Sultanahmet'te iftar

Abone Ol

Göz görmek, gönül sevmek içindir. Gözüm gördü, gönlüm sevdi. Bilhassa ev hanımlarının evlerinde iftar hazırlığı telâşını yaşadığı bir ikindi vaktinde kızımın isteği doğrultunda yollara düştük. Tren, vapur yolculuğu derken Sirkeci ye vardık. Sirkeci, telâş içinde insanların koşuşturduğu bir kesişme noktası.

Nasrettin Hoca nın meşhur ironisiyle, "dünya batmasın diye" herkes, farklı istikamete doğru koşuşturduğu bir ortamda, biz de "vakte göre" ters sayılacak bir istikamete doğru yürümeye başladık. Ramazan dışındaki zamanlarda, akşam üzerleri herkes Sirkeci den evine gitmek için koşar gibi ayrılır. Ramazanda bu halin tersine hareket ettiğini gördük. Onlarca insanın Sirkeci ye, Sirkeci den Sultanahmet e doğru önemli bir mitinge gider gibi koşuşturma içinde olduğuna şahit olduk.

Sair günlerin tersine insanların yüzlerinde bir sükûnet, bir durağanlık, bir derinlik görülüyor. Çevresinde yürüyen, koşan kimseler onun ilgi alanında değil... Kendi dünyasında sade bir yürüyüşle emin adımlarla ilerliyor. Bu insanlar birbiriyle sözleşmişçesine Şirkeci den Sultanahmet e doğru yol alıyorlar. Bazılarının ellerinde belli ki içinde yiyecek, içecek bulunan poşetler, sepetler var.

Sirkeci den Gülhane ye, Gülhane den Sultahmet e çıkan cadde / sokak ne kadar da güzel olmuş, yürürken hiçbir rahatsızlık duymuyorsunuz. Hatta dükkânların vitrinleri pırıl pırıl, insanın ilgisini çekiyor, bakmadan edemiyorsunuz. Oteller yıldızlarla ifade edilecek düzeyde ve sokak arasındaki otellerin önleri, sanki bir yarışmaya katılmak istercesine çiçeklerle donatılmış; masa ve sandalyelerle sevimli bir görüntü sağlanmış Eskiden buralarda güvenle yürümek imkânsızdı. Demek ki istenince oluyormuş

Gülhane den çıkıp meydanı gördüğünüzde şaşırıyorsunuz. Değişik yönlerden insanlar Sultanahmet e yağmur gibi yağıyor. Sözleşmişler sanki bütün insanlar burada buluşmak için "Aman Allahım! Bu ne insan seli böyle" diye İftar vakti yaklaşmak üzere, büyük çoğunluk kendinden emin, çünkü hazırlıklı gelmiş, burada en önemli şey meydanda bir yer bulabilmek Koskoca Sultanahmet Meydanı nda yere oturmak için boşluk bulmakta sıkıntı çekiyorsunuz.

Köftecilerin önündeki kuyrukları görünce şaşkınlığınız bir kat daha artıyor, sıraya girmiş insanları görüyorsunuz metrelerce Yok canım bu insanlara yemek sırası sahur vaktine kadar ancak gelir diyorsunuz. Geçiyoruz kuyrukları yara yara Bir büfeden ekmek içi döner ve ayran almak için sıraya giriyorum. Şaşılacak kadar süratli bir şekilde döneri ve ayranı elimde buluyorum. Her şey önceden hazırlanmış, sanki geriye sadece paylaşım kalmış da biz hemen payımızı alıveriyoruz.

Elimize yiyeceklerimizi aldık gerisi kolay artık demek isterken, meydanda ilerliyoruz, insanlar kırk yıllık dost gibi, yıllarca birbirini tanıyan aileler gibi iç içe yerlere oturup sofralar kurmuşlar. Neyi var neyi yok hepsini koymuş sofraya Çoluk çocuk "vakti" bekliyor. Biz de aramalar neticesinde, camide safta yer bulurcasına bir boşluk görüp hemen yerleşmeye çalışıyoruz. Kimse kimseden rahatsız değil, tam tersine herkes birbirine yardım etmeye hazır gibi

Meydandaki insanlara bakıyorum, her türden insan var, kapalısı, açığı, genci ihtiyarı, çocuğu, hatta bebeği herkes bu meydanda yerini almış Sahne mükemmel, bütün unsurlar tamam, hatta turistler de yerlerini almışlar Kalabalığın arasında sağa sola bakarak şaşkınlıkla hayreti andıran bakışlarla yürümeye çalışıyorlar.

Sultanahmet Camii görünen görünmeyen bütün ışıklarını yakmış, bir rahmeti, bereketi, umudu, mutluluğu paylaşıyor misafirleriyle Mutlu Sultanahmet Camii, komşusu Fîruzağa da

Bu mekânda bulunurken, caminin bânisi Sultan I. Ahmed en mutlu kişi diye düşünüyorum. On dört yaşında tahta çıkan genç padişah, yirmi yaşında bu camiyi yaptırmaya karar veriyor ve kendini ölümsüzler kervanına dahil ediyor. Asırlar sonra bile insanlar onun yapımına vesile olduğu bu mâbede koşuyorlar. Her vakitte camide kendisine hayır dualar ediliyor. Bu saatte, bu kutlu vakitte bu mekânın en kutlu kişisi hiç kuşkusuz Sultan Ahmed dir diyorum. Allah ın rahmeti üzerine olsun.

Sabrın sembolleştirdiği insanlar Sultanahmet Camii nin müezzinine eşlik eden Fîruzağa Camii nin ezanlarıyla iftar ediyorlar. Biz de çimenler üzerinde mütevazi soframızda orucumuzun kabulü duasıyla nimetlere elimizi uzatıyor ve şükürlerle nefsimizi susturuyoruz.

Çok sürmüyor iftar, hemen camiye gidip akşam namazını eda ediyoruz. Ardında dışarı çıkıp ayak üstü çaylarımızı yudumluyoruz. Burası İstanbul da Sultanahmet Camii değil de sanki Mekke-i Mükerreme de Kâbe Tatlı bir huzur, tatlı bir heyecan yaşanıyor bu ramazan akşamında

Bu vakitte dakikalar öyle hızlı ilerliyor ki, çaylarımızı içtikten sonra hemen camiye giriyoruz. Teravih namazını ilk safta kılıyorum. Arkama dönüp bakamıyorum bile "ileri" bakmaktan Cemaatin önemli bir kısmını hanımlar oluşturuyor, hatta üçte ikisi desem abartı olur mu bilmem.

Namazı "namaz" kıvamında kılıyoruz. Çünkü koşmuyoruz, tâdil-i erkâna uyarak huzur içinde eda ediyoruz yatsı ve teravih namazımızı. Namaz sonunda yaptığınız duanın bile anlamı değişik oluyor. Meydana çıkıyoruz, her taraf insan dolu Yemek içmek serbest, insanlar yiyorlar ve içiyorlar. Yürüyoruz geldiğimiz istikamete doğru Karaköy den saat 24 vapuruna binip evin yolunu tutuyoruz geceleyin gündüz kalabalığında

Geceni sonunda kızım "nasıldı" diye soruyor, anlattım işte, kusur aramaya değil güzellik görmeye gittim; gözüm gördü, gönlüm sevdi.