Sürekli kavga kişiye kazandırsa da ülkeye kaybettirir

Abone Ol

Haklı olmak her zaman kavga etmeyi gerektirir mi Özellikle de devlet yönetiminde bulunanların kavgayı strateji olarak belirlemeleri ülkeye ne kazandırır Bu noktada denebilir ki, özellikle Başbakan Erdoğan bu kavgacı üslubu ile seçimleri kazanıyor, aynı üslup ile Çankaya’ya bile çıkmak üzere… Olabilir… Yani; kavgacı, meydan okuyucu tavır millet tarafından cesaret ve gözü karalık olarak algılanabilir ve bu sebeple de özellikle geçmişte bazı kurumlardan seçilmişlere yönelik davranışlardan bunalmış olan insanımızdan destek bulabilir ama bunun bir davranış şekli haline getirilmesi sanıyorum yanlış olur. Çünkü toplumun bir kesiminden destek bulan bu tavır Başbakan’ın demokratlığı hususunda kuşkulara yol açabileceği gibi, bir takım gizli duyguların açığa çıkması şeklinde de algılanabilir.

Çünkü, her fırsatta muhataplarına yönelik sivri eleştiriler ister istemez bu ülkede Başbakandan başka doğru düşünen ve konuşan kimsenin kalmamış olduğu düşüncesini akla getirebilir ki böyle bir yaklaşım toplumun tümünü kucaklayıcı olmaktan uzaktır. Bu köşede bazen dile getirdiğim bir husus var. Bazı kimseler sadece kendilerini doğru yolda, doğru noktada görür, kendilerinden başka herkesi yanılgı içinde kabul ederler. Bu düşünceleri doğru bile olsa muhatapları tarafından tasvip edilmezler. Söz gelimi bu ülkede uzun yıllar siyasete karşı olan kimseler vardı. Sadece siyasete değil, bu devletin vatandaşı olmayı bile zorunlu küfre rıza olarak algılarlardı. Bırakın bir partinin saflarında siyaset yapmayı, bir partiye sempati duymak, oy vermek bile İslam dışı olarak algılanır ve savunurlardı. Zaman geçti, o kimseler siyasette yer aldılar, seçildiler Meclis’e girdiler ama bir kere olsun geriye dönüp biz geçmişte ne kadar katı bir tavır sergilemişiz, milyonlarca insanı eleştirmiş ve dışlamışız diyerek özür dileme ihtiyacı duymadılar. Çünkü bu defada bulundukları noktayı en doğru olarak görüyor, geçmişte eleştirdikleri kişilerin siyasi mensubiyetlerinde bir değişiklik olmamasına rağmen onlara yönelik eleştirilerini sürdürüyorlar. Çünkü onlar dün olduğu gibi bugün de kendilerinin doğruda, kendileri gibi düşünmeyenlerin sürekli yanlışta olduğuna inanıyorlar. Bu tavırları sadece bu dünyaya yönelik düşüncede değil, ahreti de kapsayıcı bir yaklaşım halindedir.

Elbette her insan sahip olduğu fikri ve siyasi konumunu doğru kabul ettiği için orada bulunur. Bunun istisnaları da vardır. Bir takım çıkarlar uğruna siyaset rüzgârının yönünü ve hızını tespit ederek konumlarını esen rüzgârın yönüne göre belirleyenler bu nitelendirmemin dışındadır. Ben bunlara `rüzgârın çocukları’ ya da `çıkarlarının uşakları’ diyorum. Ancak, inanarak bir konumda bulananların kendilerinden başka herkesi yanlışta, inanç bakımından da küfür noktasında görenlerin biraz durup düşünmeleri gerekmez mi Sadece biz doğrudayız, bizden başka herkes yanlışta demek insanın aklını putlaştırması anlamına da gelmez mi Buraya kadar söylediklerim işin fikri boyutu. Bir de olayın siyasi ve devlet yönetme boyutu var. Hemen belirteyim ki bundan sonraki söyleyeceklerim yanlış bir noktada ele alınmasın. Devlet yönetiyor olmak, uysal koyun olmak anlamına gelmez… Ancak, devleti yönetme durumunda olanların serinkanlı olmaları, her an patlamaya hazır bomba konumunda olmamaları gerekir. Olaya kendi açımdan bakacak olursam, haksızlıklar karşısında anlık tepki veren bir tipim. Anlık tepki verince de verdiğim tepki sergilenen haksızlıkla eş olmayıp, aşırıya kaçabiliyor. Bu huyumu bildiğim için ömrüm boyunca aktif siyasetten uzak durmaya çalıştım… Denebilir ki, Başbakan Erdoğan bu tepkileri ile işi götürüyor, arka arkaya 8 seçim kazanmış olması da bunun delilidir. Bunlar doğrudur ama, yine de devlet adamlarının daha sakin olmaları, verdikleri tepkilerde ölçüyü kaçırmamaları gerekir. Unutulmamalıdır ki herkes yanlış yapabilir, yanlış anlayabilir. Kimse masum değildir.