Söylemler ve eylemler

Abone Ol

Deprem sebebiyle 1999 depreminde gazeteler hangi manşetler ile çıkmış, hangi konuları ele almış diye baktığımızda İbni Haldun’un şu sözünün bir daha ispat edildiğini görmüş olduk. İbni Haldun; “Geçmişler geleceğe suyun suya benzemesinden daha çok benzer.”

1999 depremini yaşayanlarımızın zaten bildiği bir durum oldu. Depremin ilk gününden itibaren hem basında hem de iktidar söylemlerinin 1999 depremine benzediğine şahitlik ettiler. Eminim çoğu içinden “Biz bu filmi daha önceden de seyrettik” dediler, içleri yanarak. 1999 depreminden günümüze zihniyete dair hiçbir değişimin olmadığını görmek aynı konulara daha fazla acıya, yıkıntıya, enkaza şahitlik etmenin çok ağır bir durum olduğu kesin. Bu sefer bunu dile getirecek zamanı da olmadı insanımızın. Bu da başka bir gerçek. Yıllardır algılarla ve söylemlerle yönetilen ülkemizin gerçekle yüzleşmesinin bedeli çok ağır oldu. Ne kadar algı yaparsanız yapın, fay hattı tüm algıları yerle bir etti.

1999 depreminden sonra hem yönetim anlayışında hem söylemlerde değişen bir şey olmadığına şahitlik ettik. Yine sorumlular ortalarda yok, yine milletimiz kendi yaralarını kendisi sardı. Yıllardır ekranlardan kamplaştırarak kavga ettirilmeye çalışan milletimiz, dünya hayatında neyin öncelik sahibi olduğunun şuurunda birbirine sarıldı. Bağımsız kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları ellerinden geleni yaptılar. Arşivlerden çıkan sonuç olarak şunu belirtmek zorundayız; o zaman basın daha özgür bir şekilde ifade özgürlüğüne sahipmiş. O gün atılan manşetlerin bir kısmı bugün atılamıyor. Diğer bir konu da siyasi erk -o zaman büyük ihtimal koalisyon olduğu için- o günlerde milletine karşı saldırgan bir dil kullanmamışlar.

1999 depreminden beri zihniyetin değişmediğinin göstergesi olarak Mustafa Kemal Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ne bağlı 7 katlı misafirhanesinden yapıya ait ayakta kalan tek yangın merdiveni oldu. Binaları yapan, şehirleri kuran, resmi yerlerde imza sahibi olan mimarları yetiştiren bir öğretim kurumuna ait fotoğraf bu.

Fotoğraf böyle. Deprem gibi doğal afetlere dayanıklı binaları yapacak olan, insanların insanca yaşayacağı, kendini ve ailesini güvende hissedeceği yapı elemanlarını yetiştirecek öğretim kurumunda olan bu.

1999 Körfez Depremi’nin gazetelerdeki söylemlerine geri dönelim. O zamanın gazetelerinde yer alan ifade depreme dair “asrın felaketi”. Yani yeni üretilmiş bir söylem değil. Bu tür söylemlerle iktidar ve sorumlular alt metin olarak vatandaşlara “Böyle asrın felaketine karşı ne yapabilirdik ki?!” mesajı verir. Karşılaşılan durumun vahametini çözmek yerine söylem üretmek her zaman daha kolaydır. Söylem iktidarını elinde tutanlar söylemlerini ortalığa atarlar ki; insanlar onların istediği şekilde yaşadıklarını tanımlayıp anlamlandırsınlar. Söylemde iktidarı kuran süreci artık istediği gibi yönetebilsin. Evet, yaşadığımız çok büyük bir yıkım. Fakat bu bölgeler, 1999 depreminin ardından itibaren uzmanlarının ve bilim adamlarının dikkat çektiği bölgelerdi. O zamandan itibaren tedbir almayıp şimdi “asrın felaketi” söylemine sığınmak!

Diğer benzer söylem ise 1999 depremi için dönemin uzmanlarının söyledikleri, gazetelerin manşetlere çektiği “400 Hiroşima eder” açıklamaları. Değişen bir şey olmuş mu? Hayır. Yine buna benzer ifadeler yetkili kişilerin yaptığı açıklamalardan. Oysa önce yapılması gereken acil bir şekilde deprem bölgesinde arama-kurtarma, kurtulanların sağlıklı bir şekilde hayatta tutmaya çalışacak çalışmaların, faaliyetlerin yapılmasıydı. Ama söylem her zaman her şeyden güçlü oluyor. Bu tür söylemler ortaya atılarak -bu depremde de kim daha çok yardım etti, benim yardım kuruluşum seni döver- gibi söylemlerle yapılacak işler, işin sorumluları gözden kaçırıldı. Bu söylemlere takılmadan işlerine devam edenlere selam olsun!

Arşivde gezinirken “Ama artık bu da benzemesin” dediğimiz haber başlığı “Tırnaklarıyla kazıyıp enkaz altındakilere ulaştılar” haberi. Birçok yere zamanında müdahale edilemediği için insanımız kendi elleriyle, kendi imkânlarıyla ya canlı olarak ya da sevdiklerinin cesetlerine ulaştılar. “Geçmişler geleceğe suyun suya benzemesi” gibi benzemesin artık. Allah, akıl vermiş; kurallarını indirmiş. Sırf birileri iktidarını -her türlü iktidar- koruması için masum insanların hayatı ile bu kadar oynanmasın!

O günlerde yine ülkemizin gündeminde olan diğer bir konu “organizasyonsuzluk” meselesi imiş. O günlerde, bugün Millî Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi’nin depremin hemen ardından “kriz masası” kurarak görevlendirme yaptığı gibi o günün Millî Görüş’ün temsilcisi Fazilet Partisi de bir “kriz masası” kurmuş. Bu kriz masasının “sağlık ekibi” sahadan döndüğü zaman yaptığı açıklama şu olmuş: “Depremin hemen ardından organizasyonsuzluğun sebebinin belki anlaşılabileceğini, ancak aradan geçen zamana karşın hâlâ bu eksikliğin giderilmemesini anlamanın mümkün olmadığı” kaydediliyor. (Millî Gazete / 28 Ağustos 1999)

Evet; geçmişler geleceğe suyun suya benzemesinden daha çok benziyor. Eylemler ortaya koyması gerekenler, yetkililer, uzmanlar iş patlayınca “söylemlere” sığınarak sorumluluklarını gözlerden kaçırmaya devam ediyor. Her işinde iyiyi, güzeli, doğruyu, faydalıyı ve adaleti önceleyen az bir topluluk da olsa devam ediyor. Onlara selam olsun!