Söz oldu yalama tuz bastım yarama

Abone Ol

"Türkiye ve dünya lideri. Obama bile kıskanıyordur" demiş Tayyip beyin öğretmenlerinden biri, onu anlatırken. Diğerleri de mutlaka birşeyler demiş olmalılar. Lakin liderliğine genişlik getirilen kısmı servis edilmiş yancı gazetelere, o öğretmenin dediklerinden. Halbuki öyle denmekle öyle olunmayacağını en iyi bileceklerden biri de Tayyip Erdoğandır. Çünkü kendisi bir Türkiye ve dünya liderinin yakınında bulunmuştur.

Açılım, Oslo, İdam, İsrail, Mısır, Gazze, ölmek, ateşkes, patriot... Tayyip beyin gündemine, kendilerini ona cevap vermekle görevli sayan muhalefet parti liderleri/sözcüleri dahi yetişemiyorlar. Gerçi yetişseler ne olacak Kürecik yetmemiş olacak... Şimdi gelsin patriotlar... Ne kadar patriot çok var, o kadar lider olmak sen...

ÇAL KEMANCI! GIY GIY DA GIY GIY..

CHPnin en keskin yöneticilerinden Adnan Keskin "60 bin üyemizi çaldılar" diye demeç vermiş gazetelere.

Partilerine üye insanların akçalı işleri olduğunda gidip AKP üyesi olmalarından bıkmış olmalı garibim.

Adına yakışır keskin bir demeç ver, sıyrıl işin içinden. Nasıl olsa soran yok: Üyelerine dahi sahip çıkamayan bir partide ne aradığını Yahut üyelerine dahi sahip çıkamayan bir partiye bu ülkenin ihtiyacının olup olmadığını...

Nasıl olsa soran yok!

12 Eylül öncesinde iktidardaki rakiplerini suçlarken kullandıkları o mantık hala geçerli/terkedilmemiş.

"Telefon faturamızı ödediklerine göre, telefonlarımızı da dinliyorlardır."

Siz CHPnin daha nasıl mağdur olacağını sanıyordunuz Telefonları dinlenen bunlar, üyeleri çalınan bunlar.

60 bin CHP üyesini bünyesine katan AKP, bunların ikna odası metodunu mu kullandı acaba Bunun hesabını sormaya hiç teşebbüs etmemesi AKPnin, bir ortaklık anlaşması getirmiyor mu sizin aklınıza

Ayrıca çaldırıverdikleri o 60 bin kişi için hiç de üzülmüşe benzemiyor CHP demeçcileri. Cumhuriyeti korumacıların partilerini tercih edip il başkanı olarak kaldıklarını bilmelerinden midir gizli sevinçleri

Sonuç nedir Eğer doğru ise CHPnin bu keskin demecindeki ayrıntılar, transfer ettikleri o küçük partinin mensuplarından memnun olmadıklarını gösterir AKPnin. Siz de iş yok! Belki onlarda buluruz aradıklarımızı...

AKP ne arıyor diye sorulursa; ANAPın, DYPnin yan taraflarında bir aile mezarlığı..

İHTİLAL VARSA, KALEMŞORLARI DA VARDIR

Mahkeme haberlerinin gündemde olduğu bir haftayı yaşıyoruz. Son ihtilalci K. Evren ve arkadaşının yataklı duruşma görüntüleri kayıtlara alınadursun, biz size 16 Şubat 1956 tarihli Hürriyetten alınan ve içinde mahkeme geçen bir haber okuyalım.

"1951 yılı sıcak bir yaz günü Adaya giden yolcular vapurda bir genç kızla bir erkeğin öpüştüklerini görerek durumu ilgililere bildirmişlerdir. Vapurun yanaştığı ilk iskelede indirilip karakola teslim edilen ve talebe olduklarını söyleyen gençler hakkında umumi bir yerde adaba aykırı hareketten muamele yapılmış, tekrar gelmeleri bildirilerek serbest bırakılmışlardır. Sanıklar ne bir daha gelmişler , ne de verdikleri adreste bulunabilmişlerdir.

Aradan tam beş sene geçtikten sonra  vakanın kahramanları yakalanmış, haklarında gerekli muamele yapılmak üzere dün sabah nöbetçi Sulh Ceza mahkemesine getirilmişlerdir...."

Günümüzde hiçbir manası kalmamış olan "umumi bir yerde adaba aykırı hareketler"in muhasebesi ya da izahı bizim konumuz değil.

Dikkatinizi "Aradan tam beş sene geçtikten sonra" olanlara çekmek istiyoruz. Yani önüne getirilen dosyaları sonuçlandırmak isteyen o mahkemelere...

Sonra bir ihtilal olur bu ülkenin 27 Mayısında. Elleri bağlı olmadan getirilen sanıkların yargılanmalarına başlanır.

Sonuç herkesin malumudur.

Fakat biz yine bir kere daha dikkatinizi çekmek istiyoruz; 1956 yılındaki o haberin önemli bir ayrıntısını atlamamış olmak için..

"umumi bir yerde adaba aykırı hareket edenler"i görerek, durumu ilgililere bildirenler... Yani yurttaşlık bilgisi dersinden iyi not alanlar.. Onları haberin içindelerken farketmemiş mi idiniz Şimdi biz ne kadar uzağız o insanların hallerinden!

Başka bir tarih gizlidir bu ülkenin gizli kalmış/farkedilmemiş ayrıntılarında. Misal mi istiyorsunuz Şu gazete yazısına bakın:

"Sabık Başbakanla konuştum. Hayatımın en büyük röportajı bu...

Gazetecilik mesleğinde çok sabıkla, çok sapıkla, çok sabıkalı ile görüşmüştüm. Ama hem sabık, hem sapık, hem de sabıkalı bir şahıs bulmak, 27 Mayısa kadar mümkün olamamıştı. Işte şimdi, bu imkana erişmenin başarısı içindeyim.

Adnan MenderesI muhafaza altındaki odasında tempolarıyla günün moda şarkılarını söylerken buldum."

İhtilalden tam 25 gün sonra yayınlanan bu röportaj hikayesi size "adaba aykırı hareket edenler"I bildirenler kadar masum gelmese gerek.

Ülkenin bir ay önceki başbakanıdır sabık, sapık, sabıkalı sıfatları ile anlatılan.

Ama niye

Bir hafta sonrasında aynı sayfalarda aynı yazarın yazdıkları satırlar da şunlar:

"Kapıdan havlayarak girdi. Gazeteden bir şikayeti olduğu aşikardı. Alışmıştık. Sabık iktidar idarecileri de, gazetede hoşlanmadıkları bir yazı çıkınca, hemen böyle ağızlarından salyalar akarak koşar, havlayarak üstümüze çullanırlardı. Bu sebeple girişteki şiddeti yadırgamadık.

Fakaaat... Koca kopek ağzını açıp da insan gibi konuşmaya başlayınca, birden yerlerimizden fırladık. Köpek konuşuyordu. Evet, bir kopek basbayağı konuşuyordu işte."

Bayarın köpeğini konuşturması ünlü yazar ve ünlü konuşanın; acaba o dilden iyi anlamasından mıdır

Sabık iktidar idarecileri, (yani ihtilalle devrilen DP hükumeti) gazetede hoşlanmadıkları bir yazı çıkınca, hemen böyle ağızlarından salyalar akarak koşar, havlayarak üstümüze çullanırlardı.

Bu ülkeyi 10 yıl yönetmiş insanların nasıl bir muameleye tabii tutulacağını bu satırlar anlatmıyor mu İhtilal gününden 32 gün sonra yayınlanmış bir yazı olduğunu söylemiştik.

Diyeceksiniz ki: Mahkeme mutlaka soracaktır: Hangi gazetede, hangi yazıdır hoşlanılmayan Salyalı koşucular kimler Havlayarak kimin üstüne saldırmışlardı

Bunları yazan o ünlü konuşan adamın Yassıadaya çağrıldığını ve yazdıklarının belgelerini sunduğunu duyan, gören, bilen var mı

Nasıl bir ihtilalmiş ki o; üyeleriyle, mensuplarıyla, sevenleriyle, sempati duyanlarıyla, yakın duranlarıyla ülke nüfusunun yarıdan fazlasını oluşturan milyonlarca insanları susturmuş, pusturmuş, küstürmüş.

Bütün milletvekillerini Demokrat Partiye veren hiçbir ilin, hiçbir insanı sahip çıkmamış seçtiklerine. Ailenizin bir ferdini anlatır gibi anlattığınız o insanları biz seçtik; o insanlara biz oy verdik. Gel şöyle, üstüne başına bir bakalım hele...

Diyenler var mı

Biz yine onun dediklerine dönelim: "Hem sabık, hem sapık, hem de sabıkalı bir şahıs bulmak 27 Mayısa kadar mümkün olmamıştı."

27 Mayıs neler yapmış, neler göstermiş bunlara

Kılıçdaroğlu ve adamlarının kasettikleri bunlar olsa gerek: Cumhuriyeti korumak bu ülkede hiç kolay değilmiş ve CHPsiz asla olmazmış.

Cumhuriyeti sizler korumuyorsunuz, derlerken getirilen ve demokratik düzeni yıkarak, ihtilalli günler yaşamak istediklerini beyan eden CHP üyelerine soruldu: Yeni bir ihtilalde yeni kazançlarınız ne olacaktır

Hayal değil mi Yataklarıyla getirilen ihtilalcilerin yargılandığı şu günlerde ihtilal isteyenlerin yargı önüne çıkarılmaları hayal değil mi

Peki, o zaman baştan başlayalım.

İhtilalleri yargılamaya 27 Mayıstan başlayalım. Bakalım CHP kendini nereye koyacak

Yukarıya o günlerde yazdığı "Sabah Başbakanla konuştum" "Bayarın köpeği ifşa ediyor" röportajlarıyla "asma"cılara ortam hazırlamak görevini bihakkın başaran ünlü konuşmacı da çağrıldığında tanık olarak, bizzat kendi sesinden bir naklen yayında dinlemek onu, az buz bir mutluluk olmasa gerek.

İhtilalleri araştıran ve soruşturan Meclis komisyonunun 27 Mayıs masası hemen çağırıp dinlemelidir ünlü konuşan Halit Kıvançı.

KONUŞ AKPLİ

AKPye bağışlanan ünlü büyüklerimizden Egemen Bağış buyurmuş: Türkiye, Avrupayı kurtaracak!

Demek ki AKPye göre ortada, "Kendisi muhtac-ı himmet bir dede" meselesi yok.

Ama biz niye farketmedik

Dahası.

Kim Verdi bize bu görevi Kurtarılacak hale gelen Avrupa vermiş olamayacağına göre, eğreti Ortadoğu ülkesi vermiş olabilir mi

Sen benimle uğraşma, git Avrupayı kurtar!

Ne şeref!

Avrupadaki bu gevşekliğin sebebi ne olaki Bir telaş havası da yok.

Nasıl olsa Türkiye bizi kurtaracak, rahatlığı  mıdır

Müdafaa ediyorum nitekim

Burası neresidir, nere şehridir aziz Nevşehirliler! Neresi olduğunu bilelim, ona göre konuşalım değil mi konuşankayalılar.

Üstümdeki bu pamuk yorgan da neyin nesidir aziz Pamukovalılar. Kulağıma geldi nitekim. Ayağımızı yorganımıza göre uzatacakmışız. uzatmazsak ne olur demeyin aziz uzatmalı çavuşlar. Bir sağdan, bir soldan sizi uzatıverirler.

Nitekim biz öyle yapmadık mı Başka türlü adaleti nasıl sağlayacaksın Mademki hem sağ var, hem sol var. Öyle değil mi aziz Limasollular...

Bize yorgan gönderen her kimse işte ona önce kızmadım ama şimdi kızıyorum. Neden derseniz aziz kızılcalılar, ben ne yapayım böyle yorganı Bana urgan lazım urgan. Öyle değil mi aziz urgancılar çarşısı esnafları.

Bir urganla da iş bitmez aziz korganlılar. Urgana yağ lazım nitekim. Ne demişler: Bir yağdan, bir soldan, bir sağdan... Sallandıracaksın değil mi Salıpazarlılar..

Ben şimdi niye burada yorganın altındayım Mahkemeye çıkaracaklarmış, kulağıma geldi nitekim. Mahkeme kadıya mülk olur mu aziz Kadıköylüler. Sorarım size. Amma onlar şimdi bana soruyorlar: Anarşi 13 Eylülde neden durdu Bu bana sorulacak soru mu aziz Banazlılar.

Anarşi ne demektir aziz anarşi kurbanları Anarşi insanların ölmesi demek değil mi aziz Mezarcı Mahmut.

Gülmeden söyle, doğru söyledin de nitekim.

Ne diyorlardı 13 Eylülde anarşi neden durdu Durmasa mı idi aziz durakta bekleyenler. Siz anarşiden yana mısınız, bizden yana mısınız

Anarşi durdu amma durmayan bir şey vardı. Bunlar buraları hiç bilmiyorlar aziz Bilecikliler. Ne durmadı Otobüs durakta durmadı, vapur iskelede durmadı, enflasyon yerinde durmadı, Turgut sözünde durmadı.. Ölmek durdu mu ölmek

İnsanlar anarşiden ölürse onlara ceza yok. Bir sağdan, bir soldan.. Bize ceza var. Hiç böyle olur mu aziz Cezayirliler.

Kulağıma geldi nitekim. Bizim Şahin de yanıma geldi. Onun da bir yorganı var aziz Sorgunlular.

Bir sağdan bir soldan, bunlar yorulmuşlardır, yorgun adamlardır, yorguna yorgan lazım, diyen dillerinizi seveyim aziz dilovalılar. Tahsin üstünü ört Tahsin. Ses içerde kalsın. Kulağıma geldi nitekim.

Ben bir kurtarcıcı kahraman kara Kenan olarak ve arkadaşım Şahin çavuş burası da asfalt değil, öttürdüğün otobüs kornası değil. Biz burda bir müdafaa yapıyoruz değil mi aziz Mudanyalılar.

Şahin sen konuşacaksan, yorganı iyice bastır. Sesin boğazından çıksın değil mi aziz boğazlıyanlılar.

Ben beraat ettim. Kulağıma geldi nitekim. Şahin başka birşey etti.

Tarihte mizah

Düzeltme

İkinci Abdülhamid devrinin değerli idarecilerinden Sırrı Paşa, aynı zamanda, eski şiirin devamını izliyen şairlerdendi. Edebiyat ve tasavvufla ilgili eserlerinden başka "Mektubat-ı Sırrı Paşa" adlı, şiir ve nesirlerini içinde bulunduran bir kitabı vardı.

Sırrı Paşa, eskilerin (İnşa) dedikleri nesir üslübuna çok düşkün olduğu için, valilikleri sırasında, kendi imzasını taşıyan bütün yazıları inceden inceye tetkik eder; önüne imza için konan bir yazıyı, mutlak, tashihten geçirirdi. Mektupçulardan en küçük katiplere kadar kimse, onun bu düzeltme merakından sıyrılamazdı. Çok sevilen bir amir olduğu halde, bu titizliği, emrindeki herkesi, aşırı derecede, yıldırıp usandırırdı.

Sırrı Paşa , Ankara valisi iken, bir gün vilayet tahrirat katipliğine Hilmi Bey adında bir genç tayin edildi. Hilmi Bey, bir süre İstanbul gazetelerinde çalışmıştı; bu sebepten ötürü kendisini "Erbabı Kalem"den sanıyordu. Arkadaşları kendisine, Sırrı Paşanın bu yazı düzeltme hastalığını söyledikleri zaman, şöyle biraz kasıldı:

- Herhalde o bize göre değil!..

Diyerek, kendine olan güvenini belirtti. Belirtti ama haftasına kalmadan ayakları suya erdi. Özene bezene ve tam bir güvenle huzura götürdüğü yazılara Sırrı Paşa, şöyle bir göz ucuyla bakıyor, sonra hemen meşhur kırmızı kalemine davranarak:

Bak evlat; şurası olmamış, böyle olacaktı. Burası da muvafık düşmemiş, şöyle demeliyiz. Sonra şu ibarede zaafı telif var, bunu da şu suretle değiştirelim...

Yollu nasihatlarla kağıdı çeteleye çeviriyor; zavallı Hilmi Beyin içine kan akıtıyordu. Paşanın kendisini kısa zamanda çok sevdiğini gören Hilmi Bey, kendisi de paşayı çok seviyordu ama, ah şu hastalık halindeki düzeltme sevdası olmasaydı.. Arkadaşları

- Gördün mü Hilmi Bey; diyorlardı. Biz sana dememiş mi idik Senin yazılar da Valinin kırmızı kaleminin hışmından kurtulamadı!..

Fakat Hilmi Bey de inatçıydı. Arkadaşlarının bu takılmaları uzayınca, bir gün:

Peki o halde; dedi. Bu sefer öyle bir yazı yazıp paşaya götüreceğim ki; değil çeteleye döndürmek, bir kelimesine, hatta bir harfine bile dokunamayacak. Benimle bu konuda bir ziyafetine bahse girer misiniz

Bahse giderler. Hilmi Bey , odasına çekildi. Masasına geçip hemen oracıkta bir kağıda dört beş satır bir şeyler yazıp kağıdı kaptığı gibi, önünü ilikleyerek, soluğu Sırrı Paşanın odasında aldı. Yazıyı Valinin masası üzerine koydu. Sırrı Paşa yazıyı düzeltmeğe o kadar alışkındı ki, daha kağıda bakmadan kırmızı kalemine davranıp tashihe hazırlanınca Hilmi Bey telaşla atıldı:

Affınıza sığınarak arzedeyim ki, bu yazının bir kelimesini, bir harfini bile düzeltemezsiniz Paşa Hazretleri; dedi. Bu yazıyı değil zatıaliniz, bin iki yüz şu kadar senedir gelmiş geçmiş en büyük alimler bile değiştirememişlerdir; önününüzdeki yazı (Fatiha suresi)dir.

Kalemi elinden bırakan Sırrı Paşa, kahkahalarla gülerken Hilmi Bey, kırmızı kalemin ucunun bile dokunmadığı tertemiz kağıdı alarak dışarıda merakla bekliyen arkadaşlarına götürdü. Bahsi de bal gibi kazandı.

GÖLGELERİN GÜCÜ

Zaman da mekan da, Onun emrinde hep,

Dur demiş olsa, duruverir hemen...

Kendi gölgesinden kaçan sen ey korkak;

Bırak kaymayı dur, duruverir hemen!..

Baş Kasap

Her alet kendi sapıyla verimli,

Yanlış olur tutmak bir başka saptan.

Alanları farklı, işleri farklı,

Ayırın baş hekimi, baş kasaptan...

Ekrem Şama