Söylenen her söz sahibine ait olunca da o söze sahip çıkma sorumluluğu da söyleyene ait olur. Yani, bir söz söylenene kadar kimseye ait değildir, ancak söylendikten sonra söyleyen kişi eğer bir iddiada bulunmuş, ya da siyasi bir kimliğe sahip ise o zaman söyledikleri aslında bir taahhüde dönüşür. Böyle olunca da özellikle siyasiler, “İstediğimi söylerim, topluma bir takım vaatlerde bulunarak yönlendirir, onların oylarını alırım sonunda söylediğim sözü uygulayıp uygulamamak bana ait” denemez, denilecek olursa da toplumu gerçekleşmeyeceği bilinen bir takım beklentilere itmenin sorumluluğu vardır. Sözü daha fazla uzatmadan üzerinde durmak istediğim konuya dönmek istiyorum. Üzerinde durmak istediğim konu ise emekli maaşlarına zam yapılacak mı, yapılmayacak mı? Yapılmayacak ise 14 milyon emekli niçin aylardan beri sonu belli olmayan bir bekleyişe itildi?
Böyle olunca da özellikle Kabine toplantılarının ardından yapılacak açıklama sadece emeklileri değil tüm toplumun dikkati çekiyordu. Bu sebeple de 25 Eylül Pazartesi günü kabine toplantısının ardından özellikle emekliler ve gençler yapılacak açıklamaya tüm dikkatlerini çevirmişti. Ancak, toplantı bitti yapılan açıklamada nedense emekliler yok sayıldı ya da görmezden gelindi. Bu arada gençler emeklilerden daha şanslıydı, fiyatı belli bir rakamı geçmeyen telefon ve bilgisayar almaları için destek verileceği açıklandı. Böylece evinin yolunu şaşırmış emekliye destek vermek yerine gençlere telefon almalarını sağlayacak bir destek tercih edilmiş oluyordu. Hemen belirteyim ki, yapılan açıklama bana göre net değildi. Yani, gençler kesin olarak hangi markalardan alabilecek, devletin vereceği destekte kesin sınırlar neydi netlik yok ama gene de gençlere verilen söz tutulmuştu.
Bu bakımdan Kabine toplantısı özellikle emekliler için büyük önem taşıyordu. Son kabine toplantısından da sonuç çıkmadı. Şimdi tüm emeklilerin gözü hükümetin Meclis’e sunacağı yasal düzenlemede. Ancak, aylarca bekletildikten sonra ortaya nasıl bir rakam çıkacak, şimdi tüm dikkatler bu noktaya toplanmış durumda. Bu arada birde öyle bir beklenti yokken, yapılan bir açıklama ile 29 Ekim’de emeklilere 5 bin lira ikramiye verileceği medyaya yansıdı ve yetkililerden böyle bir ikramiye ödenmesi söz konusu değil diyen bir açıklama da gelmedi. Böyle olunca ister istemez emekliler iki türlü bir beklentiye itilmiş oldular. Kısacası, emeklilerin hiçbir dahli olmadığı halde beklenti birden ikiye çıkmış oldu.
Bunun için bir söz verilmeden önü arkası iyice düşünülmeli, araştırılmalı ona göre açıklama yapılma diyorum. Çünkü topluma verilen her söz sahibini bağlar. Böyle bir sonuca inanmayanlar var ise bu durum siyaseti çirkinleştirir. Zaten ısrarlı bir şekilde toplumu ayrıştırmak için siyasi malzeme haline getirildiği bir noktada gerçekler toplum ile paylaşılmalı, kimse olmayacak vaatleri seçim malzemesi haline getirmemeli. Çünkü o zaman bir taraf emeklilere 5 bin lira ikramiye vereceğim derken bir başka siyasinin de 15 bin lira vereceğiz demesi kimseyi şaşırtmaz.
Sonuç olarak emeklilerin oyalanması ile aylar geçti. Şimdi ikinci hedef yılbaşı olarak netleşti. Bu da en az üç aylık bir geciktirmeyi gündeme getiriyor. Halbuki emeklilerin gerçekten dayanacak gücü kalmadı. Bunun ötesinde uygulanan yanlış ekonomik politikalarla dar boğaza sürüklenmiş olan emeklilerin daha fazla oyalanmaya ne gücü ne de tahammülü kalmıştır. Olayın ciddiyetini gözden kaçırmadan sorunun çözüme ulaştırılması gerekiyor.