Adına barış denilen bir süreç başlatıldı. Buna göre terör
örgütü militanları ülkeyi terk edecekti. Başbakanın şartı bu terk ediş silahsız
olmasıydı. Yani örgüt militanları silahlarını Türkiye de bırakarak
gideceklerdi. Ancak, bu sağlanamadı. Medyaya servis edilen bir-kaç görüntüde
militanların gruplar halinde Türkiye yi terk edildikleri duyuruldu. Servis
edilen bu görüntüler gerçeği ne kadar yansıtıyordu Militanların silahlarını
bırakarak gitmeleri niçin sağlanamadı gibi sorular hep cevapsız kaldı. Sürece
zarar vermek adına resmi makamlar fazla bir açıklama yapmıyorlar. Buna karşılık
PKK kanadından her gün açıklama yapılıyor ve bu açıklamalar genellikle bir meydan
okuma şeklinde. Böyle olunca da toplumun büyük bir kesiminde sürece duyulan
güven giderek azalıyor.
İşin ikinci boyutu; bir yandan terör örgütü
militanlarının silahları ile birlikte ülkeyi terk ettikleri açıklanırken öbür
yandan bazı il ve ilçelerde örgüt militanları ellerinde silahlarla gövde
gösterisi yapıyorlar. Yol kesiyor, kendilerini örgütün emniyet güçleri olarak
ilan ederek denetim yapıyorlar ve bu görüntülerde medyaya yansıyor. Kimileri
bunları KCK asayiş kolu olarak takdim ediyor, kimileri bir başka ad veriyor.
Bir ülkede iki farklı emniyet gücü olabilir mi, olursa buna ne ad verilir
Bunun yanında Suriye de sınırımıza yakın bölgede ortaya
çıkan gelişmeler yeni bir boyut kazanmış durumda. Yani PKK terör örgütünün
Suriye ayağını oluşturan PYD nin özerklik yönünde attığı adımlar, sınırımıza
yakın bazı binalara kendi bayraklarını çekmesi ile devam eden gelişmeler PKK
terör örgütü ile varılan mutabakat sonucu başlatılmış olan Barış Süreci nin
sağlıklı işlemediğini gösteriyor. İşliyor olsa bile bunun Türkiye nin isteği
doğrultusunda değil, küresel güçlerin bölgemize yönelik Kürt hareketlerine
biçtiği rol doğrultusunda işlediğini düşündürüyor.
Özellikle Suriye de PYD nin silahlı mücadelenin
muhaliflere çatışmasının ardından PYD ve Esad tarafından yapılan açıklamalar
Kuzey Irak ın ardından Suriye de de adına ister özerk ister otonom deyin yeni
bir yapı oluşmakta olduğunu gösterir nitelikte. Özerkliğin ne anlama geldiğini
Kuzey Irak ta oluşan yapıya bakarak görmek mümkün. Bunun yanında Türkiye uzun yıllar
Irak ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu, Kuzey Irak ta bir oluşuma karşı
olduğunu açıklamış olmasına rağmen şu anda Irak merkezi yönetiminden çok kuzey
Irak yönetimi ile hareket ettiğini söylemek yanlış olmaz. Yani Kuzey Irak
konusundaki kırmızı çizgimizi Irak ı işgal edenler kaldırmış oldu. Şimdi de
Suriye de benzer yönde gelişmeler üzerine buna izin verilmeyeceği açıklanıyor,
bunun müdahale sebebi olacağı belirtiliyor. Ama, Kuzey Irak ta oluşumu
gerçekleştiren küresel güçler benzer bir uygulamayı Suriye de hayata geçirmek
için harekete geçmiş ve Türkiye olarak bizde bu güçlerle hareket ediyorsak,
Suriye deki gelişmeleri nasıl engelleyeceğiz
Kaldı ki Suriye den ülkemize yönelik saldırılar hep
gündemde. Her seferinde ülkemiz topraklarına düşen mermilerin çatışmalar
sebebiyle istem dışı düştüğü ileri sürülüyor, buna karşılık verildiğini
açıklıyoruz. Verilen karşılık bir sonuç vermiyor, bize de açılan ateşe benzer
oranda karşılık vermenin ötesinde bir şey düşmüyorsa Büyük Kürdistan projesinin
hayata geçirilmesi için proje sahiplerinin kararlı bir şekilde hareket
ettiklerini söylemek yanlış olur mu Böyle bir ortamda PKK üzerine uluslararası
baskıların sürmesini istemek ve beklemek gerçekle bağdaşır mı
Kısacası, Türkye, Irak ve Suriye deki Kürt hareketlerinin
birbirinden bağımsız olduğunu düşünmek yanıltıcı olacaktır. İran ı da içine
alan bu hareketleri bir merkezden idare edildiklerini, destek aldıklarını
görmeden olayları değerlendirmek Türkiye nin aleyhine olacaktır. Kaldı ki, eğer
PYD den yapılan açıklamalarda 3 ay sonra özerkliğin ilan edileceği, Suriye de
otonom bir hükumet kuracakları dile
getiriliyorsa bunun sadece kendi güçlerine güvenleri ile ilgisi olmadığını,
bölgemizi yeniden dizayn etmeye çalışanların projesi olduğunu görmezden gelmek
yanlış olacaktır.