Bismillâhirrahmânirrahîm!
Olup biteni birlikte izliyoruz. HAMAS’a bağlı Kassam Tugayları, Aksa Tufanı harekâtının başladığı daha ilk günden itibaren hep askerî üstünlüğü ellerinde tuttular. Hava, kara ve denizden atılan tonlarca bombaya rağmen direndiler; yılmadılar; vazgeçmediler. 21. yüzyılın dünyevileşmiş, maddeleşmiş insanlarına, şehadete susamış Müslümanlık örneği oldular. Hepimiz onlara imrendik; zaferleri için dualar ettik.
Siyonist İsrail iyice hırpalandı. İçi yenmiş ekin durumuna geldi. Bütün dünya, tek başına bir gücü olmadığını gördü. Hele, 19 Temmuz günü Yemen’deki Husilerin İnsansız Hava Aracı’yla (İHA) Tel Aviv’e şiddetli saldırılar düzenlemeleri İsrail’i, belini doğrultamayacak noktaya getirdi. Tel Aviv’i “güvenli olmayan bölge” ilân ettiler. İşgalci İsrail iyice sarsıldı.
Batılı ülkeler, “Ne yaparız, ederiz de İsrail’i yeniden ayağa kaldırabiliriz?” diye kara kara düşünüyor. ABD ve İngiltere terörist İsrail’in en önde gelen destekçileri… Sinsi planlar kuruyorlar. Mısır, ABD ve İngiltere dışişleri bakanları İsrail’e destek için toplandılar. ABD, dünyada terörü besleyip amacına uygun olarak kullanan bir ülkedir. Mısır’ın Sisi’si ABD’nin desteğiyle darbe yaptı. Sisi de ABD demektir. İngiltere ise, sömürgecilik peşinde!
Türkiye ve İslâm dünyasının çok dikkatli olmalarını gerektiren bir dönemdeyiz. Özellikle ABD ve İngiltere’ye karşı!. Bu iki ülke, mazlum Filistin ve destekçilerine karşı birlikte operasyonlar düzenliyor. Siyonist İsrail’in planlarına sahip çıkıyor; onlarla iş birliği yapıyorlar. Müslümanlara karşı ortak hedefleri var.
İŞGAL İNSANLIK AYIBI
İNGİLTERE’NİN bölgede uyguladığı entrikalar unutulmaz. Hele, katil İsrail’in 76 yıldır bölgeyi kan gölüne çevirmesi affedilebilir bir durum değildir. Yine sinsi oyunlarla, bölgede aynı acıların yaşanmasına müsaade etmemeliyiz. Yemen, İran, Malezya, Lübnan gibi birkaç İslâm ülkesi dışında, İslâm âleminin liderlerinin teslimiyetçi tutumu hepimizce biliniyor. Müslüman halkların yöneticilerini harekete geçirme zamanı gelmiştir. Herkes elinden geleni yapma sorumluluğu altındadır.
Neler yapılabilir, diyeceksiniz? Düşünürsek, yasal sınırlar içinde neler yapabileceğimizi buluruz. Allah hiç kimseden gücünün yetmediğini istemiyor. Denizli’de, Pamukkale Üniversitesinden bazı akademisyenler ve Diyanet mensuplarından 7 kardeşimiz, “gönüllülük” esası ve yasal sınırlar içinde kalarak, Denizli’den Gazze’ye yaya olarak gitmek üzere 20 günlük bir program gerçekleştirdiler.
“Gazze gönüllüleri” Denizli Yeni Camii’den dualarla uğurlandı. Amaçları, unutturulmak istenen Gazze katliamını hatırlatmak, yaptıkları etkinlikle dikkatleri Gazze üzerine çekmekti. Ayrıca, 10 aydır devam eden Gazze Savaşı, sürenin uzamasıyla birlikte kanıksanmaya başlamıştı. Gazze gönüllüleri, soykırım duyarlılığının “kalıcı” hale gelmesini istiyorlardı.
Gönüllüler Afyon, Konya, Adana Hatay ve güzergâhlarındaki ilçelerle birlikte 20 kadar yerleşim yerinde, yörelerdeki gönüllülerin de katılımıyla yürüyüşler yaptılar. Yöre halkıyla sohbetler ettiler. Gazze duyarlılığını pekiştirmeye çalıştılar. Mazlumlara ümit verdiler; Gazze’nin sesi oldular. Etkinliklerinin sonunda, yürüyüşleri bitse de yolda olmayı, zalimlerin karşısında durmayı sürdürme sözü verdiler. Bu ne kadar içten, karşılıksız, yalnız kardeşlik için yapılan bir fedakârlıktı!
DUYGUSAL HATIRALAR
“GAZZE gönüllülerinden PÜ İlâhiyat Fakültesinin Arapça hocalarından Halil Çatal’la yaptığımız konuşmada, “20 Temmuz’da Denizli’den yaya olarak Gazze’ye gitmek üzere yola çıktık. Hatay’daki istişarelerimizde, Gazze’ye girişin yüzde yüz riskli olduğunu öğrendik. Hedefimiz Gazze’ydi, ama güvenlik gerekçesiyle Reyhanlı yürüyüşü ile programımızı sonlandırmaya karar verdik” diyerek, etkinlikten bazı anekdotlar sundu:
* Yürüyüşümüzün üçüncü gününde Sandıklı’da 6-8 yaşlarında iki yavrumuz bize gelip; “Abi, bunlar bizim harçlıklarımız! Gazze’ye gidiyorsanız, bunları da götürebilir misiniz?” diyerek cep harçlıklarını bize vermeye çalışmaları motivasyonumuzu yükseltti.
* Yürüyüşlerimizi 15-20 metre aralıklarla yapıyoruz. Karşı kaldırımda yabancı uyruklu bir bacımız Türk bayrağını görünce heyecanlandı. Sonra, Filistin bayrağını görünce gözleri doldu. Benim Doğu Türkistan bayrağı taşıdığımı gördüğünde ise, gözleri ışıl ışıl parladı. Sanki, “Bu işin vakti geldi” der gibiydi.
* Pozantı’da yine sıra halinde şehre giriyoruz. Yürüyüşümüz insanların ilgi ve dikkatini çekiyordu. Bir kardeşime selâm verdiğimde yüzünde güller açtı. Bizleri ikram ve iltifata boğdu. Selâmın müminler üzerindeki etkisine şahit olduk.
* Gittiğimiz yerlerde şehrin merkezi konumundaki yerlerine çadırlar kurduk. Akşam ve yatsı namazları sonrası cemaatle sohbetler yapma fırsatı bulduk. Gazze soykırımı ve görevlerimizi anlattık. Bazılarının dine ve hayata bakışları değişti.
Hepimiz, gücümüz nispetinde görevimizi yapmalı; soykırımı unutturmamalıyız. Unutturulan soykırım tekrarlanır. Bilincimizi uyanık tutmalıyız. Mazlumların yanında duranlara selâm olsun!