Sünnet Cemiyetleri ve Yapılması Gerekenler

Abone Ol

Bilindiği üzere her yıl okulların tatile girmesiyle çocuklarımızı sünnet ettirmekteyiz. Birçoklarımız da bu işlemin öncesinde veya sonrasında bir merasim tertip etmekte, toplantılar oluşturmaktadır. Bazılarımız ise mevlit okutarak bu cemiyetlerde manevi iyi bir hava estirmeyi düşünmektedirler.

Fakat bu merasimlerin gereği gibi değerlendirilmediği, hatta bazılarının tamamen olumsuz gösteri ve eğlencelere sahne olduğu duyulmakta ve görülmektedir. Dini konuşma okuyuşlarla icra edilenlerde bile bazı hatalar işlenmektedir.

Necip milletimiz esas adı hıtan olan bu işleme en önemli sünnetlerden olduğunu bilerek doğrudan doğruya sünnet adını vermiştir. Sünnet ise Peygamber Efendimizin yolu, tavrı ve tavsiyeleri demektir. Halbuki devrimizde yapılan sünnet cemiyetlerinin bir çoğu Hz. Muhammed in yolu, davranış ve tavsiyeleriyle tamamen çelişmektedir. O kadar ki zorlama bir adlandırma ile bazılarına sünnet cemiyeti diyebilsek de birçoğuna cinnet veya cünnet adını vermek durumundayız.

Cinnet veya cünnet!

Delilik manasında olan cinnet kelimesi burada akıllıca olmayan bir davranış olarak algılanmalıdır. Yoksa sünnet cemiyetlerinde gayri meşru (dinen yasal olmayan) eğlence yapanları delilikle itham etmek istemiyorum. Bu kelimenin kullanılması sünnet ve cünnet kelimeleriyle ses uyumu halinde olmasındandır. Cemiyetlerin bazısına bu yakıştırmayı yapmamız yadırganmamalıdır. Kur'an-ı Kerim Nur suresinin 31.ci ayetinde Canab-ı Hak:

Gözlerinizi (akraba olmayan karşıt cinslere bakmaktan) sakının emrini verdiği halde adı geçen merasimlerde göbek göbeğe dans etmek delilik mesabesinde densizlik değil midir?

Hayır, biz densizlik yapmıyoruz diyeceklerini biliyorum.

O takdirde yaptıklarının cünnet olduğunu söyleyebiliriz. Yani hıtan işlemini gayri meşru eğlencelere, şehevi arzularına kalkan yapıyorlar denilebilir. Daha açık bir ifadeyle hitan sünnetini alet ederek cinsel arzuları okşanıyor,  buna alet olunuyor demektir.

İşte din istismarı budur; dini duyguların menfaate alet edilmesi budur. Peygamberin sünneti adına milleti bir araya toplayıp şehvetleri tahrik edecek şekilde hoplayıp zıplamanın ve zıplatmanın başka manası olamaz.

Hıtan cemiyetinin sünnete uygun biçimde yapılması istenen merasimlerde de bazı hatalar adet haline getirilmiştir. Şöyle ki: Çocuğun hıtan kesimi yapılırken etrafını bir halka halinde saranlar bir taraftan tekbir getiriyor diğer taraftan da çocuğun görülmemesi gereken yerine bakıyorlar. Oysaki çocuğa acı verileceği bir anda tekbir getirilmesi, tekbirin acıyla birlikte duyulması onun şuur altında tekbire karşı bir ürperti duymasına sebep olabilir.

Psikoloji nin şartlanma bahsine bakanlar bunu takdir edeceklerdir. Bu ürperti sonraları her ezan duyuşunda meydana çıkarak çocuğun ezana ve dolayısıyla camiye ve ibadete ısınmasına engel olabilir. İslam ın zıddına daha nice olumsuzlukların telkin edildiği ülkemizde hıtan acısıyla birlikte tekbir getirilmesi bardağı taşıran bir damla olabileceği düşünülmelidir.

Çocuğun avret mahalline bakılması ise dört yaşından sonra (çocuk sorumlu olmamakla beraber) mahrem olmayanları için caiz değildir. (İbni Abidin / Reddülmuhtar Aleddürrilmuhtar-Setr-i avret bahsi). Çünkü o az çok anlayış sahibi olmaya başlamıştır. O yaştan itibaren görülmemesi gereken yerlerine bakılması çocuğu hayasızlığa alıştırabilir. Sünnet esnasında yalnız sünnetçi ile yardımcısı zaruret dolayısı ile bakar ve sünnet yapan kendi duyacağı sesle besmele çeker; tekbir de getirebilir.

Pansumanı yapıldıktan sonra çocuğun acısı dinmeye başlayacaktır ki işte o zaman Kur'an okunmaya, alakalı vaaz ve nasihate başlanabilir. İsteyen mevlid-i şeriften sünnet bahsini okutabilir ki hemen bütün sünnet cemiyetlerinde bu bahsin atlandığını görmekteyiz. Peygamberimizin sünnetli ve göbeği kesilmiş olarak doğduğu bir mısra ile ifade edilen bu bahiste, Peygamberimizin doğumunu müteakip secdeye kapandığı elhamdülillah dediği, parmağını uzatarak Tevhid ettiği, hatta ümmeti va ümmeti (ah ümmetim vah ümmetim) diyerek doğduğu zamandaki ümmetinin dalalet içinde oluşuna ağladığı ifade edilmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz şekilde sünnet cemiyetlerinin özel arzuları tatmin etmek için istismar edildiği, alkolünden lambada dansına kadar çeşitli çılgınlıklarla ahlaki yıkıma alet edildiği bir zamanda aklı başında Müslümanların sünnet cemiyetlerinde onun mana ve ehemmiyetini dile getirecek konuşmalar yaptırmaları gerekir.

Sünnet cemiyetlerine gelenler arasında Cuma namazına bile gitmeyen kişilerin akrabalık ve belki de komşuluk hatırıyla geldikleri bilinirken bu cemiyetlerde sünnetin sıhhi, ailevi faydaları anlatılarak İslami bir mesaj vermek icab etmez mi Sünnette akıtılan kanın ilerde bir kan kaybında kan yapıcı organlara prova yaptırmayı da kapsadığı hatırlanmalıdır.

Sünnetli olarak doğmayan tek peygamber Hz. İbrahim'in 80 yaşında sünnet oluşu ve dolayısıyla sünnet olan çocuklara en uygun örnek bu peygamberin (Mümtehine suresinin 4. ayeti okunarak) ailece Allah a bağlılıkları İbrahim (a.s.) ın oğlunu Allah için kurban edebilecek, eşi Hacer validemizin de oğlunu Allah için kurban verebilecek, oğlu İsmail in ise Allah için boynunu babasına teslim edecek kadar fedakâr oldukları, ayrıca Hz. İbrahim in iktisadı (tutumluluğu) ve nimete saygısı dolayısıyla zengin olduğu örnekleri verilerek ailelerin israftan sakınmaları temin edilebilir. Bilhassa İsmail in şeytanla mücadelesi günümüz gençlerine günaha karşı direniş örneği olarak mutlaka açıklanmalı, sünnet edilen çocuklara bu örneği unutmamaları tembih edilmelidir.

Sünnet cemiyeti hem cemiyet sahibi aileler ve hem de hocalar ve okuyucular için büyük bir fırsattır. Mutlaka olumlu bir şekilde değerlendirilmeli. Bir tebliğ merasimine dönüştürülmelidir. Aksi halde büyük vebal altında kalınacağı bilinmelidir.