Sözünün arkasında durabilmek oldukça önemlidir!
Söz ağızdan bir kez çıktıktan sonra verilen tepkiler
karşısında kem-küm etmemek gerekir!
Yani,
Arkadaş siz ne derseniz deyin ben sözümün sahibiyim diyebilmek meziyettir!
Bir sözü sarf ettikten sonra birkaç tepki gelince geri
vitese takıp, Ben öyle dememiştim, böyle demiştim türünden laflardan medet
ummak ise tutarlı bir davranış biçimi değildir!
Sözünün arkasında duran, sözüne sahip çıkan halkın
gözünde büyür ve kahramanlaşır!
Sözünün arkasında duramayan, sözüne sahip çıkamayan ise
halkın gözünden silinir gider!
Zor bir durumda kalmamak için öncelikle neyin, ne zaman
konuşulacağını bilmek gerekir!
Malum vakitsiz öten horozun başını keserler demişler!
Madem böyledir o halde vaktinde ötmek gerekmez mi
Kazara vakitsiz ötüldüyse de artık anlamsız
mazeretlerin arkasına saklanılmaya çalışmanın âlemi yoktur!
Olan oldu bir kere deyip erkekliğe toz kondurmamakta
yarar vardır!
Sonra bir de atalarımız, Her doğru her yerde söylenmez
derler!
Yani doğrular, doğru yerde ve doğru zamanda
söylenmelidir!
Yanlış yerde ve yanlış zamanda dile getirilen doğrular en
yakınlarınız tarafından bile hüsn-ü kabul görmez!
Bu tür doğrular lafazanlık ya da boşboğazlık gibi
görülüp üstüne makaleler döktürülür!
Yersiz ve zamansız dile getirilen doğrular yüzünden zihin
konforları bozulanlar vakitsiz konuşana demediklerini bırakmazlar!
Mesela, Biz bu konuları çok önceleri konuşmuş hatta
yazılı metin haline getirmiştik, o günlerde itiraz etmeyenlerin aklı başına
yeni mi gelmiş diye sorgu sual bile açarlar!
Evet, sadece konuşmuş olmak için konuşmak insana bir
şey kazandırmaz aksine çok şey kaybettirir!
Atalarımız başka ne demişler
Söz gümüşse sükût altındır demişler değil mi O halde
sükûtun kıymetini bilmek gerekir!
Yerli-yersiz konuşup manşetlerden düşmemek yerine sessiz
kalarak böyle bir tehlikeyi savuşturmak daha güzel olmaz mı Olur elbette!
Mesela birileri sükût etmeyi becerselerdi günlerce
konuşmak ve durumu kurtarmaya çalışmak zorunda kalınır mıydı