Söyleme değil, eyleme bak!..

Abone Ol

Etkili ve yetkili kesimlerin söylemleri ile eylemleri

arasında dikkate alınması gereken çelişkilerin bulunması durumun görüldüğü veya

gösterildiği gibi olmadığı anlamına gelebilir. Bu gibi tuhaflıklar genelde

sorunların ağır ve kırılganlığın yüksek olduğu koşullarda ortaya çıkar.

Beklentileri olumlu çizgide tutmak adına söylem pembeye boyanırken eyleme

yönelik kararlar ifade edilen görünümü teyit etmez. Merkez Bankası Para

Kurulu’nun geride bıraktığımız hafta içinde aldığı kararlar ve genel

değerlendirme bu tür bir çelişki sergiliyor. Bir yandan gelişmelerin istenen

yönde olduğu ifade ediliyor, fakat diğer yandan söz konusu eğilimlere müdahale

ihtiyacı duyuluyor!.. Bu aşamada sormak gerekiyor; herşey istenen rotada ve

dengeli bir eğilim sergiliyor ise neden müdahale ediyorsun ..

Belli ki tehlikeli olabilecek ciddi sıkıntılar var; küresel

koşullar kimseye güven vermiyor ve kalıcı bir düzelme beklenmiyor. Yine belli

ki dış satım imkanlarındaki olası gelişme umulanın gerisinde kalacak ve iç

talepteki zorlama cari açığın büyümesine ve kırılganlığın artmasına sebep

olacak. Öyleyse çok geçmeden müdahale edilsin: Türk Lirası’nın cazibesi azalsın

ve içeride mali sektör kredi genişlemesi konusunda uyarılsın, döviz rezervleri

takviye edilsin...

Bazı kesimler salt gecelik faizlerin yüzde 0.25 oranında

geriletilmesine bakarak gaza basıldığını, büyüme konusuna destek verildiğini

iddia edebilir. Bu yöndeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmıyor. Eğer durum

böyle olsa idi bir yıla kadar vadeli mevduatla zorunlu karşılık oranlarını

yüzde 0.5 oranında yükseltmez ve kredi hacmindeki artışı sınırlamaya çalışmaz

idi. Faiz koridorunun aşağı çekilmesi para politikasını gevşetmek amacı

taşımıyor, Türk Lirası’nın değerlenmesini önleme amacı taşıyor. Bu yaklaşımla

yerli üretimin rekabet gücünün olumsuzlaşmasını engellemeye, dış satım

imkanlarının daralmasını ve cari açığın seri bir şekilde büyümesini önlemeye

çalışıyor. Döviz Tevdiat Hesaplarına ilişkin zorunlu karşılıkların ve rezerv

opsiyon katsayısının yükseltilmesi ise döviz rezervlerinin fırsattan yararlanarak

bir miktar daha arttırılması amacına hizmet ediyor. Türk Lirası mevduatların

zorunlu karşılıklarının yükseltilmesi ise kredi politikasının kısmen

sıkılaştırılması, iç talebin kontrolsüz bir şekilde artışının engellenmesi

ihtiyacına cevap vermek üzere devreye sokuluyor.

Alınan bu kararlar öncelik değişikliğini teyit ediyor;

sorunların daha fazla ağırlaşmaması, dengesizlik ve kırılganlığın artmaması

adına dış talep ve iç talep arasında dengeli bir hareketlenme arayışı ön plana

çıkarken enflas-yon ve büyüme konusu geri plana kayıyor. Çok hedefli olmak

zorunda kalmak bu öncelik değişimini mecbur kılmış olabilir. Özetle söylemek

gerekirse değişik bir şekilde frene biraz daha basıldı. Belli ki bunu

yapmamanın veya yapılmasını geciktirmenin ciddi sıkıntılar yaratabileceği

tehlikesi dikkate alınmış. Bu tablo Türkiye Ekonomisi’nin durgunlaşmaya devam

edebileceği beklentisini güçlendiriyor. Durgunlaşma ile tehlikeli bir şekilde

büyüyerek iyice kırılganlaşma arasında kritik bir tercih yapmak zorunda

kalınmış; olumsuz seçenekler arasında daha az olumsuz olacağı düşünülen lehine

inisiyatif kullanılmış.

Bazı kesimler faizler, zorunlu karşılık oranları ve rezerv

opsiyon katsayısındaki oran değişikliklerinin büyüklüğüne bakarak yapılanların

ince ayar olduğunu ve işlerin iyi gittiğini iddia edebilir. Şahsen durumun

böyle olmadığını, oran değişikliklerindeki küçüklüğün hareket yeteneğinin

önemli ölçüde daralmış olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Alınan kararlar

öncelikle kendi kafasının dikine giden, Aralık ayındaki para ve kur

uygulamaları sunumunu olması gerektiği şekilde anlamayan veya anlamak istemeyen

mali sektöre ciddi bir uyarı niteliğindedir. Söylem farklı olsa da eylem buna

işaret etmektedir. Bana güvenerek risk almayın söyleminin yalnız reel kesime

değil, mali sektör ve kamu da dahil olmak üzere tüm kesimlere yönelik olduğu

açığa çıkmıştır... Belli ki yerimiz de yenimiz de çok daralmış, boşa koysak

dolmuyor, doluya koysak almıyor...