Srebrenitsa soykırımının yıldönümü

Abone Ol

Tam da Türkiye’de Kuzey Suriye’de güvenli bölgenin yeniden gündeme geldiği bu günlerde, Birleşmiş Milletler tarafından 1995 yılında güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa’da, Sırp Cumhuriyet Ordusu (Vojska Republike Srpske) tarafından yaklaşık sekiz bin Boşnak erkeğin 11 Temmuz 1995’te hunharca katledilmesi 26 Şubat 2007’de Lahey Adalet Divanı tarafından ‘soykırım’ olarak tanımlanmıştı. 11 Temmuz 1995 soykırımında şehit olanların anısına yaptırılan Potoçari Anıt Mezarlığı’nın yirminci yılında BMGK tarafından hazırlanan Srebrenitsa katliamının soykırım olarak tanımlanmasını öngören tasarının Rusya tarafından veto edilmesi sübjektif nedenlere dayanmaktadır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde baş at oynayan beş ülkeden olan Rusya, eski SSCB ideologlarının algı politikasıyla örtüşen bir yaklaşımla, Balkanlar’da cepheleşmeyi yeniden tetikleyen bir anlayışla hareket etmesi ana kronik politikalarının gereği olsa gerek. Bu tutum, Balkanlarda farklı kültürlerin özgün birliktelik anlayışını ortadan kaldırmaya yönelik bir adım olsa gerek.

Aliya Izzetbegoviç, bu katliamı II. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılmış en büyük soykırım olarak ifade etmişti. Hatırlanacağı üzere Mart 1938’de Avusturya’nın ilhakı (Anschluss Österreichs) sırasında bu ülkede 185.000 Yahudi bulunuyordu. Savaş sonrası sadece 4.500’ü geri dönebilmişti. 65.459 Yahudi ise soykırıma uğramıştı. Savaştan sonra kurulan Demokratik Avusturya Cumhuriyeti, 1948’de Nazi Partisi’nin %90’ına af getirirken, 1957’de de SS ve Alman Gizli Servisi Gestapo (Geheime Staatpolizei)’ya da benzer şekilde af getirmişti. Bu yaklaşım, bir bakıma soykırım uygulayanların ödüllendirilmesi anlamına geliyordu. BMGK’nin soykırım tasarısına ret oyu veren Rusya’nın tutumu da, SS ve Gestapo’yu ödüllendiren Avusturya’nın tutumuna benzer niteliktedir. Rusya, bu anlayışla Sırpların Boşnaklara karşı uyguladıkları soykırımı ödüllendirmiş oldu.

Sırp ve Bosna-Sırp liderlerin BMGK tarafından oylamaya sunulan soykırım tasarısının anti-Sırp girişim olarak gösterme çabaları ve bu konuda Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nde ret oyu kullanmasına yönelik çağrıları bir bakıma karşılık bulmuştur. Rusya, ‘soğuk duş’ etkisi yapan ‘Boşnak karşıtı’ duruşuyla,  Balkanlar’da çatışma ortamını yeniden tetikler bir tutum içerisine girmiştir. Böylece Rusya, Balkanlar’da ihtilafların dolaylı tarafı olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

Rusya, Balkanlar’daki stratejik çizgisini ‘Ortodoks inisiyatifi’ yönünde ortaya koyarak, temelinde iç içe geçmiş matruşkaların yer aldığı keskin uçlu farklı bakış açılı rotasını yeniden mezhep endeksli şekillendirerek, konuya Balkanlaştırmaya özgü cepheleşme prizmasından bakmaya çalışmaktadır.

Rus yönetimi, Sırp çıkarlarına zarar getirebilecek bu uygulamaya karşı taraflı tavrını kullanarak, taraflar arasında normal barışçıl çabalara da sekte vurmuş oldu. Yeniden siyasi iki ateş arasında kalan Boşnak Müslümanlar, Rusya tarafından veto edilen karar taslağı ile yeniden tahkim edilmeye çalışılan ‘Karşıt Ortodoks Cephesi’ gölgesinde, gerginliklerin azaltılması ve ilişkilerin düzeltilmesi yönünde zor bir süreçle karşı karşıya bırakılmıştır.

Balkanlar’da, sorunlar girdabına sürüklenmeye çalışılan Boşnaklar, çalkantılı bir ortamda yeniden barış ve güvenlik içerisinde diğer kültürlerle bir arada var olma (co-existance) ve yaşama haklarını aynen muhafaza etme yolunda daha ihtiyatlı ve emin adımlar atmaları gerekecektir.

Tüm bu olanlardan sonra büyük hoşnutsuzluk yaratan ‘hayır’ oyunun ne anlam taşıyacağı da zamanla daha anlaşılır olacaktır. Zor ve dolambaçlı yollardan geçerek adeta pamuk ipliğine bağlı olarak oluşturulan ve bıçak sırtında sürdürülen barış sürecinin devamı için büyük çaba gerekebilir kanaatini taşıyoruz.