Şu Araplar neyiniz olur

Abone Ol

İslam ülkelerinin hangisinde huzur kalmış ki.

İranlı çiftler evlenmek için daha özgür buldukları Türkiye’ ye geliyorlarmış.

10 milyonda bir kişi çıktıysa, medya bunu bir ordu gibi sunmakta sakınca bulmamakta.

Bazı görgüsüz Hint zenginleri gerçi şaşaalı birkaç düğün yapmıştı.

Son yıllarda “al sana turizm cenneti payesi” lütfedilen Dubai’ ye bir akın başlamıştı gerçi bizimkiler tarafından.

Bu lütfu da ülkeyi yöneten Emirin sıkı bir İngiliz kültürü hayranlığından aldığı kesindi gerçi.

İngiliz şapkaları başlarına geçirilmiş aile kadınları ve kendisinin redingotu, frakı, asalet merakı İngilizlerin aferinlerine yol açmıştı.

Geçtiğimiz yıl Uluslararası Binicilik Federasyonu Genel Kurul toplantısına katılmak için İstanbul’a gelen emirin eşi, Prenses Hayâ Bint El Hüseyin’e; Obama protokolü uygulanmış, olağanüstü güvenlik önlemleri alınmıştı.

Ürdün Kralı Abdullah’ın kız kardeşlerinden biri olan prenses Hayâ, İngilizlerde alışık olduğumuz at sporu ile haşır neşir.

Senelerce Lübnan, doğuyu ve batıyı eğlendiren bir merkezdi.

Sonra sağ sol, Hıristiyan Müslüman çatışmaları düştü bahtına, sedir ağaçlarının ülkesine yazık ettiler.

Beyrut eğlence merkezi sıfatını kaybettiyse yerine İstanbul’u koyarız dediler.

İstanbul’un da gerçi karnesinde iri bir çentik vardı.

Kırklı, ellili yıllarda bile daha açık kadın fotoğrafı varken sokaklarda.

Son çeyrek yüzyılda başörtülüler hızla artarak Roma’nın, Bizans’ın kadim şehri asıl şimdi elden çıkıp işgal ediliyordu.

Ne gam, muadili nasıl olsa Antalya idi.

Suriye hep sancılı idi.

Esed ailesinin katliamları otuz yıldır halkı canından bezdirmekte idi.

Şam’ın sadece havası ve Osmanlı mimarisi uymakta idi İstanbul’a.

Büyük binalarda baba diktatörün kocaman posterlerini her gördüğünde halk,  acı ile doluyordu.

Oğlu için de halkını öldürmek zor gelmedi.

Zira çocukluğunda bu kanla beslenmişti.

Ceset denizinde yüzmüştü.

Sofralarında mutluluk değil, bugün kaç kişi katledildi konuşulmuştu.

Hama ve Humus katliamlarında ölenler ve sakat kalanlar için aile, hiç kederlenmemiş bilakis yeni katliamlar için tecrübe bilmişlerdi.

Mısır, köklü kadim bir medeniyet müzesi idi.

Eski çağların zengin bir birikimine sahipti; bilimde, sanatta zirve idi.

Piramitleri, mimarisi, tapınakları, Nil Nehri, görsel manzaraları ile dünyanın görmek için can attığı bir kültür hazinesi idi.

Sarkozy evlendiğinde balayı için Mısır’a koşmuştu.

Avrupa tarihi, Mısır’ın yanında cüce idi.

Türkiye’den de önemli bir turist potansiyeli vardı.

Siyasette onurlu bir İslam mücadelesi vardı.

Hasan el Benna’nın, Seyyid Kutub’un meşalesini yaktığı İslam’ın dirilişi; bir yıldız gibi parlıyor, diğer ülkelere örnek oluyordu.

Kral Faruk’un, Nasır’ın, Enver Sedat’ın, Mübarek’in zulümlerinden usanıp yılan halk için umuttu İhvan.

Irak, Somali, Afganistan’a savaş, cinayet, kan götürmüş Amerika; oraları asırlarca sarılamayacak yaralarla baş başa bırakmıştı.

Cezayir, Fas, Tunus için İslami hareket her filizlendiğinde, boğan darbelere destek vermişti.

Arakan’da Budistler Müslümanları yakarken, Doğu Türkistan’da Çinliler soykırım uygularken susmuş, seyretmişti.

Filistin zaten bizim çocuklarla dolu idi.

Elimizi uzatsak tutacağımız.

Daha Abdülhamid Han devrinde eyaletimiz olan bizim diyardı.

Şimdi soruyorlar da, neniz olur şu Araplar, bu kadar üzülüyorsunuz diye.

Amerika, Japonya’ya bomba attığında, ölen çocuklar evladımızdı.

Vietnam’da, Kamboçya’da öldürülenler yakinimizdi.

Ne zaman sorduk Che’li posterlerinizin hesabını, bizde evlerimize astık, onu da iyilerden bildik.

Hâlâ aklım İhtişamın merkezi Dubai değil, Küba da; ölmeden Castro’ nun ülkesine gidebilsem, kim bilir kendisinden sonra nasıl karıştıracaklar Havana’yı diye endişedeyim.

Akşam Beykoz mitinginde idim.

Dönüşte bir yalının önünden geçiyorum.

60 yaşındaki tuzu kuru hanım, yalısının bahçesinde; deniz dalgalarının vokal tuttuğu rıhtımda rahvan, bilgisayarı başında ulusal kanalı izlerken bize de saydırdı.

“Şu gürültüye bak, ulan bu Araplar sizin neyiniz ki bağırıp çağırıyorsunuz”.

Toplananlar da yoksul halk çocukları; yaşlı, ayağında yırtık papuçlu kadınlar, fakir, işsiz ama yüreği insanlık sevgisi ile dolu gençler.

Kadına döndüm,

“Mısır, Filistin, Suriye kardeşim olur ama sen benim neyimsin” dedim.