Sözler hoş, tarlalar, meralar ve cüzdanlar boş

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selâmımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Adamın biri hanımına, “Hayatım, bir tanem, sultanım” gibi hoş sözler ile hitap edermiş. Bu adam hacca gidip geldikten sonra hanımına, “Hanımefendi, hatun” gibi genel sözler ile hitap etmeye başlamış. Bu değişikliğin sebebini soranlara, “Hacı olduktan sonra artık yalan söyleyemem” cevabını vermiş. Söylenilen hak gibi sözler; yaşanan yalan ve sahte hayatı, israfı, yolsuzluğu, faizi, kumarı, yersiz tüketimi ve haksız vergi zulmünü örtmeye yetmez. Önemli olan hak gibi söz söylemek değil, hak söze uygun faydalı işler yapmaktır. Sözü doğru, işi zararlı ve batıl olan kimsenin ne kendisine, ne de topluma bir hayrı olmaz. İnsan; hem söylediği sözü, hem de işi ile imtihandadır. Bu imtihanı ancak, sözünde ve işinde İslam’ca olanlar kazanabilirler. Aldananlardan ve aldatanlardan olmak, çök tehlikeli bir tercihtir ve sonu perişanlıktır. Toplum hayatında “zarar vermek de zarara uğramak da yoktur” kuralının esas alınması, huzuru ve barışı sağlar. “Bizi aldatan bizden değildir” gereği, “dürüstlüğü” benimsemek toplumu yüceltir. Hz. Ömer’e isnat edilen “İnsanlar, idarecilerinin takip ettiği yol ve düzen üzeredirler” sözü, yöneten ile yönetilen arasındaki etkilenmeyi ortaya koyar. “Nasıl olursanız, öyle yönetilirsiniz” esası ise, kişi ve toplumun itikadi ve ahlaki eğilimlerinin, yönetimin şeklini belirleyen temel faktörlerden olduğunun ifadesidir. Biz, nasıl bir düzen ve kimler tarafından yönetildiğimizi bir kez olsun düşünelim. Düşünelim ki verdiğimiz kararların, yaptığımız seçimlerin doğruluğunu veya yanlışlığını fark edebilelim. Fark edelim ki, hayallerin, kuru kalabalıkların, ezen ve yıkan icraatların peşine takılan acizlerden olmayalım. Fark edelim ki, hakikatin, sadıkların, imar ve ıslah edenlerin, onaran ve yapanların peşine düşebilen kahramanlardan olalım. Ak Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı bir konuşmasında: “Kibir ve büyüklenme bataklığına düşen, erişilemeyen ve konuşulamayan kişi durumuna gelen, istişareden uzaklaşan, gözü şahsi çıkarından başka hiçbir şey görmeyen kimsenin, AK Parti çatısı altında yeri yoktur” deyivermiştir. Söylenen bu sözün hakikaten çok önemli ve kıymetli bir söz olduğunu, kim ve ne için söylendiğini sözün kıymetini bilenler bilir.

BATAKLIK

Bataklık; batak yeri, cıvık, çamurlaşmış toprak alanlara denir. Bataklığın birde ahlaki tanımı vardır ki o da; uygunsuz, kötü, çirkin ve haram olan şeyler ile ahlak dışı durumlardır. Mesela kibir; bu manevi bataklıklardan birisidir. Kibir; büyüklenmek, ululuk ve büyüklük taslamak, böbürlenmek, kendini farklı ve ulaşılmaz görmektir. Kibrin en çirkini Cenab-ı Allah’a karşı gösterilen kibirdir. Arzularını ilah edinmiş bu insanlar, Allah’a kul olmayı, emir ve yasaklarına uymayı kendilerine yedirememişlerdir. Secde emrine itiraz eden şeytan: “beni ateşten, Âdem’i ise kokmuş balçıktan yarattın, be ondan üstünün” diyerek kibrini ortaya koymuştur. Peygamberlere karşı takınılan kibir de çok çirkindir. Birçok insan, peygamberleri kendileri gibi bir insan sayarak onlara itaatten yüz çevirmişlerdir. Kibir bataklığına saplanan her insan, erişilemeyen ve konuşulamayan kişi durumuna gelir, istişareden uzaklaşır, gözü şahsi çıkarından başka hiçbir şey görmez. Bazen kimi insanlar büyük laflar ederler, ama kendileri bu büyük lafların altında ezilip giderler. Kur’an ahlakı yerine Avrupa ahlakını ikame etmek bir kibirlenme olayı değil midir? İslam Birliği yerine Avrupa Birliği’ni hedeflemek, Adil Düzen yerine, faizci kapitalizmi yürütmek kibirli olmanın alameti sayılmaz mı?  Faiz, kumar, içki, yolsuzluk, israf, yanlı yargılama, materyalist eğitim; bütün bunlar insanlığı yutan bataklıklardır. Sözü söyleyenin sözü hoştur amma, ülkemizin tarlaları, meraları ile esnafın dükkânı, vatandaşın cüzdanı boştur. Niçin? Çünkü Saadet Partisi iktidarda değildir.

YILBAŞI

Devlet; yasallılığını bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacından alan, en üst siyasi yapılanmadır. Siyaset ise; hak ve adalet ilkeleri çerçevesinde devlet eliyle insanlara hizmet etme işidir. Devleti idare edenler, toplumun temel hak ve özgürlüklerini korumak ve gözetmek ve bu hak ve özgürlüklere zarar veren bütün kötülükler ile mücadele etmek zorundadır. Mücadele edilmesi gereken kötülüklerin başında “kumar ve faiz” gelmektedir.

Kumar ve faiz; toplumun emeğini haksız yollarla elinden almaya yönelik kötülüklerdendir. Adil bir yönetimde kumar da olmaz, faiz de olmaz. Günümüzde batı tipi devlet yönetimlerinde bütün kötülükler gibi faiz ve kumar teşvik edilmektedir. Kumar; nasıl sonuçlanacağı önceden belli olmayan ihtimalli bir şeye bağlı kalarak mal vermek veya almaktır. Diğer taraftan, herhangi bir vasıta ile iki taraf arasında para veya kıymet taşıyan bir şeyin verilmesi şart koşularak oynanan “piyango” oyunu da kumardır. Ülkemizde devlet yönetimi eliyle oynatılan yasal kumarlar vardır. Bunlardan “piyango” kumarını Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü oynatmaktadır. “Piyango” kumarının en büyüğü ise yılbaşlarında oynatılmaktadır. Bu yıl, yılbaşı çekilişinde en büyüğü “70 milyon TL”, en küçüğü ise 70 lira olmak üzere toplam 2 milyon 950 bin 905 adet ikramiye dağıtılacakmış. Milli Piyango yılbaşı özel çekilişi kapsamında ödenecek toplam ikramiye tutarı ise 390 milyon 910 bin lira olacakmış. İşte size, önemli bir “muhafazakâr demokrat Erdoğan iktidarı” icraat klasiği… Kumar, şikâyet edilen kibirle birlikte tam bir bataklıktır. Bu iki bataklığı da “Erdoğan ve iktidarı” büyütmektedir. Ey Müslüman Rabbimizin şu emrini oku ve kendini koru. MAİDE 90: “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (batıl semboller), fal ve şans (piyango) okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” Selam hidayete tabi olanlara…