Siyonistlerin İran’a yönelik saldırganlığı 107 gün sürdü… Ne oldu; ABD yenildi. İlk cümledeki özne neden ifade edilmedi. Zira Siyonistlerin gözünden bakıldığında asla kaybedemezler. Onların o sapkın bakış açısı; kendilerini üstün görmelerine neden olduğunu söylemek bile bir züldür esasında... Ancak gelinen noktada görünen durum net bir şekilde Siyonizm’in iç çekişmesinin ayyuka çıktığıdır. Trump resmen yenildiğini veya yenilgiyi kabul etti. Tabii bunu yine büyük bir zafer olarak anlatıyor. Bu zaten beklenen bir durumdu. Her farklı başlığın yanında dünya siyasetine yön veren konulardan biri de Amerika iç siyaseti olduğunu görmek gerekir. Hep vurguladığımız konu gündemin önemli bir başlığı Amerika’da ara seçimler var ve Trump’ın ibresi aşağıda. Savaşı 4 saat, 4 gün 4 hafta derken neredeyse 4 ay savaşı çekti ve sonunda hiçbir ilerleme kaydetmeden aradan sıyrılmaya çalışıyor. Bu sıyrılmayı sadece uluslararası dengeler üzerinden veya Amerika iç siyasetinden anlamak da yetmez, bir de Siyonist kumpasın arasından sıyrılmaya çalışıyor. Savaş denilince bunu sadece Siyonist kumpastan bile okusak mesele anlaşılır. Trump savaşsızlık dedikçe ilk olarak 19 Aralık 2025 tarihinde ABD’de yasalaşan Şeffaflık Yasası'nın Adalet Bakanlığı’na tanıdığı 30 günlük yasal sürenin dolmasıyla birlikte, bakanlık ilk etapta yüz binlerce sayfalık arşiv belgesini ve eski fotoğrafları serbest bırakması ile süreç başladı. Peki sonrasında ne oldu… İkinci ve büyük paylaşım 30 Ocak 2026 tarihinde Adalet Bakanlığı, yasa kapsamındaki yükümlülüklerini tamamladığını belirterek 3 milyondan fazla yeni belge, 2 bin video ve 180 bin görseli içeren son ve en devasa arşivi kamuoyunun erişimine açtı. Sonra ne oldu; bir ay sonra savaş başladı… Sanki kendisine verilen süre 1 ay gibi anlaşılıyor... Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim; Epstein meselesini hiç küçümsememek gerek… Savaşı tanımlarken Fehim Taşkekin’in ifadesi önemli; soykırımcı Epstein koalisyonu karşısında İran’ın direnişi… Kelimeler önemli, anlamları ve söylemleri de… Bunları kalıplaştırmak lazım. Bu ifade Siyonizm’in alt şubesi olarak, bu savaş için çok isabetli bir ifade olmuştur.
Bir perde arası
107 günlük inişli çıkışlı bir savaş sürecinin ardından dünyada "ateşkes" kelimesi bir kez daha temkinle bir şekilde telaffuz edilmeye başlandı. Washington ile Tahran arasındaki mutabakat zaptının dijital ortamda çoktan imzalandığı ifade ediliyor. Belgede Donald Trump, J.D. Vance ve İran Meclis Başkanı Mohammad Bagher Ghalibaf'ın imzaları var. Asıl tören ise 19 Haziran Cuma günü Cenevre'de, kameraların ve aracı ülkelerin dışişleri bakanlarının önünde gerçekleşecek. Ama bu sahne, savaşın bittiğini ilan eden bir final perdesi değil; en fazla, iki tarafın da "şimdilik durabiliriz" dediği bir perde arası gibi görünüyor...
Anlaşmanın çatısını oluşturan ve mutabık olunan hususlar aslında oldukça klasik ve beklenen maddeler var. Bunlarda tüm cephelerde derhal ve kalıcı bir ateşkes, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, kısmi yaptırım hafifletmesi ve altmış günlük bir pencerede nükleer dosyanın masaya yatırılması gibi maddeler var. Asıl sorunun, çatının altındaki ayrıntılarda olduğu görünüyor. İran basınının yayımladığı on dört maddelik taslak ile Washington kaynaklı haberler, yaptırımların kapsamı ve dondurulmuş varlıkların ne kadarının serbest kalacağı gibi noktalarda birbirini tutmuyor. Hürmüz'den geçişin "ücretsiz" olup olmayacağı bile iki başkent arasında hâlâ bir çekişme konusu. Bu, tarafların aynı kâğıda imza atıp farklı metinleri okuduğu bir anlaşmaya benziyor ki; belki de diplomasinin gerçeği budur: Bazen mutabakat, anlaşmazlığı geciktirmenin zarif bir yoludur.
Asıl kırılma noktası ise Lübnan. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, metinde Lübnan'ın "kırmızı çizgi" olduğunu açıkça söyledi ve Hizbullah, anlaşma duyurulduğu anda sahadaki tüm askeri faaliyetini durdurdu. Buna karşılık İsrail, "Lübnan'da operasyonlara devam edeceğiz" çıkışıyla anlaşmanın ruhuna en baştan gölge düşürdü; nitekim Beyrut'un güney banliyölerine düzenlenen bir hava saldırısında üç kişi öldü. Trump'ın bu saldırı için Netanyahu'ya yönelik sert ama temkinli sözleri oldu. Trump, Netanyahu ile ilgili "Kendisi çok zor biri, açıkçası bize minnettar olmalı" dedi. Bunun üzerine, “Bir müttefikin artık sabrının sınırlarını zorladığını gösteriyor” yorumları yapıldı da aslında bunun Siyonist basın yumuşatması olduğu aşikâr. Magazin kısmında ne oldu; yine Trump, Netanyahu’ya küfürlü ifadeler kullandı. Nasıl bir zalim ki; sadece sevmeyenler değil, ona âşık olanlar da ona bu tarz ifadeler kullanıyor. İsrail'in kendi içinde de bu anlaşma bir fay hattı oluşturdu: Muhalefet lideri Naftali Bennett, varılan mutabakatı Netanyahu hükümetinin "kesin zafer elde etmekten aciz, yıpratma savaşına sürüklenmiş" bir başarısızlığının itirafı olarak okudu. Yani İsrail, bildiğimiz gibi… Muhalifi bile az öldürdün, az süründürdün diye siyaset yapıyor…
Barış değil de, ateşkes de pek değil
Amerika tarafından lanse edildiği gibi bu bir barış olmadığı gibi bir sağlam ateşkes de değil. Bunu görmek gerek… Asıl hesaplaşma ikinci aşamada, altmış günlük sürenin sonunda nükleer müzakereler masaya gelince yapılacak. Bugüne gelindiğinde imzalanan metin, savaşı durdurmaktan çok, savaşı askıya almanın koşullarını yazıyor. Ve tarih bize hatırlatıyor ki; askıya alınan savaşlar, çözülmeyen sorunlar üzerine inşa edildiğinde, geri dönüş çoğu zaman bir soru değil, sadece bir zaman meselesidir. Şimdi gözler Cenevre'ye, oradan da altmış günlük takvimin sonuna çevrilmiş durumdadır. Mürekkep kurumadan önce ABD şantajlar denklemi nasıl şekillenecek ve ne zaman geri adım atacak, hangi Siyonist ne kadar veya ne zaman sözünü yiyecek, göreceğiz…