Sudan Çıkmış Balık Misali Müslümanlar

Abone Ol

KIZILDENİZ DE yaşayan bir balığı Kuzey Atlantik in soğuk

sularına koyarsanız yahut soğuk denizlerde yaşayan bir balığı Kızıldeniz e

koyarsanız ne olur Tabir caiz ise, sudan çıkmış balığa döner. Yine derya

içindedir ama ona uygun bir derya içinde değildir.

Türkiye Müslümanlarının durumu da böyledir.

Çocukları İslam Mektepleri nde okuyamıyor Gençleri İslam

üniversitelerinde tahsil göremiyor Müslüman halk İslam evlerinde barınamıyor

Hayat İslam dininin programlarına, değerlerine ve ölçülerine göre tanzim

edilmiş değil Mesela Cuma resmi tatil olmadığından Cuma namazına gitmekte

sıkıntı çekiyorlar.

Çocukluğumda bazen kuluçka tavukların altına ördek

yumurtaları konurdu. Yavrular çıkar, nerede bir su bulurlarsa ona girip yüzmeye

başlarlardı. Ana tavuk şaşırır kalırdı. Şimdi birçok Müslüman ailenin durumu

böyle.

Hayvanların içgüdüleri (sevk-i tabiîleri) vardır.

İnsanların da vardır. Her millet, her kavim, her ümmet kendisine özel şartlar

içinde yaşar. Müslümanlar İslam dininin planlarına, programlarına, şartlarına

göre yaşayamıyor.

Müslümanlar yabancılaşmış, aliéné olmuş.

Bundan yüz elli sene önce Müslümanın günlük hayatı beş

vakit namaza göre ayarlanmıştı. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı hayat günde

beş kez duruyordu.

Haftada bir gün, haftanın bayramı Cuma vardı.

Sabah namazı kılan Müslümanlar erken kalkardı.

Sabaha kalkabilmek için yatsıdan sonra uyurlardı.

Müslüman çocukları okula âmin alayıyla başlardı.

İş, ticaret, zanaat, çalışma hayatı dinin kontrolü

altındaydı Loncalar, ahilik, fütüvvet ahlakı vardı Başarılı çıraklar dinî

törenle peştamal giydirilerek kalfa olurdu Önüne gelen çorbacı veya köfteci

dükkânı bile açamazdı Her işin dinî bağlayıcı kuralları vardı

Eskiden dükkânlarda şöyle levhalar bulunurdu: Her sabah

besmeleyle açılır dükkânımız / Hazret-i Selman dır pirimiz, üstadımız.

Müslümanlar seküler ve yabancılaşmış oldular ama bundan

haberleri bile yok.

Bugün din denilince camiler, minareler, ezanlar,

Umre ler, Hac lar, kurbanlar anlaşılıyor. Din sadece bunlardan ibaret değil ki.

Müslüman İslam dininin hükümlerine, kurallarına,

ölçülerine, normlarına, ahlakına göre yaşayan kimse demektir.

Bugün müthiş teknik ilerleme varmış, zenginlik artmış

Bunlar Müslüman bülbüllerin hapsedildiği altın kafeslerdir. Altın da olsa,

kafes kafestir.

Bir zindan hücresi düşünün dört metre kare, kasvetli,

küflü, havasız Sadece pencere parmaklıkları ve kapısı altın kaplama Ne fark

eder ..

Müslümanda İslam a göre yaşamak şuuru olmalıdır Bu

niyete sahip olmalıdır Bu niyeti kuvveden fiile çıkartacak enerjiye, iradeye,

aksiyona sahip olmalıdır Bunlar kaçımızda var ..

Farkında değiliz ama milyonlarca Müslüman din işlerine

ceplerindeki telefon cihazları kadar önem vermiyor.

Ülkeyi kolayca İslamlaştıramayız ama servetimiz ve

imkânımız varsa kendimize bir İslam evi yapabiliriz ve hiç olmazsa onun

harîminde Müslümanca ve hür yaşayabiliriz.

Evet, evleri Müslümanların kaleleridir. Kapısını açarsın,

içeriye girersin, tekrar kilitlersin İşte şu an bir İslam Cumhuriyeti ndesin.

İslam Cumhuriyeti mi Evet evet evet Bu cumhuriyeti kurabilmek için bilgi ve

kültür lazımdır, niyet etmek lazımdır, niyetten aksiyona geçmek lazımdır İrade

irade irade

İradesiz Müslümanlar İslam evlerinde bile yaşayamaz.

* (İkinci yazı)

Akıllı ve Firasetli Zengin Müslüman Ne Yapar

OLDUKÇA zengin bir Müslüman. En az elli milyon liralık

servete sahip. Evler, hanlar, yazlıklar, ticarethaneler. Beş vakit namazını

kılıyor, hanımı ama şöyle ama böyle tesettürlü. On sekiz yaşında bir oğlu var,

onun yetişmesi için çırpınıyor. Lakin çocukta ehliyet, liyakat, istidat ve

kabiliyet yok. Ne yapsan, çabalama kaptan ben gidemem diyor. Bizim zengin onu

yetiştirmek için büyük paralar harcayıp duruyor.

Bu zat ne yapmalıdır Çocuğu ciğerparesidir. Onu

yetiştirmek için çırpınmaktan geri duramaz.

Onun için uğraşadursun; çok zeki, çok akıllı, çok

istidatlı, çok idealist, çok ahlaklı, çok faziletli fakir bir İslam çocuğu

bulacak, ona manevi baba olacak ve bu genci yetiştirmek için çalışacak, büyük

paralar harcayacaktır.

Zengindir ama böyle bir genci yetiştirmek için gerekli

kültüre, plana, programa, reçeteye sahip değildir. Bu konuda ciddi ve güvenli

kimselerle istişare edecektir.

Gerekiyorsa sürü sepet mallarından birkaçını bu çocuk

için harcayacaktır. Çocuğun annesi, bizim yavrumuz varken başkasının çocuğuna

bu kadar yatırım yapılır mı diyerek ağlayacak, saçını başını yolacak, kendini

yerden yere atacaktır. Akıllı zenginimiz bunlara pabuç bırakmayacak ve

bildiğini yapacaktır.

Yetiştirdiği çocuğa yatırım yapmadan önce, istişare

safhası bittikten sonra istihare yapacak veya yaptıracak, ondan da müspet cevap

alacaktır Kendisine yatırım yapılan çocuk bir cevher, bir nadire-i hilkat, bir

fırtınadır Birkaç sene içinde derin Osmanlıca, İngilizce, Arapça, Fransızca

öğrenecektir Eton Koleji nin verdiğinin çok üzerinde bir genel kültüre sahip

olacaktır Eline Fuzuli Divanı nı vereceksin, açıp rastgele bir gazel

göstereceksin, şahane bir metin şerhi yapacaktır. Hattat ve neyzen olacaktır.

Hezarfen olacaktır İstanbul kültür, terbiye, görgü ve adab-ı muaşeretinin bir

heykel-i mücessemi olacaktır Bir hikmet abidesi olacaktır

İlim, irfan sahibi, muhlis, mürüvvetli, müeddep, ahlak-ı

hasene ile mütehallik, kâmil bir Müslüman olacaktır

Dünyayı ayaklarının altına alacaktır

Mahlukattan ücret istemeden ve almadan nice hayırlı

hizmetler yapacak, fütuhata nail olacaktır

Yıllar geçecek bizim hayırsever zengin vefat edecek,

lakin hayır defteri kapanmayacaktır Yetiştirdiği bu iyi insanın sevapları ona

da yazılacaktır Sadaka-i cariye...

Acaba bizim bunlara aklımız eriyor mu

Bu yolla İmam-ı Gazali ler yetiştirilebilir

Şeyh Şamil ler yetiştirilebilir

Nureddin Zengî ler, Selahaddin Eyyubî ler

yetiştirilebilir

Şöhret, mevki, makam sahibi olmayan isimsiz kahramanlar

yetiştirilebilir