Söz Konu/Su

Abone Ol

22 Mart Dünya Su Günü idi. Sabahleyin ilk iş olarak bir bardak su içerek güne başladım. Anasır-ı erbaa denilen insanın kaim olduğu dört şeyi teker teker dört kez saydım: Ateş, toprak, hava ve su! Sonra, Fuzuli’nin “Su Kasidesi”nden mısralar okudum: “Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su / Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su.” Su Kasidesi biter bitmez oradan suyun akışına eşlik eder gibi “Sakarya Türküsü”nü yüksek sesle okumaya başladım: “İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya.”
Her şey biraz su değil mi şu dünyada? İlk hayat sularda başlamış, yeryüzünün 2/3’ünün su olduğunu biliyoruz. İnsan vücudunun yaklaşık olarak %60’ı sudan oluşmaktadır. Vücudumuzdaki suyun üçte ikisi hücrelerimizde, üçte biri hücrelerimizin dışında bulunmaktadır. Yine beyin, akciğerler, kalp, karaciğer ve böbrekler önemli oranda su içerirler. Bütün bu bilgiler zihnimden bir yürüyüş kolu gibi geçtiler. Söz konusu su olunca İvan İllich’in “H20” başlıklı kitabını anmadan olmaz. İvan İllich bu kitapta doğu-batı bağlamında suyun medeniyetle ilişkisini hiçbir komplekse kapılmadan anlatıyor.

İslam medeniyetinin aynı zamanda bir su medeniyeti olduğunu düşünürsek susuzluğun ne anlama gelebileceğini de kestirmek mümkün olur. Uzun yıllar İSKi’nin üst birimlerinde görev yapan yazar dostumuz Yusuf Tosun bu kez su üzerine yazdığı iki deneme kitabıyla okuyucularının karşısına çıktı. Çıra Yayınları’ndan çıkan iki kitap da bu alandaki susuzluğu giderecek nitelikte. İlk kitap, “Dünden Yarına Su” ismini taşıyor. Suyun akışı zamanın ve de tarihin akışı gibi. Dünden bugüne, bugünden yarına doğru akıyor. “Su sadece su değildir” anlayışını zihinlere yerleştirme hedefi taşıyan kitapta “Suyun Dünü Bugünü”, “Su Savaşları”, “Su Yönetimi”, “Suyun Ayak İzi”, “Su Hakkı”, “Su Medeniyeti Şehri”, “Su Yolcuları”, “Çeşme Medeniyeti”, “Hamam Medeniyeti” gibi denemeler yer alıyor.

Yusuf Tosun suyun aynı zamanda bir çatışma aracı olduğunu ifade ediyor kitabında. Yazılı tarih, efsaneler ve rivayetlerin eski çağlardan beri zaman zaman suyun bir çatışma unsuru olarak kullanıldığını ifade ederek bu düşünceyi şu satırlarla temellendiriyor: “Bugün mevcut 261 büyük nehrin her biri iki ya da daha çok ülke sınırları içinde bulunmaktadır ki bu da potansiyel çatışma nedenidir.” Yusuf Tosun’un bir çeşmenin iki musluğu gibi kültür dünyamızı sulayan kitaplarından bir diğeri “Söz Konu Su” ismini taşıyor. Bu kitapta teknik ve ekonomik mevzuların dışında daha çok suyun yaşamımıza dokunan hayatî yönleri işleniyor. “Suyun Birleştirici Gücü” Suyun hayatımızın merkezinde oluşu gerçeğinden yola çıkarak toplumların bir tür su cemaati oluşturdukları ifade ediliyor. İnsanlar tarih boyunca su kaynaklarına yakın yerlerde ikamet etmişler ve müşterek su kuyularından su ihtiyaçlarını karşılamışlardır. “Suyun Felsefesi”, “Suyun Hafızası” denemelerinde suya dair filozof ve düşünürlerin yaklaşımlarına örnekler verilmekte. “Suyun Akışı”, “Su Duadır” başlığındaki denemelerde Hasan Ali Yücel’den Ahmet Hamdi Tanpınar’a ve Necip Fazıl’a kadar su üzerine kültürümüze nakşolmuş satırlar yer almakta.

Suyun dişil olduğunu, canlı olduğunu ve hatta akıllı olduğunu yine Yusuf Tosun’un su gibi akıp giden satırlarından okuyoruz. Daha neler yok ki kitapta? Suyun iyileştirici gücünü mü dersiniz yoksa suyu arayan adamı mı? Deneme tadında suyun bütün renklerini -en çok da mâî- olanı bu kitapta görebilirsiniz. İnsan birçok şey gibi suyun da kıymetini sudan uzak kalıp dudakları çatlayasıya susadığı zaman fark ediyor. Dünyanın petrole odaklanıp motorlu araçların susuzluğunu gidermeye çalıştığı bir zamanda insanın bir bardak suya hasret kalma tehlikesini hiç düşündük mü acaba?

Ramazan’a çok az bir zaman kala oruç günlerinde suyu özlemenin tadını şimdiden bir düşünelim isterseniz? Ne diyordu şair:
“Su iner yokuşlardan hep basamak basamak / Benimse alın yazım yokuşlarda susamak.” (N.F.K)