Peygamberimizin söylediği söz, yaptığı hareket ve başkalarının yapıp da onun hoş karşıladığı şeylere sünnet-i seniyye diyoruz.
Yani: Yüce Sünnet!
Sünneti seniyye bütün olgunluk ve üstünlüklerin kaynağıdır. Maddi ve manevi hastalıkların ilacıdır.
Kalplerin ab-ı hayatıdır. İki cihan saadetinin temel taşıdır. Onun dışında mutluluk aramak, karada balık aramaya benzer.
Sünnet-i seniyyenin hiçbir meselesi yoktur ki, bir çok sır ve hikmetler bulunmasın. Akıl onun yolunu bulur, kalp onunla sükune erer, ruh onunla tatmin olur, duygular onunla doyar.
Bir insan için en yüce maksat Cenab-ı Hakk‘ın rızasına erebilmektir. Bunun yolu da sünnet-i seniyyeye uymaktan geçer.
Sünnet-i seniyyeye uyan adetlerini de ibadete dönüştürür. Ömrünün meyveli, sevaplı, kazançlı hale getirir.
İnsanlık için en büyük rehber hiç şüphe yok ki, Resulullah‘tır. Onun sünnet-i seniyyesi de uyulabilecek en güzel nümuneleri taşımaktadır. Kur‘an‘ın ifadesiyle o "en güzel örnektir."
Mutlu insan hareketlerinde, sözlerinde sünnet-i seniyyeyi rehber edinebilen insandır. Ona lakayd kalan büyük kayba girer, önemsemeyen büyük cinayet işlemiş olur. Eleştiriye kalkmak ise büyük bir sapıklıktır.
Allah bizi Efendimizin "sünnet-i seniyyesi"nden ayırmasın!
(Düşünce dünyası)
Hepimiz zenginiz
Hepimiz insanız...
İnsan olarak bazı ihtiyaçlarımız var.
Birbirimizi duymak için kulağa, birbirimizi görmek için göze, tutmak için ele, tatmak için dile, yürümek için bacaklar amuhtacız.
Bunlarla da ihtiyacımız bitmiyor. Ama sık sık bunları bize vereni düşünmeliyiz.
İnsan olan düşünür.
Acaba gözlerimizi kaç liraya satın alabilirdik?
Acaba kulaklarımızı kaç liraya satın alabilirdik?
Dilimizi, dişlerimizi, bacaklarımızı, midemizi, ciğerlerimizi kaç liraya alabilirdik?
Oysa bize hepsi bedava verilmiştir.
Hepsini bize Allah vermiştir.
Karşılığında O‘na kul olmamızı, emirlerini tutmamızı, yasaklarından sakınmamızı istemiştir.
Verdiklerinin karşılığında istedikleri ne kadar az.
Üstelik istediklerinin ücreti olarak cennet gibi bir nimet vaat etmiştir.
Allah vaadinden dönmez!
(Bir kıssa bin hisse)
Ebu Talha misafirini nasıl doyurdu?
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Bir akşam bir adam Peygamber Efendimizin (a.s.m.) huzuruna gelerek, "Yâ Resulallah! Ben açım! " dedi. Resulullah Efendimiz (a.s.m.) mübarek odalarına haber gönderdi. Fakat yiyecek bir şey bulamadı. Ardından Sahabelere, "Bu fakiri Allah rızası için bu akşam barındıracak kimse yok mu? " buyurdu. Ebu Talha (r.a.) kalktı ve "Yâ Resulallah, ben! " dedi. Ve derhal fakiri alıp evine götürdü. Ebu Talha‘nın (r.a.) hanımı çocuklarına bir şeyler pişirmekle meşguldü. Hanımına, "Misafirimiz var. Yedirecek bir şeyin var mı? " diye sordu. Hanımı, "Tenceremizde çocuklar için kaynayan biraz çorbamız var. O da ancak çocuklara yetecek kadardır " dedi.
Ebu Talha (r.a.) , "Ben misafirin yanında oturuyorum. Sen çocukları avut ve uyut. Çocuklar uyudukları zaman, yemeği getir ve önümüze koy. Bir bahaneyle çırayı söndür ki, kendisiyle beraber yemediğimizi bilmesin. Bizim de yediğimizi sansın ve utanmadan doyasıya yesin" dedi. Hanımı da öyle yaptı. Çocukları uyuttu. Çorbayı getirdi. Ardından bir bahaneyle çırayı söndürdü. Ebu Talha (r.a.) misafirini sofraya buyur etti. Kendisi de yer gibi yaptı. Fakat karanlıkta yemediği anlaşılmadı. Böylece misafiri yemekten doyasıya yedi.
Sabahleyin Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Ebu Talha‘ya (r.a.),
"Cenab-ı Hak bu akşam misafirinizi doyurma şeklinizden hoşlandı" buyurdu.
Bunun üzerine Cenab-ı Hak şu ayeti nazil buyurdu: "Kendileri ihtiyaç içinde olsalar da, başkalarını kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ihtiraslarından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir. " (Haşr Suresi: 9.)
(Bugün ne dua edelim)
Ey Allah‘ım!
Kabirdeki sorgu anında bize şefkat et!
Kıyametteki hesap anında bize yardımcı ol!
Amellerin tartıldığı mizan yanında sonsuz lütfunu esirgeme.
Cennet ve Cehenneme giderken bizi Cennetine koy.
Sırat köprüsünden geçerken bizi sonsuz kudretinle kuşat.
(Tarih Dede yazıyor)
Gerileme dönemin başlangıcı: 2. Viyana kuşatması
Sevgili çocuklar, size bugün Osmanlı devletinin gerileme devrini başlatan bir olayı anlatmak istiyorum.
Sultan 4. Mehmed Han, Avusturyalıların kanlı sınır olaylarına son vermek ve Orta Macaristan Kralı olarak tanıyıp koruduğu Tökeli İmre‘ye yardım etmek için Avusturya Seferine çıktı (12 Ekim 1682). Belgrat‘a geldi. İleri geçmeyip, kumandayı Yanıkkale ve Komran kalelerinin fethi vazifesiyle, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa‘ya devretti.
Belgrat‘ta savaş meclisini toplayan Mustafa Paşa, Viyana üzerine yürünmesi fikrini ortaya attı. Bazı paşaların karşı çıkmasına rağmen, Viyana üzerine yürünmesi fikri kabul edildi. Viyana düşürüldüğü takdirde, Avusturya‘nın başkentini ele geçirilmiş olacağından bütün Avusturya itaat altına alınabilecek ve Orta Avrupa‘da Türk hakimiyeti sağlam bir şekilde sağlanmış olacaktı.
162 bin kişilik Osmanlı Ordusu, 14 Temmuz 1683‘de Viyana‘yı kuşattı. Ancak şehrin zaptı yakınlaşmışken, Lehistan kralı Sobieski‘nin 120 bin kişilik yardım kuvvetini, Kırım Hanı Murad Giray Han‘ın durdurmaması üzerine, bu Viyana kuşatması neticesiz kaldı.
Osmanlı‘nın bu hezimeti Avrupa‘da büyük sevinçle karşılandı. Artık Osmanlıların yenilmez olmadıklarını gören Avrupa, karşı hücuma kalkmaya başladı. Psikolojik savaş olarak da Osmanlı üzerinde büyük bir kayıp, Avrupalılarda ise büyük bir kazanç olarak değerlendirildi. Bu savaş sonucunda Osmanlı‘nın gerileme devrine girdiği kabul edilmektedir. Böylece Türklerin Sakarya Savaşı‘na kadar sürecek bir geri çekilme süreci başlamış oldu.
(Bir masalımız var)
Tuğba‘nın ağacı
Zekiye ÇOBAN
Bir varmış bir yokmuş. Dünyanın konuğu çokmuş. Çocuklar, en değerli konukmuş. Çocuklar, kuşlar, uçurtmalar ve kitaplar dostmuş. Kitaplar kaçar, çocuklar kovalar; çocuklar kaçar, kitaplar kovalarmış. Alfabenin harfleri yerinde duramazmış. Bir masalda buluşalım, iyilikler fısıldayalım. Besmeleyle başlayalım, şeytanı taşlayalım, iyiliği baş tacı yapalım, der; yerlerinde duramazlarmış. Sözcük, cümle ve sonunda masal olmak için heyecanlanırlarmış. Yazar ağabeyler, ablalar neyseki harflerin dilinden çok iyi anlarmış.
Günlerden bir gün ağaçları çok seven bir çocuğun masalında buluşmaya karar vermiş bütün harfler. Hepsi inci gibi dizilmişler sıraya. Buluşmuşlar yine bir masalda. Gülümsemişler kuşlara, uçurtmalara, çocuklara. Herkes bu masalı merak etmiş. Harfler sevgiyle yan yana gelmiş.
Şehirlerin birinde Tuğba adında şirin mi şirin bir kız yaşarmış. Yüzü gibi kalbi de apaydınmış. Tuğba, ağaçları çok severmiş. Ama yaşadığı şehirde kocaman beton binaların, büyük caddelerin arasında gördüğü ağaç sayısı yok denecek kadar azmış. Onlarla uzaktan konuşur, kendisine daha yakın olmalarını dilermiş. Annesinden, adının cennette çok büyük görkemli bir ağacın adı olduğunu öğrendiğinde ağaçlara merakı ve sevgisi iyiden iyiye artmış.
Toprağı süsleyen, yeryüzünü güzelleştiren. havayı temizleyen, insanlara fayda ve hizmet veren ağaçlar çeşit çeşit hepsi birbirinden güzelmiş. Yaratan ne güzel yaratmış.
Tuğba‘nın en büyük hayali, kendisine ait bir ağacı olmasıymış. Gölgesinde oturup kitap okuyacağı, mis kokusunu içine çekeceği, dallarına konan kuşların şarkılarıyla keyifleneceği, meyvelerinden herkese yedireceği, yapraklarını sevip okşayacağı bir ağacı olmasını çok istiyormuş. Özlemini çektiği ağacın hayaliyle günler, aylar geçmiş.
Bir bahar günü bir ağaç fidanı almaya karar vermiş. Ağaçsızlığa daha fazla dayanamazmış. Ama bu fidanı nereye dikecekmiş? Bütün sorun buymuş. Sağına bakıyor, soluna bakıyor hayalindeki biricik sevimli ağacına uygun bir yer bulamıyormuş. Annesine, babasına, kuşlara, uçurtmalara, yıldızlara sormuş. "Ağacım için bir yer gösterin bana" diye yalvarmış. Herkes Tuğba‘nın ağacına yer bulmak için uzun uzun düşünmüş..
En yakında bir yere. En yakında bir yere. Nereye dikilebilirmiş ki? Tuğba uzak bir yere dikecek olsa onunla ilgilenemeyeceğini düşünüyor, üzülüyormuş. Benim ağacım bana yakın olmalı, diyormuş.
Günlerce düşünmüş Tuğba. Annesi, babası, yıldızlar, kuşlar ve uçurtmalar... Hepsi günlerce Tuğba‘nın ağacı için yer aramışlar. Sonunda kuşların fikri kabul görmüş.
Kuşlar, "hepimizin en çok sevdiği ve en çok uğradığı çocuk parkına dikilmeli ağacın" demişler.
Kuşların bahsettiği bu park, bir sokak ötedeymiş.
Tuğba, ağacını çok özleyeceğini düşünmüş ama başka çare yokmuş. Ağaçsız kalmaktan iyiymiş. Kuşlar, Tuğba‘nın ağacını yalnız bırakmayacaklarına söz vermişler. Yıldızlar, Tuğba‘nın bahçeli evi ve istediği kadar ağacı olması için dua etmişler. Uçurtmalar, "Tuğba haklı, herkesin mutlaka bir ağacı olmalı" demişler.
Ertesi gün Tuğba‘nın ağaç dikme şenliği varmış. Tuğba‘nın ağacı diğer çocuklardaki ağaç sevgisini de ateşlemiş. "Bizim de ağacımız olmalı, bizim de bir ağacımız olmalı" diye bağrışmışlar. Kuşlar cıvıl cıvıl şarkılar söylemişler. Toprağa ekilen fidan, nazlı nazlı gülümsemiş. Tuğba, ağacının narin dallarını sevmiş. Yanından ayrılmayı hiç istememiş. Ama gelin görün ki geceyi parkta geçiremezmiş.
Tuğba o günden sonra da ağacına sevgiyle bakmış, onun büyüdüğünü keyifle izlemiş. İçinden bir ses daha çok ağacı olacağını söylüyormuş. Ama ilk ağacını hiç unutmayacakmış. O günden sonra da çocuklar ve ağaçlar dostluklarına devam etmişler.
Masal biterken "j" harfi, bu masalda ben niye yoktum diye mahzun ve üzgün görünmesin mi? Neyse ki onun da gönlü olmuş sonunda. Gülümseyerek bol kitaplı, masallı, ağaçlı günler dilemiş hepimize...
Komik mini test
Sevgi Demirci ÖZBEK
1- "Allah zihin açıklığı versin" duasını ne zaman kullanırız?
a) Yolculuğa çıkarken
b) Okula giderken
c) Yemek yerken
2 "Allah‘a emanet ol" duasını ne zaman kullanırız?
a) Allah bize rızık versin diye
b) İşlerimiz zorlaşınca
c) Karşımızdakini Allah korusun diye
3- "Allah işlerini rast getirsin" duasını ne için kullanırız?
a) İşlerimiz kolay ve güzel gitmesi için
b) Birine kızdığımız zaman
c) Çok yağmur yağınca
4- "Allah bereket versin" duasını ne için kullanırız?
a) Ezan okununca
b) Karşımızdakinin parası ve malı çoğalsın diye
c) Namaza dururken
5- "Allah rahmet eylesin" duası kimler için edilir?
a) Üzülen insanlara
b) Sevinçli insanlara
c) Ölen insanlara
Cevaplar: 1b, 2c, 3a, 4b, 5c.
(Dev hayvanları tanıyalım)
En uzun ve zarif hayvan: Zürafa
"En uzun boylu hayvan hangisidir?" diye bir soru sorsak, hemen "Zürafa‘dır" diyebilirsiniz.
Gerçekten de Zürafa, karaların en uzun boylu memeli hayvanıdır.
Afrika‘nın balta girmemiş orman eteklerinde yüzlercesi dörtnala koşarken, insan kendini tutamaz ve şöyle mırıldanabilir:
"Allah ne kadar da güzel yaratmış."
Güzel mi güzel, alımlı mı alımlı, zarif mi zarif bir hayvandır Zürafa.
Mazlum mazlum bakar.
Uzun ince bacakları benekli mermer bir sütunu andırır.
Renki, benekli derisi göz alıcı parlaklıktadır.
Hele yürüyüşü...
Yüzlercesi bir arada yürürken, uygun adım giden eğitim görmüş askeri birlikleri hatırlatır.
Vücudunun bir yanındaki bacaklarını aynı anda ileri atar. İstediği zaman bu yürüyüş biçimini değiştirebilir de.
Ama her türlüsünü çok zarif hareketlerle yapar.
Suyu pek sevmez. Su onun için tehlikelidir. Bataklık arazisi de öyle. Çünkü yüzme bilmez, sığ suda bile zor yürür. Zürafa için sert kuru toprak en iyisidir.
Eski Avrupalılar hiç zürafa görmemişlerdi. Bu hayvanın bir masal kahramanı olduğunu düşünürlerdi.
Avrupa‘ya ilk ayak basan Zürafa, Milattan Önce 46 tarihinde Jül Sezar tarafından getirilip Roma‘da halka gösterildi.
Adı Arapça‘dan gelmektedir.
Adının anlamı: "Zarif yaratık"tır.
Doğrusu adı ona pek uymaktadır.
(Dinimi öğreniyorum)
Rabbin kimdir? Seni kim yarattı?
Allah
Sen kimin kulusun ?
Allah‘ın kuluyum
Dinin hangi dindir?
İslam dinidir.
Kitabın hangi kitaptır?
Kur‘an‘dır.
Din nedir?
Akıl sahibi insanları kendi istek ve arzularıyla sırf hayır ve saadete ulaştıran, ilahi bir kanundur.
İslam nedir?
Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği hükümleri kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip, yaşamaktır.
İman Nedir?
Hz.Peygamber‘in, Allah‘tan getirdiği hükümlerin doğruluğunu kabul ve tasdik etmektir.
Allah kaçtır diyenlere ne dersin?
Allah birdir derim.
Allah‘ın bir olduğuna delilin nedir?
Sure-i İhlas‘ın ilk ayeti kerimesidir.
Bunun manası nedir?
Sen söyleki ey Habibim Allah birdir.
Allah‘ın varlığına akli delilin nedir?
Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.
Allah‘ın zatı hakkında düşünce caiz midir?
Caiz değildir. Allah‘ın ancak sıfatı hakkında düşünülür.
Allah‘ın sıfatları nelerdir?
Allah‘ın sıfatları iki gruba ayrılır.1) Zati sıfatları, altıdır. 2) Subuti sıfatları, sekizdir.
Allah‘ın zati sıfatları nelerdir?
Vücüd : Var olmak,
Kıdem : Varlığının başlangıcı olmamak,
Bekâ : Varlığının sonu olmamak,
Vahdaniyet : Bir olmak,
Muhâlefetun-lil - Havadis: Sonradan yaratılmışlara hiç benzememek,
Kıyam binefsihi : Varlığında hiçbir şeye muhtaç olmamak
(Hoca Nasreddin‘in biri bir gün)
Benden yana mısın, ayıdan yana mı?
Nasreddin Hoca bir gün yolda yürürken, yanına bir adam yaklaşmış ve şöyle demiş:
"Hocam, şimdi bir ayı gelse ne yaparsın?"
Nasreddin Hoca hemen yerden iki taş almış, "Bunlarla kendimi savunurum" demiş.
Adam yeniden sormuş:
"Diyelim ki taş yok, o zaman ne yapacaksın?"
Hocanın tepesi atmış: "Ağaca çıkarım" demiş.
Adam, "Ayı da ağaca çıkar, o zaman ne yaparsın?" deyince, Hoca: "Bre hain sen benden yana mısın, ayıdan yana mısın?" demiş.
(Sizden gelenler)
Kulak:
Ayşe her zaman kitap okurken, kulaklarını tıkardı. Bu durum öğretmeninin dikkatini çekti.
Öğretmeni sordu:
"Kızım niçin kulaklarını tıkıyorsun?"
Ayşe:
"Okuduklarımı bir kulağımdan girip, diğer kulağımdan çıkmasın diye öğretmenim."
Başörtüm
Allah‘ın emrisin
Dinimizin esaslarındansın
Sen ne güzel kalkanımsın
Benim güzel başörtüm!
Seni giydikçe güzelleşiyorum
Çünkü her zaman Allah‘ı düşünüyorum.
Sen benim iffetimsin
Benim güzel başörtüm.
Seninle hep iftihar edeceğim
Seni anlamayana acıyı geçeceğim
Sene güzel bir nimetsin
Benim güzel, şanlı başörtüm.
Hasibe DEMİR, Adıyaman
Diğer harfler
Öğretmen küçük Pınar‘a sordu:
"Kızım P‘den sonra hangi harf gelir?"
Pınar cevap verdi:
"Diğer harfler öğretmenim."
Nuriye KURTULUŞ, İSTANBUL
Pek değil
Trafik polisi son derece hızlı giden otomobili güçlükle durdurdu.
Otomobilin şoför sakin bir şekilde arabadan inip sordu:
"Çok mu hızlı gidiyordum memur bey?"
"Pek değil, Sadece alçaktan uçuyordunuz."
Adem IRMAK, Nusaybin
Bizden size (9 Ekim)
Sevgili arkadaşlar;
Zaman zaman çevremizde hiç iyi gitmeyen şeyler olduğunu görüyoruz.
Biraz araştırma yaptığınızda geçimsiz ailelerden kaynaklanan problemler olduğunu görüyoruz. Bir aile eğer Peygamber Efendimizin örnek hayatından uzaklaşırsa, bilin ki o aile mutsuz bir aileye dönüşür. Bu da sağlıksız ve huzursuz bir toplumu meydana getirir.
Büyüklerimiz sünnetten ayrıldığı müddetçe kavga artar.
Ne kadar Efendimizin hayat tarzını öğrenmeye çalışır isek o derece mutluluğu yakalarız.
Bugünkü yazımızı Sünnet-i seniyyeye ayırdık, okumanızı tavsiye ederiz.
Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun.