Soysuz ve arsız

Abone Ol

Olay yeri tutanağı üslubunda yazılmış olsa da, durumu tesbit etmedeki gözlemci yansızlığını bir ölçüde doğru aktaran şu satırları okumakta yarar vardır:

"Ulusların zenginleşmesi için, sermaye ve servetin, kendisini o ulustan sayanların ellerinde toplanması gerekiyor. Biz buna "gelir dağılımındaki bozukluk" diyoruz. Gelir dağılımı bozuldukça, bazıları fakirleştikçe veya yeterince zenginleşemedikçe ya da zenginlikleri yerinde saydıkça toplam zenginlik artıyor.

Kapitalizmde önemli olan, kendi ulusunu oluşturan unsurları fazla fakirleştirmeden, zenginlere kaynak aktarabilmek. En iyisi, geniş kitlelere fakirleştiklerini hissettirmeden, zenginleri desteklemek. Kısacası, kapitalist sistemi savunuyorsanız, zenginleri daha fazla zengin etmekten başka yolunuz yok. Bunun adına, "servet düşmanlığı yapmamak", "siyasilerin kendi zenginlerini yaratmak çabası" deniliyor. (Yaman Törüner; "Uluslar nasıl zenginleşiyor ", Milliyet, 8 Ocak 07)

"Ulusların zenginleşmesi" ibaresi okuyanın zihninde A. Smith in kitabını çağrıştırmaktadır. Orada Smith, Locke un felsefesinde anahtar kavramlardan olan özgürlüğün iktisadi faaliyetlerde de temel alınması gereği üzerinde durulur. Bir bakıma siyasî liberalizmin dayanağı olarak iktisadî liberalizmin kaçınılmazlığı vurgulanır. Çünkü insanın, onun sembol kavramı olarak tanımlanmaya çalışılacak olan birey, özgürlük, erdem, adalet, özgecilik ya da diğergamlık, hukuk, toplum, devlet, düzen vb. ile mantıksal bağı gözetilecektir. Bu bağlamda Liberalizm, Mutlakiyetçiliğin ya da Totaliterliğin karşısında saf tutmaya çalışırken insan ve değerleri de hesaba katmaktaydı, ama bunları yorumlamada, tanımlamada farklılık gösteriyordu. Nitekim 20.yy ilk çeyreğine kadar, siyasi partilerin "kralcı" veya muhafazakâr ve liberal olarak tasnifi bunu gösterir. Toplumda, düşünce dünyasında, hayat tarzlarında bu tasnifin açık ve belirgin nitelikleriyle karşılığı bulunuyordu.

Sözgelimi "insanlık komedyası" başlığı altında insanın serüvenini anlatan romancı Balzac siyasi görüş olarak "kralcı"yken, bir başka ünlü romancı Stendhal "devrimci"ydi, yani Rönesanstan Aydınlanmaya, bazı anlam ve yorum kaymalarına rağmen aktarılan insan, özgürlük ve değerlerini temel alan bir dünya görüşünden yanaydı.

Kapitalizm ise, sonradan ortaya çıkan, aslında insanı, özgürlüğü, ahlâkı, hukuku, inancı vb. "hayvanî içgüdü" bağlamında ve herhangi bir ölçü gözetmeksizin kullanan bir tutum olarak ancak betimlenebilir. Tanımsızdır kapitalizm. Aynı zamanda iyiniyet ve sorumlulukla ortaya konulmuş, uğrunda baskı, eza ve cefaya katlanılmış inancı, düşünce sistemini, dünya görüşünün hiç birinden yana olmadan hemen her türlüsünü alıp kullanmayı kendisine doğal hak olarak tanıma açıkgözlüsü, açgözlüsüdür. İnanç, düşünce bakımından şeceresi tutulamayacak kadar tanınmaz olduğu gibi, kullandığı inanç, düşünce, ahlâk ve hukuk değerlerine karşı da pervasız, saygısız ve zorbadır, yani kısacası arsızdır.

Bu anlamda, gerçekten Liberalizmi dünya görüşü mertebesinde benimseyip savunanların, öncelikle ve mutlaka Kapitalizm ile ilişkilerini doğru tanımlayarak tesbit etmek, yapmaları gereken mücadeleyi dürüstlük ve cesaretle ortaya koymaları sorumluluklarının kaçınılmaz bir gereğidir. Hem de acil! Aksi takdirde "yeni dünya düzeni", "küreselleşme" gibi kavramların kapitalistlerce ortaya atılmış ping-pong topunun git-gellerine bakakalacaklardır.

Biz, başlangıçta Liberalizm in insan ve değerlerine yaklaşmada iyiniyetliliklerini varsaymakla (kabul etmekle değil) birlikte yetersizliğini düşündüğümüzden, insanlığa çözüm getiremediğine inanıyoruz. İslâm ın insanı, özgürlüğü, adaleti, hak ve hukuku tanımlayış ve kavrayış biçiminin, geçmiş birikimi dikkatli bir gözle özümlendikten ve yeni şartlarda ifade imkanına sahip olduğuna kani olduğumuzdan, ayrı ve soylu bir yolun yolcusuyuz.