Cihan Aktaş, öykü alanında ne yapmak istediğini belirlemiş yazın kuramını oluşturabilmiş bir yazar. Kusursuz Piknik Aktaş‘ın dört yıl önce yayımlanan Duvarsız Odalar‘dan sonraki öykülerinden oluşuyor.
Erol Göka; Türk Grup Davranışı başlığını taşıyan kitabında; Türklerin şatafat düşkünlüğünü, trafikte neden canavar kesildiklerini, kadın-erkek ilişkilerini, piknik sevgisini, eğitim sorununu ve nihayet Türklerin internetle olan bağlarını kültürel ve tarihsel dayanak noktalarıyla birlikte açıklıyordu. Cihan Aktaş‘ın son öykü kitabı Kusursuz Piknik‘i okurken piknik odaklı metinlere de gidip geldim ister istemez.
"Bir İtibar Meselesiydi Kusursuz Bir Piknik"
Kusursuz Piknik, Aktaş‘ın dört yıl önce yayımlanan Duvarsız Odalar‘dan sonraki öykülerinden oluşuyor. Aktaş‘ın dokuzuncu hikâye kitabında 11 hikaye var. Bu kitabın ismini taşıyan hikayenin kapak resmi ile birlikte yazarı için özel bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Kitabın kapak resminde yer alan kişilerden birinin Aktaş‘ın babası olduğunu belirtmekle yetinelim şimdilik. Kusursuz Piknik için şunları ifade ediyor Aktaş bir konuşmasında: "Kusursuz olma çabasının kadınları nasıl baskı altında tuttuğunu anlatan hikayeler çoğu. Kitabın bir diğer teması da hayatın ağırlığını bir başına kaldırmaya baş koymuş gururlu kadınların yaşadığı çöküntü. İnsan her zaman önce görünüşü üzerinden değerlendirilir, ama bu da hiç yeterli olmaz. Unutkanlık, ihmal, titizlik, kariyer sahibi olmak, kariyersizlik, dikkat, dikkatsizlik, rüküşlük, şıklık, bilgisizlik, fazla bilgili görgülü olmak... kusur olarak görünebilir kadınlarda. Bir sakarlık ve dağınıklık haliyle belirebilir pekâlâ, haksızca üzerinize gelen kusursuzluk beklentilerine yönelen itiraz. Bu beklenti bazen benliğimizde kök salmış özkabullerden yükselir, kusursuz olmak isteriz; eksik, zayıf görülmeye katlanamadığımız için.
Piknik gibi sınırlı bir zamanda hazırlanan bir organizasyon, bir de hatırlı misafirler gelecekse ve evin kadını bu konuda yalnız bırakılmışsa, ne kadar başarılı olabilir? 80‘li yıllara doğru, taşrada geçen bir piknik etrafında geliştirdiğim bir hikaye, Kusursuz Piknik."
Kadınların kusursuz olma çabasına erkeklerin kusursuzluk beklentilerini de ekleyelim: "Eli açık bir adamdı kocası, Allah‘tan maaşa bağlı değildi, aileden kalma malları mülkleri vardı da geçinebiliyorlardı. Kocası için ele güne karşı bir itibar meselesiydi kusursuz bir piknik düzenlemek; fakat kusursuz piknik de olmuyordu ki... Dağların tepelerinde evlerde olduğu gibi kurulamıyordu ki sofralar! Yağmur dinmezse e_er, bu piknik iptal edilebilirdi, öyle bir ihtimal de yok değildi"(s.12)
"Öykü Dişil Bir Olay"
Modernleşme sürecinde kendisini yeniden tanımlayan Müslüman kadınların hikayelerinden hikaye alanında farklı bir ses oluşturma kararlılığında bir yazar Cihan Aktaş. Kusursuz Piknik adlı yeni kitabında ise toplumun çeşitli kesimlerinden, değişik yaş gruplarından, türlü konum ve rollerdeki kadınların hayatlarında bakılmayan, bakılsa da görünmeyen alanlara, inceliklere çeviriyor keskin bakışını. Sessizlikle geçiştirilen anlara, durumlara seslerini geri veriyor. Kitap boyunca kendine toplumun kıyısında, karanlık bir köşe ararken görüyoruz kadın karakterleri.
Yazarı ve yazını kadın ya da erkek odaklı tanımlamak, ayırmak yazı/n bağlamında doğru ve yararlı olmasa da fıtrat temelli farklılıklardan kaynaklı özel dünyaları dikkate almanın gerekliliği de yadsınamaz. Kadın yazarı "duygusal", nahif, çevresindeki kadın sorunlarına karşı duyarlı, ayrıntıları iyi gören, doğal nedenlerle çözümleme becerisi olan, sezileri güçlü, duygularını güzelce anlatan, kadınca bilinen gizli ayrıntıları aktardığı oranda zeka, bilgi, saptama gücü, kurgu yeteneği bütünlüğünde tanımladığımızda yerli yerine oturtmuş oluruz bu meseleyi. Kuşkusuz kadın olsun erkek olsun yazarlar, neyi bilebiliyorlarsa, güçleri yettiğince onu yazabiliyorlar.
Anlattığı kadın karakterlerle empati kurabilen bir yazar olarak karşımıza çıkan Aktaş‘ın son öykülerini okurken Rasim Özdenören‘in "Bana öyle geliyor ki öykü dişil bir olay" deyişine bir kere daha hak verdim. Bir ön şart değil ama öykü ve kadın ilişkisi bağlamında Özdenören‘in söyledikleri yabana atılamaz özellikle Aktaş‘ın öyküleri çerçevesinde. Seksenli yıllardan itibaren Müslüman kadın yazarların öykü serüvenlerine de bakılabilir bu konu özelinde.
Bir evin dağınıklığı, bir kanepenin kıvrımları, bir eşin vurdumduymazlığı, bir kız evladın şımarıklığı, bir genç aşığın tükenen hevesi, yaşlı bir annenin tükenmez istekleri, halden bilmez bir misafir kalabalığının talepleri, bir organizasyonun ağır yükü... Kusursuz Piknik‘te kusur hakkı tanınmayan kadının sırtına yüklenen "kusursuzluk" beklentisinin farklı görünümleri, dekorları olarak çıkıyor karşımıza. Ortada toplumsal bir sorun varsa, bu herkesin ortak insanlık sorunudur. Hatta erkeğin kadın sorunudur... Böylece yazar toplumda yaşayan kadın karakterinin üzeri_ne yüklenmiş onca ağır yüke rağmen ondan kusursuz olmasını beklemek gibi bencilce bir davranışın yanlışlığını ön plana çıkararak eleştirel tavrını bir kez daha ortaya koymuş oluyor.
Aktaş‘ın öykü külliyatı irdelenmeli
Nedense bir darbe kitabı olarak algılanmaktan kurtulamayan Üç İhtilal Çocuğu‘ndan Kusursuz Piknik‘e kadar bakış, tema, konu, kişilikler, dil, biçem, teknik vb. açılardan irdelenmeli Aktaş‘ın öykü külliyatı.
Daha önce dergilerde yayımlanan öykülerden oluşuyor Kusursuz Piknik. Fayrap ve Derkenar dergilerinde yayımlananları anımsıyorum ben. Keşke kitabın sonunda ya da her öykünün sonunda öykülerin yayımlandığı dergilere ilişkin küçük bir atıf olsaydı. Bu atıf Aktaş‘ın öykü serüveninin izini sürmek bakımından da ufak fakat önemli bir ayrıntı olur/du kanımca. Öte yandan Aktaş düşünce ve inceleme alanında yayımladığı kitaplarda yazmamayı tercih ettiği edebi ürünlerini yayımladığı edebiyat dergilerini öykü ve romanlarının başına koyduğu biyografisine eklemelidir.
"Pazarları Buenos Aires‘te seçenekler az ve özdür; kilise veya ravyoli, futbol veya at yarışı, bisiklet veya yüzmek, piknik veya akraba ziyareti" diyen Julio Cortazar‘dan Rasim Özdeören‘e yazı dünyasında piknik temasının izini sürmenin gereğini bir kere daha hissettirdi bana Kusursuz Piknik. Hayat bizi biz yapan hikâyeyle güzeldir, diyerek yazıyı Hüseyin Su‘dan bir alıntıyla bağlayalım:
"Sözün özü, Cihan Aktaş, "hikâye yazıyor."