Süreci doğru algılamak -ı-

Abone Ol

Hayatta bir şeyi, durumu, metni iyi okumak bir süreç. Ama algılamak ve yorumlamak çok farklı bir durum. Okur, bakarsınız bir şeyleri görür ya da görmezsiniz ama bir şeyi ille de kendinize göre bir sonuç çıkarmaya çalışırsanız, bu, asla sağlıklı olmaz. Yapılan biraz da niyet okuma olur. Benim beklentim buydu, bu olmalıydı, buna göre bir sonuç olması gerekirdi, diye düşünülürse zaten çıkmaz daha baştan ortaya konulmuş oluyor.

İnsanlık, küresel dünyanın kuşatmasında ve baskısında. Her geçen an giderek bir benzeşme, etkileşme ya da teslim oluş söz konusu. Artık, taşra diye bir durum bile söz konusu değil. Çünkü en ücradakilerin ellerinde dünyanın alımlı göstergeleri bulunuyor. Bir parmak dokunuşu insanı dünyanın bir ucuna götürüyor. Akan, gelen bildirimler insanların belleklerinde yer ediyor. Alımlı, çekici, duygu kabartıcı, öfke artırıcı şeyler gözlerin önünden hızla geçiyor. İnsanlar bunları ister istemez zamanla içselleştiriyor.

Bu kuşatmayı engelleyecek, ortaya bir tez koyacak, geleceğe dönük bir bakış, anlayış ve niyet yoksa istediğiniz kadar bağırın, çağırın, öfkenizi kusun, nefret artırıcı hamlelerde bulunun artık bir yarar sağlamıyor. Bu, tam tersi bir duruma neden olabiliyor.

Büyülerin ya da alımlı olmanın da bir zamanı var. Bir yere kadar etkisini gösterir. Bir zaman sonra çürüme başlar.

İnsan ömrü sınırlı, gücü de bir yere kadardır. İnsanı diri tutan, kendisini yenileme bilinci ve bunun üzerinde kendi konumuyla birlikte varlığını sürdürüyor olabilmesidir önemli olan. Deyimlerimiz hayatımızın gerçeklerini de oluşturuyor: “Düşmez kalkmaz bir Allah.” Kendimizi kul olma gücünün ötesine taşırırsak, bu, bir yerde insanı farkında olmadan, hem bir zalime dönüştürebilir hem de Allah korusun çok tehlikeli bir sürece götürür.

Günü kurtarma artık bir sonuç olmuyor. Her dönem ve devrelerde yaşananlar günü kurtarma adına yapıldığından erime her geçen gün giderek artıyor.

İnsan değerinin azaldığı, sadece kendi camiasını insan olarak gördüğü bir bakışın elbette uzun soluklu bir yürüyüş gerçekleştirmesi beklenemez. Sadece kendi partisini, cemaatini, akrabasını, çevresini gözetenler başkalarının haklarını öteliyorsa ve onları yok sayıyorsa bir adaletsizlik var demek oluyor.

Sürekli bir vurgumuz var. Biz Müslüman’ız. Evet, en temel değerimiz budur. Çünkü Allah’ın bize sunduğu, gösterdiği, belirlediği olana sahipsek o zaman söz konusu olan tartışmaların bir anlamı olmaz. Çünkü Allah adildir, merhametlidir, rahmandır, bağışlayıcıdır, vericidir, sonsuz iyilik ve güzelliklerin sahibidir. Olumsuzluklar, kötülükler, şer olanlar, haksızlıklar insanın kendisinden kaynaklanır. Allah’ın insanlara kötülük, haksızlık, zulüm yapın diye bir buyruğu yoktur.

Sorun insanın kendisidir, kendisindedir.

Müslümanların hakkını koruyorum onları hak sahibi yapıyorum diye başkasının ve hatta Müslüman olmayanların haklarını öteliyorum, yok sayıyorum gibi bir yaklaşımı olamaz. Allah rızkı yeryüzüne gönderir ve dağıtırken canlı varlıkların konum ve durumlarını ayırmıyor. Yeryüzüne saçıyor. İnsanlık rızk arayışı çabası ile haklı ya da haksız elde edeceğini ediyor.

Yeryüzünde işleyen bir zulüm çarkı var. Dünyayı çekip çevirenler, sömürenler, insanlığı yok sayanlar sadece kendilerini önceliyorlar. 

Süren savaşların birçok cephesi bulunuyor.

Kültür savaşı. Ki, Müslümanların yaşadığı coğrafya ve Müslümanlar üzerinedir bu daha çok. Haçlılık ruhu kesintisiz sürüyor. Müslümanların farkında olmadığı en temel sorun budur. Bunun üstesinden gelme diye bir çabası bulunmuyor. Son yüz yılda iyice bunalmış, altından kalkacak bir hamlede bulunmuyor. Bulunmuyor çünkü artık yukarıda vurguladığımız gibi en ücradaki, yani dünyadan haberi yokmuş diye düşündüklerimizin elinin altında bir bilgi akışı var. Doğru ya da yanlış ama var ve gerçek. (Devam edeceğiz.)