Bismillahirrahmanirrahim;
REFERANDUM tarihi açıklandığından beri duyduğumuz beylik cümle: Söz milletin! Hoşa giden güzel bir söz! Fakat milletin bilgilenmesi için millete rehberlik edilerek, iradesiyle karar vermesine fırsat verilecek mi? Yoksa halkın gözü boyanarak demokratur oyunu mu oynanacak?
Bazıları, referandum kokusunu alınca, siyasi tarafgirlikle, düşünmeden yerlerini belirlediler. Rakiplerine karşı gardlarını aldılar. Medyayı da kullanarak zifiri karanlıkta söz düellosuna başladılar. Hem de, referandumun sebebi anayasa değişikliğini esas alan 18 maddeyi hiç konuşmadan! Halkı germeye, kamplaştırmaya, kutuplaştırmaya giriştiler. Bu gelişmelerde sömürgeci güçlerin rolü olup olmadığı konusu iyi araştırılmalı. Çünkü kutuplaştıranın mevkisi ne olursa olsun, bu bir ülke meselesidir.
Allah’a şükür; yarım asırdır, çetin badirelerin içinden geçerek bugünlere ulaşan Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi var. Genel Başkan Temel Karamollaoğlu bir TV programındaki 3 saatlik konuşmasında halkı itidale, birliğe, kardeşliğe davet etti. “Evet”, “Hayır” kamplaşmasından dikkatle kaçındı. Cumhurbaşkanı’nın imzasına sunulmasının beklendiği o günlerde, “Bu şekliyle, anayasa değişikliğini kabul edemeyiz” diyerek gerekçelerini tek tek sıraladı. Bazı maddelerinin yeniden görüşülmesi için, Cumhurbaşkanı’nın Meclis’e iade etmesi ümidini paylaştı.
Ey Saadet Partililer! Türkiye’nin tehlikeye girmemesi için sabır taşı oldunuz; siyasi partilere nezaket ve karşılıklı müzakereyi öğrettiniz! Hamaset ve hissiyatla değil; akılla, düşünerek karar vermeye çağırdınız. İyi ki varsınız! Selam sizlere!
ADALET RAFA KALKMASIN!
SAADET Partisi terörü bitirmek için “Bir Arada Kardeşçe Yaşamak Projesi” hazırladı. DİB aynı konuda defalarca hutbe okuttu. Dinlemediniz mi? Halkı niçin kamplaştırırsınız?
“Evet” tercihi 15 Temmuz’un gereğini yapmakmış! Siz ne dediğinizin farkında mısınız? 15 Temmuz, 80 milyonluk Türkiye’nin zaferidir. Hem de, darbeyi sağır sultan duyduktan sonra, bütün istihbarat bilgileri elinde olan bazı yöneticilerin darbeyi sonradan öğrenmesine karşılık; irfan ve basiretiyle tehlikeyi anında fark eden aziz milletimiz, iş işten geçmeden fedai gibi tankların karşısında durdu; destanlar yazdı. 80 milyonun zaferinin “istismarcı zümreye” ciro edilmesine fırsat verilemez.
15 Temmuz kalkışmasında şehit olan Yeni Şafak Muhabiri Mustafa Canbaz’ın oğlu Alpaslan, “ADALETinyokluğu”ndan yakınıyor. “Söylemlerinizle aramızı açıyorsunuz” gerekçesiyle, “evet” diyemeyeceğini söylüyor: “Sayın kravatlılar, her şeyinizi bu millete borçlusunuz. Her şeyinizi… Sizden karşılığında bir şey istedi: ADALET. Partinizin adı böyle başlıyor. Kulağınızı açın da dinleyin: 15 Temmuz’dan sonra korkacak bir şeyimiz kalmadı! Yetkileri artıp, güçlendikçe güçlenen, millete muhtaçlığı azalan muktedirin milletine daha da sağırlaştığı tarihi bir gerçektir.” (13. 2. 2017)
ADALETin rafa kaldırıldığından şikâyetler çok! Abdullah Gül, KHK konusundaki haksızlığın “ADALET ve vicdana sığmadığını” söylüyor. Erdoğan’ın yol arkadaşlarından Milli Eğitim eski Bakanı Ömer Dinçer de ADALETe çağırıyor. İktidara gelirken verilen sözleri hatırlatıyor. Konfüçyüs’ün sözlerini naklediyor: “Makam sahibi olmaktan korkma; bir makam elde edince yerleşip kalmaktan kork! Kimsenin seni tanımayacağından korkma; tanınmaya değer olmamaktan kork!”
TANITIM ADİL OLMALI
TEMSİL ettikleri kurumların yıpranmasından korkuyorum. Öyle yöneticiler var ki, “Hayır” diyecek olanları darbeci, terörist ve vatan hainliğiyle yaftalıyorlar. “Hayır, darbeden yana olmaktır.” (Türkiye, 13. 2. 2017) Nifak tohumları saçan darbeden de tehlikeli sözler! Milletçe kenetlenir, “darbe”yi önler; engelleri aşarız. Halk kamplaştırılırsa, karşılıklı düşmanlık oluşur; Allah korusun iç çatışmaya yol açabilir!
İnsanı yaşatmaktır asıl amaç. 12 yıl zorunlu eğitim, 4 yıl üniversite, askerliği de sayın. Eğitim sisteminiz, 16 yıl himayesine aldığı kişiyi ıslah edemiyorsa, o sistem sorgulanmalıdır. Ey hükümet! İktidara geldiğinizde ilkokula başlayan çocuk şimdi 21 yaşında. Gençler arasında terör, darbecilik, vatan hainliği varsa, bu sizin eseriniz! Kendinizi sorgulasanıza!
Biz “adiliz” diyorsanız, bunu pratikte görmek isteriz. OHAL’de referanduma gidiyoruz. Seçime girmeye hak kazanmış partileri devlet TV’lerinde adil tanıtma fırsatı verin. Gösterin ADALETinizi!
OHAL Kanunu 11. Madde “m” bendi; 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu 11/c maddesi mahalli yöneticilere yürüyüş, basın açıklaması, miting gibi etkinlikleri yasaklayabilme yetkisi veriyor. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, devlet TV’lerini siyasi partilerin referandum görüşlerine açmak en sağlıklı olanıdır.
Devlet TV’leri Hükümet’in borazanı olarak kullanılır; özel TV’ler bypass edilirse, referandum şaibeden kurtulamayacaktır. “Söz milletin”se; Hükümet, milleti temsil eden siyasi partilere karşı “adil tanıtım fırsatı” oluşturmalıdır.