Şu 28 Şubat sürecinin ettikleri

Abone Ol

28 Şubat Müslümanlar için yeni bir süreç oldu. Birçok açıdan bu böyledir. Bu, sadece Türkiye yi değil bütün Müslümanları ilgilendiriyor. Müslümanları yönlendiren, yöneten, senaryolar hazırlayan ve sahneye koyan oynatan güç, gücünü olduğu gibi koruyor. Oyunu bölgelere göre farklı oyuncularla, farklı üsluplarla ortaya koyuyor. Oyunun sonucu olarak ortaya çıkan gerçekler şunlardır. Bu oyunu sahneleyenler ve oynayanların kazançları ve çıkarları olduğu gibi duruyor.

Burada Müslümanları ilgilendiren iki boyutu var bu büyük oyunun.

İlki, bu oyunu sahneleyen egemenlerin, güçlerin varlığının çok fazla öne çıkmaması. Bir bakıma mafya babası gerçeğinin burada karşılık bulması. Yani oyunun asıl sahibi ve sahiplerinin ortada görünmemesi. Görünmezlik ve bilinmezliği sayesinde tepkilere hedef olmaması. Şöyle bir durumu yeniden birlikte anımsayalım. 1992 de I. Körfez işgalinde oyunun asıl aktörleri sahnede çok aktif olarak, yani görünürde yer almışlardı. Dolayısıyla doğrudan hedef tahtası olmuşlardı.

Abede, İngiliz ve Siyonizm eksenli bu büyük oluş özellikle Müslümanlar üzerinde bir karabasan oluşturuyor. Müslümanların hemen her kıpırdanışlarını, diriliş ve yükseliş süreçlerini yakından izliyorlar. Müslümanlar arasında kendilerine yarayabilecek olanları da iyi seçiyorlar. Bunlar dönemden döneme koşullara göre değişebiliyorlar.

Türkiye düzleminde baktığımızda, Müslümanları bir hastalık gibi saran kavmi arayışların asıl doruğu bu günlerde yaşanıyor. Müslüman kavimler arasındaki çatışmalar en gergin dönemi de diyebiliriz buna. Bu ayrışma ve bölünmenin boyutu bununla sınırlı olsa iyi diyeceğiz. Ne yazık ki artık tarikat, cemaat ve kabile çatışmaları giderek su yüzüne çıkmış bulunuyor. Buna, Batı ruhuna bağımlı ve onların çalılıklarına dolanmış siyasal partileri de eklememiz gerekiyor.

Batı ruhuna bulanık kimi askerlerin geçmiş zamanda bu sürecin 1000 yıl süreceği iddiası öyle yabana atılacak gibi değil. 28 Şubat sonrasında sahneye sürülen oyuncu kadroları değişti o kadar. Bir toplum genelinin hoşlanabileceği jönlerin sahneye sürülmesi egemenler ve çıkarcılar açısından en uygun olanı.

Türkiye düzleminde şu son zamanlarda yaşadıklarımız öylesine basit kimi göndermelerle yabana atılamaz. Bunların derin analizleri yapılmadan altından çıkılacak gibi de değil. Müslümanlar açısından en önemli sorun da budur.

28 Şubat sonrasında Müslümanlar adına sahnede yer alanların ne kadar bu oyunun parçaları olup olmadıklarını ve nasıl bir rol kendilerine biçilip biçilmediğinin bilinmesi veya bilenememesi asıl sorun. Görünen bu büyük kavganın asıl künhüne varılamadan öyle kolay kolaya anlaşılabilecek de değil.

Mısır da yaşanan Müslüman Kardeşler ile Selefi çatışması ile Türkiye de yaşanan İktidar Cemaat çatışması birbirinden soyutlanamaz. Hatta farklı da değerlendirilemez. 28 Şubat Süreci sonrası egemenler adına bu oyunu oynamaya razı olanların ortaklıkları ve birlikteliklerinin ardından bu gerilime girilmiş olmanın nedeni ne Soruyu biraz daha açalım. Arap-Amerikan Baharı diye tanımladığımız büyük gösterili ayaklanmaların sahibi ne kadar Müslümanlardı, Müslümanlar bu oyunun neresine kadar yer alıyorlardı veya aldılar Benzer soruyu Türkiye ve 28 Şubat süreci sonrası için de sorabiliriz Bu oyunu oynamaya razı olanların sonuçlarının ne kadarında etkin olabilirlerdi veya olabilecekler. Bu, bize I. Körfez işgali sırasında Özal ın şu sözünü anımsatıyor. Bir koyup beş alma mantığı. Yanı ekonomide nasıl liberalleşildiyse normal hayatta da benzer bir durum yaşanıyor. Müslümanlar ruhen ve kalben hem liberalleştiler hem de de bu rolleri üstlenmekten haz aldılar. Bir bakıma dünyevileştiler. Çıkarlarını öncelediler. Arada elde ettikleri kırıntılarla avunuldu.

28 Şubat sürecinde ekonomiyi Kemal Derviş eliyle düzenleyenlerin çıkar çarkında da hiçbir değişiklik olmadı. Sürece bir de bu açıdan bakmada yarar var.