Süreç nasıl devam edecek?

Abone Ol

Roma’da gerçekleşen Biden-Erdoğan zirvesinin sonunda alınmış net bir karar çıkmadı. Sadece yapılan açıklamadan anladığımız kadarıyla iki liderin görüşmesinde alınabilmiş tek karar şu: “Ortak mekanizma oluşturulması.” Bu açıklamadan ABD ile Türkiye arasında geçen bunca zamana, birlikte harekete rağmen güçlü bir ilişki oluşturulamamış. Peki, oluşturulacak ortak mekanizma bunu nasıl sağlayacak? Bir başka ifadeyle iki başkan güçlü ilişkiyi oluşturamıyorsa, bunu oluşturulacak mekanizma mı sağlayacak? Yani, komisyonlar başkanlardan daha etkili mi olacak? Güçlü ilişkilerin oluşturulabilmesi için ortak mekanizmaya ihtiyaç duyulduğu yaklaşımı zaman kazanmak için sorunları komisyona havale etmeyi tercih etmişler görünüyor. Aslında bu yaklaşımın ABD tarafına ait olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü sorunlardan zarar gören taraf Türkiye.

Bu noktada bir hususu hatırlatmakta yarar var. Gerek ülkeler arası ilişkilerde, gerek parlamentolarda siyasi partiler arasında bir takım sorunların çözümü için ya bir ortak komisyon kurulur ya da var olan konu ilgili komisyona havale edilir. Böyle bir uygulama daha baştan reddedip muhatabı rencide etmemek olabileceği gibi sorunun çözümünden çok zaman kazanmaya dönük bir karar olabilir. Derdim iki lider arasındaki bir saat 10 dakikalık görüşmede yıllardan beri devam edip gelen sorunlardan bir tekininde bile bir ilerleme sağlanamamış olmasına vurgu yapmak değil. Ancak, iki lider bir araya geliyor, bir araya gelmeden sorunlar konusunda hazırlıklı olduklarına ve sorunların çözümü gerçekten isteniyor idiyse sunacakları bir teklifleri de olması gerekirdi. Özellikle Biden’dan ciddi beklenti vardı. Hiç olmazsa terör örgütlerine desteğini keseceğini açıklaması gerekiyordu. Beklenti bu yöndeydi. Sorunların komisyona havale edilmiş olması özellikle ABD’nin sorunları devam ettirmekten yana olduğunu gösteriyor. Öyle anlaşılıyor ki, ABD sorunları çözümsüz bırakarak ülkemizi sıkıştırmak, bir takım ödünler vermeye zorlamak istemektedir.

Türkiye’nin ABD ile sorunlarını bilmek için dış politika uzmanı olmaya gerek yok. Özellikle 40 yılı aşkın bir süreden beri PKK’yı ülkemize musallat edenin ABD olduğunun bilinmeyen bir yanı yok. Sonraki yıllarda Suriye, ABD ve koalisyon ortaklarınca çatışma ortamına çekilince, PKK’nın Suriye uzantısı olarak YPG terör örgütü meydana sürüldü. Bunların niçin ortaya sürüldüğü ise ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi olarak ilan ettiği aslında Büyük İsrail Projesi’nin hayata geçirilmesi için ABD ve koalisyon ortaklarının terör örgütlerini maşa olarak kullandığı açıkça ortada iken ve bundan Türkiye’nin ciddi olarak rahatsızlık duyduğunun bilinmeyen bir yanı yok. Biden en azından bundan böyle PKK/YPG terör örgütlerine yardımı keseceklerini, onlarla birlikte hareket etmeyeceklerini açıklamaya gerek duymamışken ortak mekanizma kurulmasının işi sürüncemede bırakmanın ötesinde bir anlamı olmadığı ortada iken Türkiye’nin isteklerine sanki bir olumlu yaklaşıyorlarmış havası estirmekten öte gidilememiştir. Bunun yanında parasını ödediğimiz uçakların Türkiye’ye teslimi konusu iki ülke arasındaki ciddi sorkunlardan bir diğeridir. Bu konuda da yapılmış bir açıklama yoktur. Hâlâ Türkiye’nin NATO üyesi olduğu, Rus füze savunma sisteminin alınmasının doğru olmadığı yaklaşımı ABD tarafında devam ediyor. Tüm bunlar gösteriyor ki, ABD’nin stratejik dost ve müttefik olmadığı bir yana, dost olduğu bile doğru değildir. Kısacası ABD Türkiye’den teslim olmasını istemektedir. Böyle olunca da ilişkilerin dostluk zeminine oturtulması mümkün değildir. Bu gerçeği unutmak aleyhimize sonuçlar doğurmaya devam edecektir.