İslâm inancında imanın dördüncü maddesi, "Allah ın peygamberlerine de iman ettim" şeklindedir.
Bakara sûresinin 285 inci âyetinde, (bizler imanımızın geçerli olması için bu âyeti okuyarak:)
"Allah ın vazifelendirdiği bütün peygamberlerin hiçbirini diğerinden ayırt etmeden hepsine inanırız..." diye ikrarda bulunuyoruz. Bu, "hiçbir peygamber arasında peygamberlik bakımından fark yoktur; hiçbirine hürmette kusur etmeyiz" demektir.
Aynı sûrenin 253 üncü ayetinde ise:
"İşte bu peygamberlerin kimini diğerinden üstün kıldık" buyurulmuştur.
Bu âyet bize, peygamberlerin kendi aralarında mertebesi daha yüce olanların bulunduğu bilgisini veriyor.
Enbiya sûresinin 107 nci âyetinde de Peygamber Efendimiz hakkında:
"Âlemlere rahmet olarak gönderildi"ği buyurulur.
Bu üç âyetten çıkan sonuç şudur:
Peygamberler arasında tefrik (ayırım) yok, tafdil (üstün tutmak) vardır.
Bu bakımdan peygamberlerden ululazim olanları vardır. Ve Hz.Muhammed (SAV) Efendimiz, bütün insanlığın olduğu gibi peygamberlerin de en üstünüdür. Âlemlere Peygamber olarak gönderilmiştir.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimizin söz, fiil ve davranışları tamamen tesbit edilmiştir. Bu tesbit edilmekle, insanlığın peygambersiz geçen günlerini peygamberli kılmanın zemini hazırlanmıştır. Bu zemin öyle sağlamdır ki, İslâm dünyasında Peygamberimiz hakkında:
* Siyer,
* Megazi,
* Şemail,
* Delail,
* Hadis kitapları yazılmıştır. Amaç, peygambersiz geçen günlerin peygamberin yaşanmasını sağlamak. Kütub-i Sitte müellifleri, bunları şerh edenler, terceme edenlerin de amaçları aynıdır. Eli kalem tutanlar bunları yapmışlar.
Eli kalem tutan sanatkârlar da aynı gaye doğrultusunda çalışarak Efendimiz (SAV) i yaşatmak gayretinin bir başka örneğini vermişlerdir.
* Hattatlar, hilye-i saadet levhalarını yapmışlardır. Amaç aynı; her eve bir Peygamber portresi kazandırmaktır. Nitekim öyle de olmuştur. Tezhibciler bu işin güzelliğine güzellik katmışlardır.
* Zât-ı Risaleti öven na t-ı şeriflerin şâirleri Peygamber Efendimizin özelliklerini ve güzelliklerini dile getirmişlerdir.
* Bu na tları okuyan, makamlar geliştiren musikişinaslar Rasulülluh (SAV) ı yaşatmak gayretinin başka bir örneğini vermişlerdir.
* Sakal-ı Şerif, Hırka-i Şerif ve Emanat-ı Mukaddese yi ziyaret etmek ve ettirmeye ait merâsimler Peygamber duygusunu canlı tutan, dinç tutan vesilelerdir.
* Süleyman Çelebi Vesiletün-Necaat ında Fahr-i Kâinat, Zübde-i Kâinat ifadelerini kullanıyor.
Fahr-i Kâinat: Bütün âlemlerin övüncü demektir.
*Zübde-i Kâinat: Bütün varlıkların özü demektir.
Bunlar ne güzel seçilmiş deyimlerdir. Ümmet-i Muhammed in özelliği bunlar işte.
Peygamberler istisnasız, insanlar arasından seçilmiştir. Bunun için insanların özelliklerini taşırlar. Peygamberimiz de aynı durumdadır. Ancak, peygamberler vahiy alan beşerdirler.
Allah (CC), Peygamberleri, kullarına örnek olsunlar diye göndermiştir. Peygamberimiz in davranışları, bütün insanların derece derece yücelmesine rehberlik etmektedir.
Fahr-i Kâinat Efendimiz in bir davranışı sünnet olunca, o davranış Müslümanları bağlar.
Bazı kişiler arasında Sünnet dar kalıplar içinde anlaşılıyor. Yapılan tariflerden biri de şu: "Yapıldığında sevap olan, yapılmadığında cezası olmayan şeylerdir" deniliyor. Bu son derece yanlış bir kanaattir. Bilindiği gibi edille-i şeriyye 4 dür.
1-Kitap (Kur ân-ı Kerîm),
2- Sünnet,
3- İcma,
4- Kıyas.
Bunlardan birini önemsememek, basite aldıklarında helâke giderler.
Sünnet dışlanınca sapıklık ve zındıklık başlamıştır.
Sünneti yaşamak, İslâm ı yaşamak demektir.
Bilmem anlatabildim mi