Sürekli Yankı

Abone Ol

Bir gün daha bir gün daha bir gün daha. Daha yok olacak. Gün de. Yokluk bile yok olacak. Yaşanmış bir zamanda yaşama, seslerin gelgitlerini beraberinde getiriyor olabilir mi. İhtivanın ehemmiyet mülkiyetine varmada bir atmosfer görüntüsü eşlik mi ediyordur. Bir ses sıyrığından ya da çavmasından binlerce renkten ağaçlar mı oluyor. Dereler tepeler, kurtlar kuşlar mı, bağlar bahçeler narlar üzümler mi. Aynı anda orada ve beride bulunma durumuna ufkun sonsuzluğu andıran perdesi mi aydınlık getiriyor. O aydınlığın içinde yaşanmış bir zamandan canlı mevsimler dokunsak elimize değecekken hâlihazırdaki zamanın dişlileri köşelerini getirip gözümüzde mi büyütüyor. Büyüyen köşelerin silinmemiş mecradan menfezler açarak köprüye gölge koyması mı içtekini kıvrıklaştıran. Mevsimlerin ucu ucuna yetişmesi yaşanmış zamandan her defasında uzaklaştırıyor mu. Hangi çember hangi çemberi geçiyordur. Saatin saat olarak durması duvarda. Mümkün mü. Hangi mümkünler hangi mümkünsüzleri doğurup doğurup bırakmıştır hayata. Olması gerekenin gerçekliğe kavuşmadan yaşaması yaşıyor olmaya kanıt mı yoksa kar büstünün güney tarafını mı çoğaltıyor. Gerçeğe çok yakın ve yaşanıyor olmasının gerçekliğe verdiği hüzün durup durup sarsıyor. Çok yakın, sonsuz uzak!

Beklenenin oluşmaya mesafesi herhangi bir ölçü aletiyle ölçülemeyeceğinden bu ölçüsüzlüğün verdiği resimler hangi renkleri de beraberinde getirmiştir. Bu ölçüsüzlüğün verdiği rahatlık hangi mevsimleri yaşanır kılacaktır. İnsan yaşanmış bir zamanı hâlihazırdaki zamana getirme uğraşısına girdiğinde gerçekliği yaratma olasılığı nedir. Burada nostaljiden bahsedilmiyor. Melankoli hiç değil. Bir yerden bir aralıktan bakarak belirsiz bir geçmişten belirsiz bir geleceğe doğru olan beklentinin etrafındaki duvarları temelden sarsmanın getireceği sonuca katlanmak olası mıdır. İnsanoğlu katlanacağı kadar hayal kurar. Hayalin ucu katlanmayacağı yere vardığında gerçekle burun buruna gelir ki bu bazen hüsranla biteceği gibi bazen de olmadık pencerelerden görülmedik güneşler gelebilir. Gerçek elbette hüküm sahibidir. Sonradan kurulmuş olanları dağıtma gücü var. Etrafını temizleyip tamir ederek teskin etme var. Apaçık, çok kapalı!

Hangi dağsızlık hangi yolu getirir. Hep geleceğe geçmiş mevsimleri sızdırır küllenmiş atlaslardaki yollar. Yakınlaştırarak uzağı görmenin duvarlarının ne kadar yüksek olduğunu beklemenin sıhhatine hastane olacağını kapısından anlayalım diyedir belki. Bu sefer çok yakın bir umut kendini tazeliyor gibi. Kendi kendine seviniyor kendi kendine hüzünleniyor. Seviniyor çünkü yeri hazır. Hüzünleniyor çünkü onca yapılmak istenmiş yapılmamış tasarılar var. Umut o tasarıları tasarlaya tasarlaya sahibini güçlü tuttu yıllar yılı. Olmadı kanatları bükülü gökyüzünde öylece bekledi bekliyor gibi. Umut çekip gitmiyor da hani. Kıyamıyor belki. Her dağ dağlandıkça dağdır. Serinliğe hasret. Bir miktar huzura. Son vermeye göçebeliğe. Sonrası ne olur sonrasıdır belki asıl mesele. Sonrası duvar mı yoksa mümkünlerin mümkünlüğü mü. Her şeyin mümkün olduğu bir yerin olmadığını bile bile umudun aklına uyup beklenilse de… Belki de beklemektir insanı sürekli heyecanlı tutan. Fakat olunan yerde yapmak istenilenlerin çoğu olmamış olarak dahası yapmak değil de yaşamanın kendisi olanların olmamış olması terk-i diyarın içte bir kıymık gibi batıp duracağının kanıtıdır. Nasıl taşınır kıymık sürekli batıp durarak. Ne umutlar vardır ne hayaller kurulmuştur. Umutlar edildiği gibi hayaller kurulduğu gibi kalakalmıştır. Sürekli yankı, derin sessizlik!

İnsan çok yaşadığını sansa da bir gün yaşar bu dünyada!