. Beşinci sınıftayken Dicle Köy Enstitüsü kurulur. Ergani’nin güneyinde altı kilometre uzaklıktaki Köy Enstitüsü’ne alınacak öğrenciler arasına Sezai Karakoç da kaydedilir. Ancak öğretmeninin; “Sakın oraya gitme. Enstitüye gidersen önün kesilir. Mezun olduktan sonra da köye hapsolur kalırsın” uyarısı üzerine vazgeçer. Bunun yerine parasız yatılı (Leyl-i meccani) sınavlarına girmeye karar verir. Sınavın yapıldığı Diyarbakır’ı ilk defa görür ve “sanki ruhumun şehri” nitelendirmesinde bulunur.

Ne var ki, Ergani’de ortaokul yoktur. Bundan dolayı Maraş Ortaokulu’na kaydolur. Maraş Ortaokulu, şehrin ortasında, Abarabaşı olarak bilinen tepelik bir yerdir. Tam batı karşısında Maraş Kalesi, güney batısında Divanlı ve arada Kanlıdere Köprüsü yer alır. Fakat Maraş, ruhunda ve dünyasında ayrıcalıklı bir yer edecektir: “Maraş çocuk yüreğimin ateş aldığı yer. Belki ondan önce rüya âlemi gibi bir iç dünyanın sahibiydi. Derinliğine aday bir dünya. Bu, Maraş’ta alev aldı denilebilir.”
Maraş Ortaokulu’nu parasız yatılı olarak bitirir, ancak lise olmadığı için, Gaziantep Lisesi’ne gider ve 1950 yılında buradan mezun olur.

Yüksek öğrenimini İstanbul’da, felsefe alanında yapmayı tasarlasa da, babasının isteği olan ilahiyat fakültesine yönelir. Ancak ilahiyat fakültesinde burslu okuma imkânı olmadığından dolayı, hesapta olmayan Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne (Mülkiye Mektebi) kayıt yaptırır. Hayatının Ankara yılları böylece başlar. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin son sınıfını tekrar etmek durumunda kaldığı (1955) için, o yılı sıkıntıyla geçirir ve sonunda mezuniyetinin ardından Maliye Bakanlığı’nda memuriyet hayatı başlar. Gelirler Genel Müdürlüğü Kontrolörlüğü görevini üstlenir. Ancak arada memuriyetten ayrılmalar, tekrar geri dönmeler süreci söz konusu olacaktır.

Maliye Bakanlığı görevinden istifa ettiği 1974 yılı hayatının farklı bir evresinin de başlangıcı sayılabilir. Bu yıl, Sezai Karakoç, daha doğrusu “Sezai abi” ile, Ulus’taki Maliye Bakanlığı’nda, küçücük bir odada, vicahen ilk olarak karşı karşıya geldiğim yıldır aynı zamanda. Bu geç kalmış bir vicahi karşılaşma olsa da, aslında ‘60’lı yıllarda yayınlanmaya başlanan Diriliş dergisiyle karşılaşmamın gerçekliğini ve önemini ortadan kaldırmaz. Aslında, 67-68 üniversiteye giriş sınavında İstanbul’da olacakken, o zaman bir Yüksek İslam Enstitüsü’nde okuyan bir tanıdığın, bir bakıma anlamsız bir uyarısıyla ertelenmek durumunda kalınmışlığın sonucuydu.

Oysa, aynı yıl Maraş Lisesi (Kara Lise) son sınıfında Edebiyat dersinde Sezai Karakoç’un “İlk” şiirinin tahlilini yapmıştım ve Edebiyat Öğretmeni Mustafa Atatanır, o yaz İstanbul ziyaretinde Sezai Karakoç’a bundan söz etmişti. Yani gıyabi tanışıklığım ancak 1974 yılında Ankara’da vicahiye dönüşecekti, bir bakıma “kaderin cilvesi” sayılsa yeridir. Öte yandan Sezai Karakoç ve Diriliş ne anlam ifade etmektedir? Sonraki yazıda bunların üzerinde ana hatlarıyla durmak istiyorum.