Su kuyusu mu açıyorlar elmas mı arıyorlar?

Abone Ol

Dünyanın sömürüden kurtulması, huzur ve barışın hâkim

olması için materyalist Batı medeniyeti ile mümkün olmayacağını, yeryüzünde

İslam kültür ve medeniyetinin belirleyici olması gerektiğine vurgu yapmıştım.

Bunun için sürekli sömürülüyoruz, katlediliyoruz diye şikâyetçi olmaktan çok

ayağa kalkmamız gerektiğine vurgu yapmıştım. Bugün İslam anlayış ve

medeniyetinin hayata yansıyan bazı örneklerine temas etmek istiyorum.

Ülkemizde çeşitli vakıflar ve yardım dernekleri var. Bu

derneklerin bir bölümü dünyanın neresinde yardıma ihtiyacı olan varsa

inançlarına bakmadan insanımızın kendilerine emanet ettiği yardım paralarını

onlara ulaştırıyorlar. Son yıllarda başta CANSUYU Yardımlaşma ve Dayanışma

Derneği olmak üzere çeşitli vakıf ve yardım kuruluşları temiz içme suyuna

ihtiyaç duyulan dünyanın çeşitli ülkelerinde kuyular açıyor, önemli bir

ihtiyaca cevap vermeye çalışıyorlar. Bu arada yine dünyanın çeşitli

ülkelerindeki yetimlere yönelik faaliyetler sergileniyor. Binlerce insanımız

Afrika ya hiç gitmemiş, belki bundan sonra da gitmeyecektir ama temiz içme

suyuna ihtiyacı olan insanların bu ihtiyacını gidermek için harekete geçiyor,

bu hizmeti veren dernek ve vakıflara kuyunun açılma bedelini yatırıyor, böylece

binlerce kilometre uzaktaki insanların sevincine vesile oluyorlar. İnsanımız

bunu inancının gereği olarak ve sadece Allah rızasını gözeterek yapıyor. Bunu

kesinlikle bir övünme vesilesi de yapmıyor. Sadece CANSUYU Yardımlaşma ve

Dayanışma Derneği nin Bangladeş, Benin, Burkina Faso, Çad, Etiyopya, Fildişi

Sahili, Gana, Kamerun, Kamboçya, Liberya, Mali, Nijer, Orta Afrika, Pakistan,

Senegal, Sierra Leone, Somali ve Togo da 1435 su kuyusu açmış ve gelen

talepleri karşılamaktadır. Doğal afetler karşısında yardım derneklerinin dünyanın

her köşesine anında yardım götürmelerinin yanında çok önemsediğim bir başka

husus ise çeşitli ülkelerdeki yetimlere de insanımız sahip çıkıyor. İmkânına

göre bir ya da daha fazla yetimi sahipleniyor her ay belirlenmiş olan 100

lirayı yetimin ihtiyacının karşılanması için gönderiyor. Türkiye başta olmak

üzere Lübnan, Suriye kampları, Çad, Somaliland, Kosova, Bangladeş, Gana,

Filistin/Gazze, Pakistan, Kamerun, Yemen, Sierra Leon ve Liberya da 5 bin 500 ü

aşkın yetime insanımız sahip çıkmış durumda ve bu rakam her geçen gün artıyor.

Gerek su kuyusu açılması, gerek yetimlere insanımızın sahip çıkması bize göre

çok doğal bir olay. Çünkü inancımız bize bunu emrediyor. Ama Batılı için böyle

bir şey söz konusu değil. Batılı bir ülkeye gidiyorsa vermek için değil almak

için, en azından verdiğinden fazlasını tahsil etmek için gidiyor. Bunu yaşanmış

bir olayla izah etmek istiyorum.

Afrika nın bir ülkesine su kuyusu açmak için yıllar önce

gönderilen bir ekip uçaktan inip kalacakları otele geçtiklerinde bazı görevliler

geliyor, niçin geldiklerini ne kadar süre kalacaklarını soruyorlar. Ekiplerinde

ihtiyaç olan yerlerde su kuyusu açmak için geldiklerini, mümkün olan en kısa

zamanda kuyuları açıp insanların hizmetine sunacaklarını söylüyorlar.

Görevliler gidiyor ama aldıkları cevaptan tatmin olmamışlar ki, ertesi gün bir

daha geliyor, benzer soruları tekrarlıyorlar. Kuyu açmak için giden ekip

böylesine sorgu suale tabi tutulmak karşısında üzülüyor ama sonunda izin

çıkıyor ve ekip kısa zamanda kuyuları açıp musluktan su akmaya başlıyor. O

ülkede işleri bitip bir başka Afrika ülkesine gitmek için ayrılırlarken bu defa

büyük bir muhabbet ve coşku ile yolcu ediliyorlar.

Normal olarak binlerce kilometre uzaktan su kuyusu açmak

için gitmiş insanlara böylesine şüphe ile yaklaşılması ve sorgulanmasına

insanın üzülmemesi mümkün değil. Su kuyusu açmak için giden ekip üzülüyor ama

niçin böylesine şüphe ile karşılandıklarını anlamak için bulundukları süre

içinde bir araştırma yapıyorlar. Araştırma sonucunda aynı ülkeye ABD ve Avrupa dan

su kuyusu açmak için gelen bazı ekiplerin bir kuyunun açılması için aylar süren

çalışma yaptıklarını, bunun sebebinin ise su bulmak ve insanların hizmetine

sunmak yerine elmas ve diğer kıymetli maden araması yaptıklarını yetkililer

fark ettikleri için gelenlere şüphe ile baktıklarını anlıyorlar. Yani, Batılı

bir ülkeye yardım götürüyor ise bunu sadece gizli niyetlerini maskelemek için

yapıyor. Kısacası Batılılar için sömürü esas, Müslümanlar için ise Allah ın

rızası. Bunun için diyorum ki yeryüzünde Müslümanların, İslam medeniyetinin

belirleyici olması gerekiyor. Bunun başka yolu yok.