Sözün Hakikati

Abone Ol

Nerede durup bakıldığı, niçin ve neden söz söylendiği durumuna göre önem kazanır.

İnsanız ve söz sahibiyiz. Sözümüzün sahibiyiz. Sözlerimiz düşüncemizin oluşumunun bütünü içinde süzülür, dışa vurur. Dil bunun aracıdır.

Sözün bir değeri var. Durumuna göre önem kazanır.

Sözler her insan tekinin ruhundan yansır, ruh alır ve şekillenir. Bu, anlam, önem ve değer bakımından kişiye göre yansır. Sözler vardır ki, hayatın ana odağını oluşturur.

İnsanlığı karanlığa, gürültüye, şamataya boğan ortamlarda sözlerin ne anlama geldiği değil ne anlama gelmediği daha belirginleşir.

Söze, sese, düşünceye önem verişimizin nedeni hakikat düşüncesi içinde oluşumuzdur. Dile gelen ve dışa vuran her sözümüz eylemimizdir. Eylemlerimiz hayırlı ya da hayırsız olabilir. Hakikat içinde olanlar sözün tartısını, dilin ayarını iyi bilirler. Sözün sonucunun nereye varacağının hesabını yaparlar. Bilirler ki sıradan gibi görünün sözlerinden sorumludurlar.

Hakikat sahiplerinin sözleri düşünce dünyamızda yer ediyorlar. Onlar ruhlarımıza, belleğimize yerleşen söz incileridirler. Onların her sesi, tınısı, vurgusu kıymetlidir.

Düşüncesi, hakikat inanışı ve hakikate değer verir gibi olup vermeyişi kişinin sözünü değerli kılmaz. Değerli olan hakikat ile kişiliğin bütünleşmesidir.

İnsanı en kişiliksizleştiren şey ikiyüzlülüktür. Geleneğimiz düşüncesinde buna riyakârlık denir. Riyakâr olan kimseler, kendilerini belli ederler. Bir süre için kendilerini kamufle edebilirler ama bir yere kadar. Hakiki söz sahipleri ortamda var olduklarından karşıtlarının sözlerinin ve eylemlerinin bir değeri ve karşılığı olmaz. Hakikat sahipleri meydandan çekildiklerinde veya ömürleri tamamlandığında ortamı kaplayan ikiyüzlüler asıl kişiliklerini o zaman ortaya koyarlar. Ya da gücün etkisinde kalanlar, güç ortadan çekilince başka güçlerin etkisi altına girerler. Onlar hiçbir zaman hakikati temsil edemezler.

Zaman hızlı akıyor, sular akarlarında süreklidirler. Geçip gittikten sonra yeni su damlacıkları bütünleşir ve yeni bir başlangıç ile devam ederler. Suyun azizliğini biliriz. İnsana can verir. Suyun aziz olanı, saf, duru ve özünden akanıdır. Sular bulanmadıkça besleyici oldukça azizdir. Saf sözün kendisi de böyledir.

Çok konuşanlar, düşünce ile yoğrulmadıkça sözleri kuru gürültüden başka bir şey değildirler. Onlar, anlamdan, değerden çok ortamı bulandıracak ses tonuna, sesin baskın olmasına önem verirler. Bir zaman gelip geçer, sonra da onlar o kalabalık gürültüleriyle hayattan çekilirler, geriye bir şey bırakmazlar.

Bilenler ve bilgeler çok konuşmazlar. Sözün anlamının ve değerinin yerini bulabilmesi için özlerinden süzerler. Bunları yeri ve zamanı gelince dışa vururlar. Söz meclislerinde güzel sözlülerin sözleri insanlarda yer eder. Bulundukları meclisten çıktıklarından donanmış bir hâle bürünürler.

Şu zamanda ortamı gürültüye boğan, teknolojinin de gücüyle yüksek volümlü seslenişler, çığırtkanlıklar insanı yoruyor. Aslında sözü söyleyenlerin kendisi de yoruluyor bir süre sonra pelteleşirler.

İnsanı değerli ve aziz kılan güzel, olumsuzlayan da söz ve düşüncelerdir.

Güzel söz sahipleri ruhumuzda dünyamızda duru su çağıltısındaki güzel sesler gibidir.  Seslerin güzelliği insanı kendinden geçirir.

Güzel söz sahiplerinin yüzü müşfiktir, bakışları merhamet ve sevgi iledir. Hırçın, kaba, sert ve saldırgan yüzlülerin yüzleri gergin olur, gözleri yuvalarından âdeta pörtlerler. İnsanı parçalayacak gibi sert bakışlı olurlar.

Biz güzel olana dönelim. Bülbül şakımasındaki güzelliğe yönelenelim. Bir çırpıda reverans eden güzelliklere kulak verelim. Çünkü o güle âşık, gül asıl olandır. Gülün sembolü ise Sevgili Efendimizdir. Gül yüzlülerle güler yüzlerle, güzel sözlülerle yoldaş olalım.