Süleyman’a söz öğretti karınca, nasihat dinlemek noksanlık mıdır?

Abone Ol

Dilin zekâtı, hayır söylemektir derler. İnanın hayır söylemek ve hayır şeyler yazmak için kendimi çok zorladım. Ne yazık ki herhangi bir olumlu, müspet, güzel, mutluluk veren bir şey bulmakta çok zorluk çektim. Onun için de sıkıntıları, problemleri yazmak mecburiyetindeyim. Gün olmuyor ki, gerek mail, gerekse mesajlarla okurlarımızdan, “Ne olursun, Allah aşkına şu sıkıntılarımızı da yazın” ya da “Temel Bey’e söyleyin dile getirsin, çözüm önersin” diye serzenişler maalesef gün geçtikçe daha da artmakta.

Yine bugünlerde bize en çok iletilen sıkıntılar, şikâyetler engelli camiasından. KHK ile işten çıkarılan, emekli hakkı kazandığı halde emekli edilmeyen mağdurları geçmişte gündeme getirmiştik. Şimdi ise işin bir başka boyutu, çalışmak istediği halde emekli edilen, daha yaşı 41’e gelmiş, çalışma hayatının belki de en verimli zamanında, “Ben çalışmak istiyorum, ben üretmek istiyorum, ne olursunuz, Allah aşkına bunu da gündeme getirin, yazın” diyen engelliler... Biz meselenin burasında yapılanlara bir anlam veremiyoruz.  Bir tarafta genç ve çalışmak isteyen birilerini emekli ediyorlar. Diğer taraftan yaşları 60’ı geçmiş 35-40 senedir çalışanlar... Ne kadar çarpık ve bozuk bir sistem yürüyor ki, sanki herkese ayrı ayrı kanun uygulanıyormuş gibi... Bu da devletin ciddiyetini zedelemektedir.

2022 sayılı yasadan istifade ederek muhtaç aylığı alırken, kişi başına gelirin 440 TL’yi geçti diyerek aylığı kesilenlerin sayıları bir hayli fazla. Diğer bir taraftan engelli kamu personel atamalarında onlarca defa girip de kurada çıkmayanların serzenişleri de artık uykularımızı kaçırır duruma geldi. Aslında karamsar tablo çizmek istemediğimizi belirtmiştik. Lakin bu durumda ne yapılabilir? Çaresi ne? diye düşündüğümüzde, iktidarın söylem yerine olumlu icraat ve eylem yapması gerektiğinin kanaatindeyiz. Ama maalesef yapılanlara baktığımızda böyle bir niyetin ve gayretin de olmadığını üzülerek müşahede ediyoruz. Çünkü bizim iktidar, devleti devlet gibi değil, sanki bir dernek gibi yönetiyor. Niçin böyle iddialı konuştuk? derseniz, gündeme bir bakın. Bir devlet reisi, iktidar partisinin genel başkanı, bir futbol takımının taraftarı konumuna ve durumuna düşmüş. Hâlbuki koskoca bir imparatorluktan miras kalan koskoca bir Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet başkanı özüne ve şahsiyetine yakışır şekilde yönetilmesi lazım gelmez mi? Siz devletin en hassas olduğu bir konuyu ki bu dış politika, partinizin ilçe kongrelerinde konuşuyorsunuz. Aslında biz şunu da yadırgıyoruz. Bir Başbakan, bir Cumhurbaşkanı seviyesindeki insanların partilerinin ilçe kongrelerine gidecek kadar Devlet yönetimini ihmal etmeleri... Belki denebilir ki, bunun kime ne zararı var? Bize göre var efendim. Devlet bir parti değildir. İktidar partisi de devlet değildir. Zira Türkiye Cumhuriyeti 80 milyondan ibarettir. Buna böyle bakıp, böyle görmek lazım.  Bizimkisi nasihattir, tavsiyedir. Aldırmayabilirsiniz, ama şunu bilin ki, karınca bile Hz. Süleyman’a (A.S.) nasihat etmiştir.

Söz dinlemek, söz tutmak, danışmak, istişare etmek hele de devlet yönetiminde inancımıza göre olmazsa olmazlardandır. Ne yazık ki bu hassasiyetlerin unutulduğu ya da rafa kaldırıldığı bir dönem yaşıyoruz. Bütün bu yanlışların, hataların ve olumsuz tabloların oluşmasına işte bu hassasiyetlerimizin unutulması yol açmıştır. Eğer söz konusu hassasiyetlere riayet ediliyor olsaydı, bu kadar nahoş bir tablo meydana gelmez ve biz de menfi değil, müspet konuşmayı tercih ederdik. İnşallah hatalardan rücu edilir, hak, hak sahiplerine verilir, aydınlık yarınları vaat eden günler gelir diye temenni ediyoruz. Vesselam.