12 Eylül 1980 darbesinden sonra adı Konya İlahiyat
Fakültesi olan Konya Yüksek İslam Enstitüsü nün değerli hocalarından Arif
Etik beyefendi merhum, teneffüse çıktıklarında öğretmenler odasına girer ve
herkesi şööööyle bir süzdükten sonra şiiri okur:
Vükela kabrine heykel dikelim şöyle yazıp
Ki: bunun hal-i hayatına yeri münhal idi
Sanmayın yevm-i vefatında bilindi kadri
Sağlığında yine bu böylece bir heykel idi.
Öğretmenlerden biri bu dörtlükten alınır.
Birilerini kastettiğini zanneder ve sorar:
Kimi kastediyorsun
Arif beyefendi sınıfta olayı bize anlatırken, Emin olun
aziz yavrular, soran adamı bildiğim için ağzımı açamadım öyle kaldım. Allah tan
olacak Osman hoca imdadıma yetişti, Canım, hocanın okuduğu şiir numarasız
gözlük gibidir. Kime takarsanız ona yakışır dedi. Ben de derin bir nefes
aldım.
Hocamızın âdetidir, sınıfa girerken de bir beyit veya
kıta okurdu.
Okuduğunu tekrar etmediği için arkadaşım Ömer Uzuner le
anlaştık, birinci mısraı ben yazacağım, ikinci mısraı o yazacak ve teneffüste
birleştireceğiz.
Dört yıl böyle devam etti.
Ahmet Kabaklı merhum, Konya ya Âşıklar Bayramı na
geldiğinde bir evde sohbet esnasında tanışmışlar ve İstanbul a dönüşünde
Tercüman gazetesinde Arif Etik merhumu tanıtmıştı.
Tefsir hocamız merhum Dr. Hüseyin Küçükkalay da Arap
şiirini Türkiye de en iyi bilendi. Bağdat Üniversitesi ni birincilikle
bitirmiş. 65 yaş nedeniyle emekli olunca Riyad Üniversitesi nde ders vermeye
başlamıştı. Hac için gittiğimde Riyad a geçtim ve orada bir evde otururken
Suudlu bir kimya profesörü, Derslerimin boş olduğu zamanlarda Hüseyin beyin
dersine giriyorum ve bizim dilimizi bir Türk ten yeniden öğreniyorum demişti.
Hüseyin Bey anlatır, Arif hocayla yazın Akdeniz e
gittik. Kumsalda güneşlerken denizin dibinden gelerek kenarda çıkıveren bir
adamın başında hiç tüy yoktu.
Arif hocaya döndüm ve Her kelimeye bir beyit buluyorsun
buyur içinde Cavlak kelimesi geçen bir beyit söyle dedim.
-Kaç tane olsun dedi.
-Rasgele 9 tane olsun dedim.
Art arda tam dokuz beyit okudu hepsinin içinde Cavlak
kelimesi geçiyordu.
Arif Etik hoca yine beni aldı götürdü. Ben başka bir şey
anlatacaktım. Okuduğu şiirden alınan adam suçluluk duygusu içinde ve okulda
kendini dışlanmış hissediyordu.
Suç işleyenler kuşkulu bir hayat yaşarken, başkalarına
zarar verirken en fazla kendilerine zarar verirler.
Onların iç kanaması vardır. Görüntüde bir şey yok gibidir
ama içten içe çöküntü içindedir.
Rabbimiz, İslam a inanmadıkları halde inanmış gibi
görünen böylece Müslümanları kandırdığını zanneden, hatta Allah ı bile
kandırabileceğine kendini kandıran adamlar için: Onların kalplerinde hastalık
vardır. Allah da onların hastalı-ğını artırmıştır ve yalan söyledikleri için
onlara acıklı bir azap vardır buyurur. (Bakara Suresi, ayet: 10).
Şehrin en kalabalık meydanında biri, Hırsıııııız diye
bağırsa ilk bakan hırsız olurmuş. Ondan sonra ses geldi diye suçsuzlar da
bakarmış.
Yani yarası olan gocunurmuş.
Rabbimiz münafıkları tanıtırken: Onları gördüğün zaman
bedenleri hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Sanki onlar
giydirilmiş keresteler gibidirler. Her bağırmayı kendi aleyhlerine zannederler.
Onlar düşmandırlar. Onlardan sakın. Allah onları gebertsin. Nasıl da
döndürülüyorlar (Münafikun Suresi, ayet: 4).
Bir de yaptıkları kötü şeylere pişmanlık duygusu vardır
ki bu o kişinin suç virüsüyle tamamen felç olmadığını, tedavisinin mümkin
olduğunu gösterir.
Ama inkâr virüsüyle tamamen felç olmuşsa, yaptıkları
cinayet, hıyanet, soygun, yalan, talandan zevk alır hale gelmişse durum çok
ciddidir ama can çıkmadıkça ümit kesilmediğinden tedavisine devam edilmeli.
Önce Kelime-i Şehadet şerbeti içirilmeli.
Sonra iman esasları öğretilmeli.
Sonra İslam ın beş şartı uygulamalı olarak öğretilmeli.
Bulunduğu ortamdan uzaklaşması sağlanmalı. Salihler semtine taşınmalı, iyi
arkadaşlar edinmeli...