Söz ve eylem uyuşmazlığı

Abone Ol

Bir şeyi kalıcı

hale getirebilmek için üç şeye ihtiyaç vardır; inanç kararlılık ve disiplin

 Yani yaptığınız

bir şeye önce yürekten inanmalı ve inandığınız doğrultuda hareket etmelisiniz.

Aksi takdirde inandığınız şeyle davranışlarınız arasında yoğun bir uyuşmazlık

ortaya çıkacaktır. Bu çelişkiyi ortadan kaldırabilmek için duygu, düşünce ve

eylem birlikteliğini sağlamanız şarttır.

İnsanlarımızın inanç ve eylem uyuşmazlığına düştüğü

hususlardan biri de namazdır.

Namazın kuvvetli bir sorumluluk olduğunu kabul eden

kimseler gündelik hayatlarında namaza yer vermez ve kendileri ile çelişkiye

düşerler.

İnanç ve eylem uyuşmazlığı yaşayan bir anne baba bu

tutumlarını çocuklarına da aktarırlar. Zira her çocuk bir aile ağacının

gölgesinde büyür ve bu ağacın kokusundan eser taşır.

Anne babaların beklentileri ve öncelikleri büyük oranda

değişti. Çocuğa erken yaşlarda namaz bilinci vermek yerine büyüyünce kılar,

şimdi derslerine çalışsın, başarı getirsin, saygın bir meslek edinsin diyor ve

önceliklerini maddi beklentileri üzerine kuruyorlar.

Bu telkinlerle büyüyen çocuklar para kazandığım sürece

değerliyim anlayışına sahip oluyor ve maddiyat odaklı bir bakış açısı

kazanıyor. Söz namaz ve sair ibadetlere gelince de, türlü türlü mazeretler

üretip erteliyor.

Materyalist zihniyetten beslenen kimselerin en büyük

gafleti ertelemektir. Bu kimseler kendileri için hayatın ebedi devam edeceği

vehmine kapılır ve bütün hayallerini dünya üzerine kurarlar. Namaz ve diğer

ibadetler bu insanların söylemlerinde yer alsa da eylemlerinde yoktur.

Hz. Peygamber yaşamının merkezine namazı almıştır. O,

güne başlarken işlerini namaza göre biçimlendirir ve namazı her şeyin önünde

tutardı.

O na tabi olduklarını iddia eden anne babalar

çocuklarına, namazın merkezi bir noktada durduğunu, kalan vakitlerde ise diğer

işlerini yapabileceklerini ifade etmek zorundadırlar.