Goldziher in sünnete yönelik başlattığı tarihselci
okumanın meyvesi ilk kez İngilizlerin işgali altında bulunan Hindistan da
etkisini göstermeye başladı. Bu konuda M. Görmez in yaptığı bir çalışmadan
alıntı yaparak sizleri bilgilendirelim.
Hindistan da, belki de tarihte ilk kez sünnet ve hadisi
külliyen red eden bir düşünce ortaya çıktı. Bu düşüncenin ilk temsilcisi
Kadiyani tarikatının öncüsü Seyyid Ahmed Han dır. (1870-1914) Seyyid Ahmed Han,
hadis ve sünnetle ilk kez ilgilenen müsteşrik Spenger in Doğu-Hind şirketinde
mesai arkadış olması; Spenger in Delhi de kurulan İslami İlimler Fakültesi nde
dekan olurken, Seyyid Ahmed Han ın şer i mahkemelerin başına getirilmesi
oldukça dikkat çekicidir.
Kendilerine ehli Kur an adını veren bu şahıslar, birçok
konuda farklı görüşlere sahip olsalar da ittifak ettikleri iki nokta vardır.
Biri, ilk defa Kur an la yetinme fikrini savunmaları; diğeri de sünnetin dinde
hüccet olamayacağı fikridir. Ebu Davud şarihi Azimabadi nin (1857) bildirdiğine
göre, Hindistan daki bu fırka daha da ileri giderek, sünnetle amel edenlerin,
Her kim Allah ın indirdikleriyle hükmetmezse kafirlerin ta kendileridir.
(maide 44) ayetinin hükmüne gireceklerini söylemişlerdir. Bunların peşinden
giden birçok genç, sünnete bavurmadan Kur an ı daha iyi anlayacaklarını
savunmuş ve Kur an dan ilginç istinbatlarda bulunmuşlardır.
MISIR DA SÜNNETİ RED VE
KUR AN TALEBELERİ
19. yüzyılın başından itibaren sünnet ve hadis ile ilgili
tartışmaların halk arasında yayılacak kadar geliştiği yer Mısır olmuştur.
Birçok kimse bu dönemde sünneti tamamen red etmiştir. Bunların başında Mirza
Bakır gelir. Mirza Bakır önce İslam dan çıkarak Hristiyan olmuş, daha sonra
tekrar Müslüman olmuş, yeni içtihatlar peşinde koşmuştur. Daha sonra
İngiltere de çalışmalarını sürdüren Mirza Bakır, Mısır a sünnetsiz dönmüştür.
Mirza Bakır ın bu düşüncelerini ilk kez uygulama sahasına
koyan Muhammed Tevfik Sıdki adında bir tıp doktoru olmuştur. Onun İslam
Kur an dan ibarettir başlığı altındaki makale tartışmalara neden olmuştur.
Tevfik Sıdki nin düşüncelerini okuduğumuzda aynı sözlerin
günümüz Türkiye sinde de söylendiğini görürüz. Bu da olayı sahneleyenlerin aynı
merkez olduğunu göstermektedir. Tevfik Sıdki konu ile ilgili şüphe ve
eleştirilerini makalesinde yazar ve tüm alimlerin bu konuda düşünmelerini ve
görüşlerini belirtmelerini ister.
Geleneksel sünnet anlayışından şüphe ettiğini ve Sünnet
konusunda yeni içtihatların olduğunu belirterek eleştirilerini sıralar. Bu
eleştirilerin başında hadislerin yazımı konusundaki tartışmalar, Kur an ın
muhafazaya alınıp hadislerin alınmaması gibi meseleler üzerinde durur. Ardından
şunu sorar:
Neden dinin bir kısmı Kur an, diğer bir kısmı sünnet ile
sabit olmuştur
Ayrıca ilk asırda her tarafın hadislerle dolup taştığını,
bundan dolayı kavga ve ihtilafların meydana çıktığını, öyle ki bu din ile
taklitsiz olarak amel etmenin imkansız hale geldiğini, her görüş ve mezhebin
hadisler sayesinde bu dinde yer bulduğunu, neticede bunu önlemek için de daha
kötü bir yola gidilerek ictihad kapısının kapatıldığını iddia eden Tevfik
Sıdki, ikinci bir soru yöneltir:
-Bu şartlarda din ile amel etmek mümkün mü
Sıdki soruya cevap olarak bu dinin kolay ve yaşanılır bir
din olduğunu, bütün hadislerle amel vacib olduğu takdirde insanların işlerini
güçlerini bırakıp uzun geceler boyunca kalın ciltli hadis kitaplarını mütalaa
ederek hayatlarını geçirmek zorunda kalacaklarını belirtir.
Kendisini ve kendisi gibi düşünenleri el-Kur aniyyun
(Kur ancılar) olarak isimlendiren Tevfik Sıdki, daha da ileriye giderek şöyle
der:
-Biz Kur ancılar diyoruz ki peygamber e itaat konusunda
bizim herhangi bir itirazımız yoktur. Bizim üzerinde durduğumuz sorular,
Peygamber, bize Kur an ın farz kılmadığı bir şeyi farz kılabilir mi Şayet farz
kılabilirse, devlet yöneticileri de bize beş vakit namaz yerine yedi vakit farz
kılabilir mi Çünkü biz onlara da itaat ile emrolunmuşuz.
Kısaca Sıdki ye göre Hz. Peygmaber in bütün söyledikleri
ve yaptıkları ya mendubdur (hiçbir bağlayıcılığı yoktur) ya da sadece yaşadığı
asırdaki insanları bağlayıcıdır. Sair insanlara düşen ise Kur an dan istinbat
ile hayatlarını yönlendirmektir. Din anlayışı, Beşere vacib olan her şey,
Allah ın kitabında belirtilen hususlardan ibarettir. Diye formüle eden Sıdki,
Peygamberden gelen şeriatı, belli bir zamana has hazırlık dönemi şeriatı olarak
tavsif etmiştir.
Sıdki ye reddiyeler sadece Mısır dan değil, Hindistan dan
da gelir. Sıdki ye tutarlı olması tavsiyesinde bulunur. Ancak Sıdki nin tutarlı
olabilmesi için, oturup dini yeni baştan ele alması, abdestten namaza, oruçtan
hacca, gerek ibadet gerekse muamelat ile ilgili her konuyu yeniden tanzim
etmesi gerekmektedir. Kıldığı namazı, tuttuğu orucu, verdiği zekatı sünnete
göre tanzim eden birisinin Kur an dan ibaret dini sloganıyla ortaya çıkması
bir çelişki olurdu. Nitekim Sıdki de bunu yaptı ve bunları Kur an a göre yeniden
ele aldı. Ancak Kur an a göre çizdiği namaz şekli istihzalara konu oldu ve pek
tutmadı. Neticede görüşünden vaz geçti.
GÜNÜMÜZ
Sıdki her ne kadar görüşünden vaz geçse de bu konudaki
tartışmalar bitmedi. Yani Sıdki her ne kadar başlatan kişi olsa da bunu durdurmaya
gücü yetmedi. 1970 lere kadar bu tartışma yoğun bir şekilde yaşandı. Fakat
ülkemizde bu tartışma 90 lardan sonra alevlenmeye başlandı. Bugün Sünneti kabul
etmeyenler ortaya çıkıp kendilerini Kur an talebeleri olarak nitelerken,
başka bir ekol de Kur an ile ilgili şüphe ve tereddüt tohumları ekmeye,
Kur an ın tarihsel olduğu, eksik ve yanlışları olduğu, günümüz insanlarına
hitap etmediği fitnesini ortaya koymaktadır.