Sultan 2. Abdülhamit Han Sempozyumu

Abone Ol

BİR sahne ki unutmak mümkün değil.

Karanlık bir sonbahar gecesi, aniden bastıran yağmur olanca kuvveti ile yağmaktadır. Gece nöbetçileri, sivil savunma uzmanları birden fark ederler ki Beylerbeyi Sarayı’nın alt katına yağmur suları dolmaktadır. Derhal yukarı katlara fırlarlar, tavanın nefis kalem işleri, duvarların ahşap kaplamaları, yerdeki ipek halılar, onların altındaki nemi dengeleyen Mısır hasırları sızan yağmurdan etkilenmiştir.

Dehşetle saray müdürünü ararlar, derhal çatıya çıkacaklarını söylerler, müdür;

-Çıkmayın gece karanlık ve yağmurlu, düşerseniz feci olur, der.

Ne ki, tarihi emaneti canlarından aziz bilen görevliler, çatıya tırmanırlar oysaki su giderleri yeni temizlenmiştir, meğer bir poşet gelip gideri kapatmış o yüzden yağmur suyu tarihi objelere yol bulmuştur.

Kalın keçeler ve örtülerle derhal ıslanan objelerin altına destek yapılıp kurutmaya geçilir. Tüm bunlar olurken gece yarısı olayı haber alan yönetici yatağından kalkıp geldiğinde ilk sorusu şu olmuştu:

-Abdülhamit tarafı mı ıslandı?

Bu canhıraş soru, aslında çok şeyi anlatmakta idi, Abdülhamit’in ruhaniyeti hâlâ Beylerbeyi Sarayı’nda idi.

Tahttan indirildikten sonra hapsedildiği Selanik’teki Alatini Köşkü’nden işgal ordularının yaklaşması üzerine alındığı bir başka sürgün yeri Beylerbeyi Sarayı idi.

Sürgün yeri saray da olsa, vefat ettiği odanın dile gelip anlattığı üzere o mütevazı eşyalar, küçük yatağı, sade gereçleri arasında Sultan ve eşi Müşfika Hatun, deniz manzarasından uzakta sarayın arka kara tarafında, dahası hapisliğinin somut belgesi olan penceresi önüne çekilen kocaman duvar ile değil volta atacak bir bahçenin, bakacak bir manzaranın dahi bırakılmadığı bir mahpushanededir artık.

Zaten yazlık bir saray olarak düzenlenen Beylerbeyi Saray’ında ısıtma tertibatı yoktur, Sultan zatürreeye yakalanır fakat titiz Abdülhamit’in zatürreenin hiç sevmediği bir alışkanlığı vardır, her sabah soğuk sularla duş alma geleneği. Öldüğü gün dahi bu alışkanlığını onca hastalığına karşın bırakmaz, tıpkı kahvesini, sigarasını bırakmadığı gibi. O gün de doktorunun yasaklamasına karşın buz gibi sularla duşunu alır, eşi Müşfika Hanım ile kahvesini içerken, bitiremez; eşinin kollarına başını yaslar son nefesini verir.

İşte ulu hakanın son yıllarını geçirdiği, son nefesini verdiği Beylerbeyi Sarayı’ndaki o sürgün oda, sevenlerinin nezdinde çok aziz hatıraları olduğu için o yağmurlu güz gününde gelen yöneticinin ilk sorduğu soru,

-Yağmur, Abdülhamit kısmına mı sızdı? olmuştu.

Bu günlerde doğumunun 174. yılı münasebeti ile TBMM, Sultan 2. Abdülhamit Han ve dönemini anlatan uluslararası bir sempozyum düzenledi. Yurt içinden ve dışından bilim insanlarının katıldığı sempozyumda Abdülhamit Han detaylı olarak anlatılmakta. Sultanın döneminden izler sergisi, Dolmabahçe Sarayı’nda halk ile buluştu. Devlet tarafından düzenlenen sempozyuma katılım, başta Meclis Başkanı, bakanlar, vekiller, bilim insanları olmak üzere üst düzeyde gerçekleşti. Abdülhamit Han ve Dönemi Belgesel Gösterimi, Fotoğraf Sergisi, Osmanlı Dönemi Marşları halkın yoğun alâkasını çekti. Oturum konuları özellikle gençlerin ilgi alanına girdi. İslam Birliği, Ortadoğu, Filistin oturumları bugün de hâlâ sorunlar yumağının devam ettiğini çok net fotoğrafladı. Onun döneminde muhalefetin yıpratıcılığı, misyonerlerin faaliyetleri bir başka oturumun konusu idi. Sultanın medeniyet projesinde eğitim ve öğretimin önemi ve basın ilişkileri irdelendi. Sanata olan ilgisi, musikiye, fotoğrafçılığa, edebiyata bakış açısı incelendi. Şehir sularına, sağlığına, hastanelerine olan katkısı, yıldız arşivleri, dış politikaları, Arapların gözünde Sultan Abdülhamit Dönemi, suikastlar, ihtilaller, onun mekânsal iktidarı, demiryolu sevdası geniş olarak üzerinde durulan konulardı. Sempozyum açığa çıkardı ki, Abdülhamit Han hakkında pek çok şeyden ziyadesi ile habersizmişiz.