İnsanın söylediği önemlidir ama, yaptığı söylediğinden çok daha önemlidir. Çünkü, bilmek ve söylemek çoğu zaman söylenene ve bilinene uygun davranıldığı anlamına gelmiyor. Bu bakımdan söz ile eylemin uyuşması sağlıklı ve doğru olandır. Özellikle de devlet yönetimini ellerinde bulunduranlar ya da talip olanlar için bu durum çok daha önemlidir. Çünkü, onların söyledikleri ile yaptıklarının uyuşmaması toplumun kandırılması anlamına gelir. Bu noktada birileri, "Kardeşim... Bu toplumda her söylenene inanmasın, kanması" diyebilir. Bu söz haklı ve doğrudur ama bu gerçek siyaset erbabının toplumu kandırmasının gerekçesi olamaz.
Durup dururken bunlarda nereden çıktı diye sorulabilir. Siyasi gündemi takip etmek durumunda olanların bir hafta boyunca siyasilerin söylediklerini hatırlaması insana bir takım çağrışımlar yaptırıyor. Hemen belirteyim ki elbette siyaset erbabı her söylediğini topluma şirin görünmek için söylüyor değildir. Söylediklerinin pek çoğunu iyi niyetle ve inanarak da söylüyor olabilir. Buna rağmen söylenenler ile eylemler arasındaki farklılıkların tümünü iyi niyete bağlayarak yorumlamak doğru olmaz. Çünkü, iyi niyetle günah işleniyor ya da yanlış yapılıyor olması günahın ve yanlışın vasfını ortadan kaldırmaz.
Hemen bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Bu köşede çeşitli zamanlarda idam cezasının kaldırılmasının yanlış olduğuna, milletvekillerinin böyle bir yetkilerinin olmaması gerektiğine dikkat çekmişimdir. Her seferinde de gerekçemi izah ettim. Bunun yanında TBMMnin her fırsatta af çıkartmasının doğru olmadığını ifade ettim. Özellikle de şahıslara yönelik suçlarda devletin af yetkisinin olamayacağına vurgu yaptım. Ne var ki ülkemizde devlete karşı işlenen suçlar genellikle af dışı bırakılırken, şahıslara yönelik suçlarda af konusunda cömert davranılıyor.
Bu hatırlatmanın arkasından gündeme geçmek istiyorum. Önceki gün Başbakan Erdoğan toplumun büyük bir kısmının idam cezasının kaldırılmasına karşı çıktığını söyleyince aklıma ilk gelen cümle, "Madem öyle, toplumun temsilcileri olarak idam cezasının yeniden hayata geçirilmesini sağlayın" oldu. Kaldı ki, AK Parti 10 yıllık iktidarı boyunca idam cezasının yeniden gündeme getirilmesi gibi bir tavır sergilemedi. Sergileyebilir miydi Yani bir yandan Avrupa Birliğine girmenin peşinde koşan bir iktidar idam cezasının yeniden hayata geçirilmesini düşünebilir mi Demek istediğim o ki, toplumun bir temayülünü ifade etmek o temayülün benimsendiği anlamına gelmez. Benimsemenin gösterilmesi bu hususta harekete geçmektir.
Bir başka husus ise PKK ile temasa geçmek, APO ile bir takım görüşmelerin yapılması istekleri karşısında bazı siyasilerin "Çocuk katilleri ile pazarlık olmaz" şeklindeki çıkışlarıdır. Özelliklede iktidar kanadından bu yönde sıkça açıklamalar yapılıyor. Buna rağmen bir takım görüşmelerin dolaylı yollardan yapıldığı da medyaya yansıyor. Bunu söylerken derdim görüşmelere karşı çıkmak değil. Sadece söylenenler ile yapılan arasındaki farklığa dikkat çekmektir. Eğer samimi olarak terör sona erdirilmek isteniyor ve bunun sağlanması için istenmeyen bir takım kimselerle temasa geçmek gerekiyorsa bunun çeşitli yollarla sağlanması mümkündür. Bu bakımdan ana sorun bir takım kişilerin ve devlet kurumları yöneticilerinin kimlerle görüştüğünden ziyade samimiyet sorunudur.
Her fırsatta BDPyi terör örgütünün siyasi uzantısı olarak nitelendirenlerin aynı gün içinde BDP temsilcileri ile görüşüyor ve mutabakat arayışı içinde olmaları bir başka çelişki değil midir
Esat yönetimi konusunda en yetkili ağızlardan,"Halkını katleden rejimle görüşmeyiz" açıklaması yapılırken ülkemizde kendi halkını katledenlerle mutabakat arayışı içinde olunmasının izahı olabilir mi
Yönetim sorumluluğunu ellerinde bulunduranlar bazen istemedikleri bir takım davranışlar sergileyebilir ve kararlar alabilirler. Ama iktidar ve muhalefette olsun siyasilerin inanmadıkları ve yapmayacakları / yapamayacakları şeyleri söylememeleri gerekir. Bu tür söylemler yaygınlaştıkça toplumun siyasete ve siyasilere güveni azalır.