Suçlu benim

Abone Ol

Bedenlerimizi gökdelenlerle yükselttikçe, ruhlarımız da

bir o kadar yerin dibine batıyor. Yaşat, yaşa düsturunun yerini, Öldür,

yaşa anlayışı aldı. Hayatı salt bir mücadele alanı olarak görenler, dünyayı

yaşanmaz kıldılar. Ekonomiyi tanımlarken kaynakların sınırlı, insan

ihtiyaçlarının sınırsız olduğuna inananlar, insanlığı madden manen uçurumun

kenarına getirip bıraktılar. Bunun üzerine bir de hak anlayışındaki sakatlık

eklenince olanlar oldu. Son 300 yıllık serüvenin şoför mahallinde bulunanlar,

kurdukları kibir kulelerinde ilahlık taslar oldular. 

Kaynaklar sınırlıysa, Ortadoğu nun petrolleri, yer altı

yer üstü zenginlikleri onların hakkıdır.

Hayat bir mücadeleyse yaşamak için öldürmek zorundasın.

Afrika da açlıktan ölenler, ölümü hak ediyorlar. Onlar da güçlü olsaymış değil

mi

Bu yarışta bir dakika durmamalılar. Öldürmeli, sömürmeli,

yok etmeli, parçalamalı, kaos çıkarmalı ve perişan etmeliler ama asla pişman

olmamalılar. Neden Çünkü onlar üstün. Diğerleri onların zevk-ü sefa içinde

yaşamaları için yaratılmışlardır.

En çok da anlamakta zorlandığım şey, böylesine bir

düşünceyle insanlığa kan kusturanlarla bir olup bu sorunların çözüleceğine

inananların varlığı. Mesela geçen gün birisi, Büyük Ortadoğu Projesi ne

eşbaşkan olmak gibi bir yanlışı, batılıların vereceği zararı azaltmak olarak

açıklamaya çalıştı. Bu durum muhakeme yetisinin yitirildiğinin açık bir delili

değil mi Hadi yapıldı bir yanlış, bu yanlışı bile göklere çıkarmak da neyin

nesi Bir insan bu kadar mı kendisine yabancılaşır Bir insan bu kadar mı,

zihin kaymasına uğrar

Oysa bu kişi, 1-2 sene önce kaleme aldığı yazılarda;

Üç kuruşluk menfaat ve uçkur sevdasına iktidarınızdan

olmayın. Kendinize de, ülkenize de yazık edersiniz. Dünyanızı ve ahretinizi

berbat etmeyin! , Seciyesi bozuk insanlara makam ve servet verirseniz, onu size

karşı kullanır. zalimlere yardım etmeyin, ateş size dokunur diye yazılar

kaleme alıyordu.

Ne tuhaf değil mi Allah insanı iddiasından vuruyor

işte.

Ne kadar da tutsak olmuş ruhlarımız, ne kadar da çaresiz

ve güçsüz hissediyoruz kendimizi. Daha dün kuvvet ve kudretin yegâne sahibine

olan yönelişin yerini, stratejik açılımlar! reel politik değerlendirmeler aldı.

İşte bu yüzden İsrail terörist iken birden dostumuz oluverdi. İşte bundan

dolayı, PKK-PYD ye her türlü desteği veren ABD ile hâlâ stratejik müttefik

olduğumuzu söylüyoruz.

Irak ta 1,5 milyon insan ölmüş, fiili olarak üçe

bölünmüş, hiç kimse bu durumdaki payını görmek istemiyor. Suriye, Yemen, Libya

yerle bir olmuş, herkes bir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor.

Çözüm Süreci diye bir yalana sarıldılar. Her bir

yanımız ateş çemberine döndü, kimse yaptığı hatayı kabul etmiyor. Rusya iki

pilotu için bölgeyi ateşe vermeyi göze alırken, biz her gün şehit cenazelerini

omuzluyoruz.

Ergenekon üzerinden iki seçim kazandılar, bugün hiçbir

şey olmamış gibi davranmayı sürdürüyorlar. İnsanoğlu bu, elbette hata

yapabilir, yanlışa düşebilir. Ancak devlet deneme-yanılma yoluyla mı yönetilir

hep, bu durumda mağduriyetlerin hesabını kim verecek

Ne demiş atalarımız; Suç samur kürk olsa kimse sırtına

almaz

Herkes masum, kimsenin bir suçu yok. Buradan ilan

ediyorum. Suçlu benim!

Ne diyordu Üstad Reis Bey de Artık bütün mantık

hesaplarımı kaybettim. Hem de öylesine kaybettim ki; Amerika da bir cinayet

işlense de, Dünya çapında bir ses sorsa; Katil kim , Benim! diye

haykırabilirim! Soğuk kış geceleri, köprü altında yatan çıplakların vebali

benim boynumda, gömleğimin yakasında...