Sözünün sahibi olmak

Abone Ol

Ağızdan çıkan söz kişinin kendisidir, kişiliği, karakteri, duruşu, anlayışı, bakışı, düşüncesi, yönü vs. Söz, insandan süzülür. Sesin her tınısı, tavrını belirler. Söz, anlam dünyasının karşılığı.

Konuşuyoruz, konuştuklarımız kayda geçer mutlaka. Uzamda da bir yerdedir. Zaten yazıcı meleklerin görevi alanına girer. Onlar eksiksiz kayda geçerler. İnsanın kendisinin bellek yitimi olabilir ancak yazıcılar ve görevliler bunu mutlaka kaydederler.

İnsanların çok dalgalı, çok yönlü, çok çoklu ve çeşitli bir zamanı yaşıyor. Bunu oluşturan da insan. Günün koşulları, ilişkileri, çıkarları etkili oluyor ne yazık ki. Bu çok dalgalılık insanı kişiliğinden uzaklaştırıyor.

Konuşabileceğimiz, güvenebileceğimiz, sözlerimizi emanet edebileceğimiz kim var? Dostluk çok özel bir durum. Peygamberimiz tek dostunun, onun da Hz. Ebubekir (R.A.) olduğunu belirtir. Çok yakınında bulunan diğerleri, arkadaşları kardeşidir. Bunu da vurgular.

Kavramlar düşünce dünyamızı somutlar, belirler ve tanımlar. Eskiler “sözünün eri olmak” ifadesini kullanırlar. Eril bir yaklaşım. Yani erkeksi bir durum. O günün koşulları bunu gerektirmiş olabilir. Ancak söz er ya da kadın için aynı konumda.

İnsan belli yaş aşamalarını geçince çevresini, yaşananları ister istemez biriktiriyor. Bellek unutkan olsa da kimi durumlar insanda yer ediyor. Özellikle de vurgulu olanlar.

Toplum önünde bulunanların söyledikleri her söz bir biçimde kayda geçer. Zamanla da insanın önüne çıkar.

İnsanlar bağlı bulundukları medeniyet değerleri, ilkeleri ile yaşamaya çabalar. Olması gereken. Fakat çıkar duygusunun ağır basmasıyla insanın ayağının ve hatta sözünün kaydığı her zaman olabilen bir durum. Ancak sorumluluk üstlenenlerin böyle bir davranış içinde bulunmaları beklenemez.

Bir millete söz verenler sözlerinin sahibi olma gibi bir zorunluluğu var. Dün böyle idi bu, bugün böyle denemez. O zaman yanılmışız demeye hakları yok.

Müslümanların kendilerini yönetenlerle birlikte, topluca çıkara, dünyaya ve dünyevî olana evrilmeleri elbette ki üzücü. Deme ki artık değerler büyük ölçüde terk edilmiş oluyor. “Ahlâk” ve “adalet”, “hakbilirlik” Müslümanların temel ilkesi. Olması gereken. Sözüne sahip çıkmamak güvensizlik ve eminlik dışı. Müslümanların hayatta en temel yaklaşımı, bağlı bulundukları dünyanın eminlik üzerine kurulu olması. “Emin” bir peygamberin ümmeti olma bilincini gerektiriyor.

Günümüz yaşayışını belirleyen en temel ve en etkili olanı siyasa ve siyasa insanları. Onlar ortamı ve düşünceyi belirliyorlar. Ne yazık ki günümüz siyasilerinin en belirgin özelliği ise rüzgârgülü gibi çok yönlü olmak.

İnsanların söz çetelesini tutacak değiliz. Biz öncelikle kendi işimize bakarız. Yolumuzu yürürüz. Varılması gereken neresi, yapılması gereken ne ise onu yapmakla yükümlüyüz.

Sözlerimiz bize ayak bağı olacaksa ona dikkat ederiz. Konuşmamayı yeğleriz. Sözlerimiz, ağzımızın yayından çıkan oklar sözlerimizdir. Onlar savrulunca bir daha geri gelmez. Söz ya da yazı fark etmiyor.

Karmaşanın olduğu bir zaman sürecinde sözün büyüsüne, coşkusuna kapılmadan süzgecimizden geçireceğimiz ve ok gibi fırlatacağımız sözlerimiz güller gibi açmalı. Güzellikler sunmalı, hayra kapı aralamalı. Bizim kim olduğumuzu, güvenilir olup olmadığımızı göstermeli. Genel geçerlikler, dünyevî çıkar ve saltanatlara kapılmadan kendimiz olabilmenin yollarına tutunmalı ve yol almalıyız. Yol bizimse biz varız, söz bizimse biz, biz olduğumuzu bilir ve anlarız. Başkalarının büyülü tumturaklı sözleri, dünyası bizi ilgilendirmez.