İnsanız. Gördüğümüzde ve aklımıza en yakın olan şeylere göre hüküm veririz.
Ve anı biliriz. Geçmişi çabuk unuturuz. Geleceği ise hiç bilmeyiz.
Bu yüzden bazen olayların görünen kısmına göre davranır, uzak sonuçları veya olayların arkasındaki hakikatleri göremeyiz.
İşte isyan ve şükür de yine bu tür davranışlarımızdandır.
1. İnsanlar genelde güzel bir şeyle karşılaştıkları zaman şükrederler. Fakat bu güzelliklerin imtihan ve Allah’tan olduğunu bilemez isek; bu nimetler bizi şımartabilir. Yine böyle bir durumda o güzellikleri kaybedince ya da hiç elde edemeyince üzülürüz ve isyan ederiz.
2. Allah Teâlâ, adildir. Bu yüzden herkesi her şeyle imtihan eder. Fakat bazen herkesin imtihanı aynı olmaz; herkes başka başka şeylerle imtihan edilebilir. Bu yüzden bazen, sadece kendimizin imtihan edildiğini veya diğer insanların imtihanlarının hafif olduğunu zannederiz.
3. Hayat devam ettiği sürece bir imtihan illa olacaktır. Bu yüzden bir imtihanın bitmesi, diğer imtihanların başlaması demektir. İmtihan, mümin için rahmettir. Zira imtihan sayesinde müminin derecesi artar.
4. İmtihan sayesinde dünyanın geçici olduğunu unutmayız.
5. İşte bütün buraya kadar yazdıklarımızdan dolayı, en çok, başımıza gelmeyen belalar için Mevlâ’ya şükretmeliyiz. Etrafımızda onca bela, musibet, açlık, savaş, ihanet, kavga, ihtiras, karmaşa ve kriz varken; iyi durumda olduğumuz için şükretmeliyiz. Bu yüzden ecdad “beterin beteri vardır” diyerek; bu halimizden daha kötü günlerimizin de olabileceğini hatırda tutarak şükretmemiz gerektiğini ifade etmişlerdir. Peygamber Efendimiz de buyurdular: “El-hamdülillahi alâ külli hâl sivel küfri ved-dalâl” . Mealen “Küfür ve dalâletten başka her türlü hal için Allah’a hamd olsun.”
6. İnsanlar, çoğu zaman ellerindekinin kıymetini bilmezler. Zira elimizdekiler, elde edilmiştir ve elde edildikleri için de değersizleşmişlerdir. Aşk, âşığın maşuğa kavuşma arzusudur bu yüzden. Ve yine bu yüzden, âşık maşuğa kavuşunca âşk sona erer.
7. İşte bu nedenle; sosyal ve siyasi konumumuz, ekonomik durumumuzu, daha kötü olanlarla kıyaslayarak halimize şükretmeliyiz. Elhamdülillah Müslüman bir ailede doğup şuurlu bir ortamda büyüdük. Daha kötü, şuursuz, ahlaksız ve inançsız bir ortamda doğabilirdik. Bu nedenle etrafımızdaki dostların ve diğer insanların da güzel taraflarını görüp şükretmek icap eder.
8. Allah, her mahlukun rızkına kefildir. Peki, nedir bu rızık? Lüks ve rahat mıdır? Yoksa dünya hayatını idame ettirecek ve kulluk/halifelik vazifesini yerine getirecek kadar mıdır? Allah Teâlâ, insanın, zaruri olan rızkına kefildir. Bu ise hadisi şeriflerde; günlük yiyecek, haramı örtecek kadar giyecek, mal can ve namusundan emin olabilecek kadar bir sığınak/barınaktır. Buna bir de sağlığı ekleyebiliriz. Bütün bunlar; hayatı ve vazifemizi devam ettirmek için gerekli olanlardır. Bunları bulduktan sonra şükretmek, fazlasını Allah’ın emrettiği şekliyle harcamak gerekiyor. Aksi halde ihtiyaçların ve lüksün bir sonu yoktur. Bu yüzden Efendimiz SAV; “En büyük zenginlik, kanaat ve gönül zenginliğidir” buyurmuşlardır. En büyük fakirlik ise şükürsüzlük, kıskançlık ve tamahtır.
9. Dünyadaki tüm zorluklar geçicidir. Oysa kabirden çıkış yoktur. Ahirette ise bir bitiş yoktur. En darda olduğumuz anlarda hatırlamamız gereken şeylerden birisi de budur.
10. Cenâbı Mevlâ; her şeyi görmekte ve bilmektedir. O, kulunu asla yalnız bırakmaz. Kulunu gözetir. Mevlâ, her şeyden büyük ve güçlüdür. Bu yüzden ümitsiz olmaya ya da isyan etmeye veya basit şeylerden korkmaya gerek yoktur.
11. Peygamberler; aç kalmışlar, ölümle tehdit edilmişler, aileleri tarafından terkedilmişler, sürgün edilmişler, aşağılanmışlar hatta şehit edilmişlerdir. Şükre en güzel örnek; Huneyn sonrası “adil ol ey Muhammed” diye kendi ashabı tarafından, ganimet dağıtırken Mekkelileri yani kendi akrabalarını kayırmakla itham edilen Efendimiz SAV’in; “Allah Musa ve Nuh’a rahmet etsin. Onlar benden daha çok eziyet çektiler de yine de bir gün olsun şikâyet etmediler” sözüdür.
12. Modern insanın, bu konudaki en büyük kusuru, sıkıntılarının gerçek değil sanal olmasıdır. Açlık, savaş, korku ve diğer zorlukları görmeyen insanlar; basit maddi sıkıntılardan, bir takım psikolojik ve duygusal problemlerden, yalnızlık gibi bir takım sanal ya da ikinci/üçüncü derecede sorunlardan dolayı buhranlar yaşamaktadır.
13. Sanal ve ikinci derece sorunlardan kurtulmanın yolları;
- İnancı güçlendirmek ve doğru inancı öğrenmek/bilmek,
- Bu inanç doğrultusunda dava ve dert sahibi olmak,
- Zorluklara ve güzel şeylere alışmak için irade sahibi olup gayret göstermektir.
14. Zira;
- Bilgisiz insan çabuk yanılır ve bunalır.
- İnancı sağlam olmayan kişi olaylardan çabuk etkilenerek kolayca sevinir ya da kolayca üzülür.
- Derdi ve uğraşı olmayan kişiler boş ve basit şeyleri dert eder.
- Cesaret ve azim, sabır ve çalışmakla olur. Korkuyu yenmek için onunla yüzleşmek gerekir.
- Güzel şeylere alışkın olmayan sonradan görmeler; çabuk şımarır ve bu güzel şeylerin gerçek amaç olduğunu zanneder.
15. Son olarak üzerinde düşünmemiz gereken husus şudur: Mevla, nimet verirken güzel. Nimeti kullanırken de… Peki nimeti veren, geri aldığında niye kötü olur! İşte buna nankörlük diyoruz. “İnsan ne de nankördür.”
Muhterem Ahmet Ziya Balcı Ağabeyimizin de dediği gibi: “Adama bakıyorsun. Bir dakika önce mutlu, bir dakika sonra mutsuz. Niye? Çünkü hakikati bilmiyor...!”
Tirmizî, Deavât, 45; İbni Mâce, Mukaddime, 23. • Hûd, 6. • Buhârî, Rikâk, 15.; Müslim, Zekât, 120. • Bkz. Müslim, II/32. • İbrahim, 34.