Bazı insanların özel güçleri olduğunu düşünürüm. Sadece düşünmekle kalmam, biraz da araştırıp, gözlemleyip bu gücün kaynağının ne olduğunu anlamaya çalışırım. Bahsettiğim güç bir insanın gözünden ateş çıkması, uçması, kayaya dönüşmesi, rüzgâra hükmetmesi gibi şeyler değil. Bunlardan daha özel güçler. Mesela bir kişinin her işinin rast gitmesi, herkes tarafından sevilmesi, hayırla yâd edilmesi, arkasından hayır dua edenlerin çok olması, herkesin arayıp, sorup, dinlemek istediği biri olması gibi şeyler.
Benim de hayatımda buna benzer özel güçlere sahip olan birileri oldu. Şimdi size bunlardan birini anlatmak istiyorum. Çocukluğumdan beri, yani kendimi bildim bileli her zaman hepimizin bildiği marka ayakkabılardan giydim. Spor ayakkabıya para verdiğim çok nadirdir. Yaz ayları yaklaştığında heyecanım artardı. Mahmut dayım Almanya’dan gelecek yine en az bir çift ayakkabı getirecek diye. Aman Allah’ım, o ayakkabıları giydiğimde sahip olduğum mutluluğu anlatamam. Sadece ben de değil. Bana ayakkabı, başkalarına çikolata, kumaş, gömlek, pantolon, kahve aklınıza ne gelirse. O kadar çok hediye getirip, o kadar çok insanı mutlu ediyor, gönüllerini alıyorlardı ki anlatamam. Sadece Mahmut dayım değil, Gülsüm halam, Marziye ablam, Hüseyin dedem de bu şekilde hediyeler getirir milletin gönlünü alırlardı.
Bir insanın gönlünü almanın kazandıracağı özel güçleri tahmin etmek çok zordur. Bu özel güçler Cenab-ı Allah tarafından ve sadece O’nun dilediği kadar veriliyor. Peygamberimizin (S.A.V.), “Az sadaka çok belayı defeder” hadisinin hayat bulmuş halidir bu güzel insanlar. Normal sıradan bir köy evini her Almanya’dan geldiklerinde bayram evine dönüştüren koca yürekli insanlardır bunlar. Memlekete tatile gelme hazırlıkları yaparken kime ne hediye götürelim diye düşünürlerdi. Kimin hangi hediye ile gönlünü alırız diye bavullarını dolduranlar. Sadece kendilerini değil başkalarını da düşünenler. Bir hurma tanesi ile dahi olsa bir yüreğe daha dokunmaya çalışanlar.
Küçük de olsa bir hediye ile bir kalbe dokunmak belki size basit ve sıradan gelebilir ama emin olun bu durum herkese nasip olmaz. Bina üstüne bina dikenlere, tapu üstüne tapu koyanlara, banka hesaplarını doldurdukça dolduranlara karşı küçük şeylerle de olsa gönül alanlara selam olsun. Ayakları dert görmesin. Kendi helal kazançları ile istediklerini alma imkânları varken bir gence daha burs verenlere, fakiri fukarayı unutmayanlara binlerce selam olsun. Darda kalana el uzatanlara, garibin elinden tutanlara, borçluya yardım edenlere ve yaptıkları bütün iyilikleri asla karşılık beklemeden yalnız Allah rızası için yapanlara sonsuz selam olsun.
İşte bir insanın süper güçlere sahip olmasının altında yatan temel sebepler bunlardır. Mahmut dayım için, “Kedi gibidir, her zaman dört ayağı üzerine düşer, her işi rast gider” derler. Ben de yıllarca kendisi için aynı cümleleri kurdum ama sonraları “acaba bu işin sebebi nedir” diye araştırıp düşündüğümde işte bu sebeplere ulaştım. Şimdi anladım ki, insan geleceğini kendi elleri ile inşa ediyor. Elimizle ektiklerimizden başkasını biçemiyoruz. Kendi ettiklerimizin dışındakilerini bulamıyoruz. Adım adım, hamle hamle, gün gün kendimiz, kendi duygu, düşünce ve niyetlerimizle geleceğimizi inşa ediyoruz. Yani bugün yaşadıklarımızın temelini dün attık. Yarın yaşayacaklarımızın temelini de bugün atıyoruz. Belki dünü kaçırmış olabiliriz, en azından yarınımız için doğru hazırlıklar yapalım. İyilik ve güzellikler en kadim dostunuz olsun.