Etkili ve yetkili kesimlerin söylemleri ile eylemleri
arasında dikkate alınması gereken çelişkilerin bulunması durumun görüldüğü veya
gösterildiği gibi olmadığı anlamına gelebilir. Bu gibi tuhaflıklar genelde
sorunların ağır ve kırılganlığın yüksek olduğu koşullarda ortaya çıkar.
Beklentileri olumlu çizgide tutmak adına söylem pembeye boyanırken eyleme
yönelik kararlar ifade edilen görünümü teyit etmez. Merkez Bankası Para
Kurulu’nun geride bıraktığımız hafta içinde aldığı kararlar ve genel
değerlendirme bu tür bir çelişki sergiliyor. Bir yandan gelişmelerin istenen
yönde olduğu ifade ediliyor, fakat diğer yandan söz konusu eğilimlere müdahale
ihtiyacı duyuluyor!.. Bu aşamada sormak gerekiyor; herşey istenen rotada ve
dengeli bir eğilim sergiliyor ise neden müdahale ediyorsun ..
Belli ki tehlikeli olabilecek ciddi sıkıntılar var; küresel
koşullar kimseye güven vermiyor ve kalıcı bir düzelme beklenmiyor. Yine belli
ki dış satım imkanlarındaki olası gelişme umulanın gerisinde kalacak ve iç
talepteki zorlama cari açığın büyümesine ve kırılganlığın artmasına sebep
olacak. Öyleyse çok geçmeden müdahale edilsin: Türk Lirası’nın cazibesi azalsın
ve içeride mali sektör kredi genişlemesi konusunda uyarılsın, döviz rezervleri
takviye edilsin...
Bazı kesimler salt gecelik faizlerin yüzde 0.25 oranında
geriletilmesine bakarak gaza basıldığını, büyüme konusuna destek verildiğini
iddia edebilir. Bu yöndeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmıyor. Eğer durum
böyle olsa idi bir yıla kadar vadeli mevduatla zorunlu karşılık oranlarını
yüzde 0.5 oranında yükseltmez ve kredi hacmindeki artışı sınırlamaya çalışmaz
idi. Faiz koridorunun aşağı çekilmesi para politikasını gevşetmek amacı
taşımıyor, Türk Lirası’nın değerlenmesini önleme amacı taşıyor. Bu yaklaşımla
yerli üretimin rekabet gücünün olumsuzlaşmasını engellemeye, dış satım
imkanlarının daralmasını ve cari açığın seri bir şekilde büyümesini önlemeye
çalışıyor. Döviz Tevdiat Hesaplarına ilişkin zorunlu karşılıkların ve rezerv
opsiyon katsayısının yükseltilmesi ise döviz rezervlerinin fırsattan yararlanarak
bir miktar daha arttırılması amacına hizmet ediyor. Türk Lirası mevduatların
zorunlu karşılıklarının yükseltilmesi ise kredi politikasının kısmen
sıkılaştırılması, iç talebin kontrolsüz bir şekilde artışının engellenmesi
ihtiyacına cevap vermek üzere devreye sokuluyor.
Alınan bu kararlar öncelik değişikliğini teyit ediyor;
sorunların daha fazla ağırlaşmaması, dengesizlik ve kırılganlığın artmaması
adına dış talep ve iç talep arasında dengeli bir hareketlenme arayışı ön plana
çıkarken enflas-yon ve büyüme konusu geri plana kayıyor. Çok hedefli olmak
zorunda kalmak bu öncelik değişimini mecbur kılmış olabilir. Özetle söylemek
gerekirse değişik bir şekilde frene biraz daha basıldı. Belli ki bunu
yapmamanın veya yapılmasını geciktirmenin ciddi sıkıntılar yaratabileceği
tehlikesi dikkate alınmış. Bu tablo Türkiye Ekonomisi’nin durgunlaşmaya devam
edebileceği beklentisini güçlendiriyor. Durgunlaşma ile tehlikeli bir şekilde
büyüyerek iyice kırılganlaşma arasında kritik bir tercih yapmak zorunda
kalınmış; olumsuz seçenekler arasında daha az olumsuz olacağı düşünülen lehine
inisiyatif kullanılmış.
Bazı kesimler faizler, zorunlu karşılık oranları ve rezerv
opsiyon katsayısındaki oran değişikliklerinin büyüklüğüne bakarak yapılanların
ince ayar olduğunu ve işlerin iyi gittiğini iddia edebilir. Şahsen durumun
böyle olmadığını, oran değişikliklerindeki küçüklüğün hareket yeteneğinin
önemli ölçüde daralmış olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Alınan kararlar
öncelikle kendi kafasının dikine giden, Aralık ayındaki para ve kur
uygulamaları sunumunu olması gerektiği şekilde anlamayan veya anlamak istemeyen
mali sektöre ciddi bir uyarı niteliğindedir. Söylem farklı olsa da eylem buna
işaret etmektedir. Bana güvenerek risk almayın söyleminin yalnız reel kesime
değil, mali sektör ve kamu da dahil olmak üzere tüm kesimlere yönelik olduğu
açığa çıkmıştır... Belli ki yerimiz de yenimiz de çok daralmış, boşa koysak
dolmuyor, doluya koysak almıyor...