Soykırım Ekonomiyi Geri Plana İtti  

Abone Ol

Filistin’de yaşananların gündeme gelmesi, ülkenin önemli sorunlarını birdenbire ikinci hatta üçüncü plana düşürmüş durumda. Bunun da yadırganacak bir tarafı yok. Filistin’de kardeşlerimiz katledilirken, hatta özellikle bebekler katledilirken ister istemez ülkemizde sürekli olarak gündemin birinci sırasını işgal eden konular ikinci, hatta üçüncü sıraya düştü. Bu durum iç meselelerimizin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü toplumun dikkati tamamen Filistin’e odaklanmış durumda. Söz gelimi Kasım ayının sonuna yaklaşılırken, normal şartlarda belirlenecek yeni asgari ücret, önümüzdeki yıl ülkeyi ne gibi sorunların beklediği ve bu sorunlara nasıl çözüm bulunacağı tartışmalarına yoğunlaşılmış olunurdu. Ancak, İsrail’in soykırım uygulamaları, bir de ABD’nin İsrail’in yaptıklarını savunur bir tavır takınması, bu da yetmiyormuş gibi ABD’nin kayıtsız şartsız İsrail’in yanında yer alması, adeta Filistin’deki İsrail saldırılarını ABD’nin yönettiği bir görüntünün ortaya çıkmış olması ister istemez, “Bu işin sonu nereye varacak?” sorusunu ön plana çıkartıyor.

Hâlbuki Ekim ayı araştırma sonuçlarına göre açlık sınırı 13 bin lira, yoksulluk sınırı ise 4 kişilik bir aile için 45 bin liraya dayanmış durumda. Bu rakamlara göre nüfusumuzun büyük bir kesimi açlık ve yoksulluk sınırı altında bir gelire sahip demektir. Bu ise ülkemizde büyük bir kesim yoksulluk içinde hayatlarını sürdürmek zorunda kalırken, küçük bir mutlu azınlık milli gelirden yüksek pay alıyorlar anlamına geliyor. Diyebiliriz ki, mevcut ekonomik sistem sadece zenginleri koruyor ve kolluyor. Bir bakıma sistem emme basma tulumba gibi fakirden alıp zenginleri daha da zengin ediyor. Buna göre işleyen bir sistem. Bu ise ister istemez toplumda orta sınıf giderek yerini fakirlere bırakıyor sonucunu doğuruyor. Hâlbuki söze gelindiğinde tüm siyasiler sosyal adaletin tesis edilmesinden, milli gelirin toplumun tüm kesimlerini yoksulluktan kurtarmak üzere dağıtılması dile getiriliyor.

Bu noktada özellikle emekliler 2023 yılını zor bir durumda geçiriyorlar. Özellikle emeklilere verileceği açıklanan yıl ortası ikinci ücret artışı arada kaynatıldı. Böyle olduğu için de tüm emeklilerin gözü Aralık’ta ya da Ocak başında yapılacak zamda. O konuda da yöneticilerden hiç ses çıkmıyor. Son 6 ay bir takım vaatler tekrarlanarak geçirildi. Sonuç olarak tüm dikkatler Kasım ve Aralık ayında yapılacak çalışma ve açıklamalara çevrildi. Kısacası, emeklilerin ümidi 2024 başında yapılacak zamma çevrildi. Adeta emeklilerin durumu Nasrettin Hoca’nın hikâyesini hatırlatıyor. Bilindiği gibi, Hoca eşeğini kaybetmiş, tüm köylüler ile aramaya çıkmışlar. Aradan uzunca bir süre geçtikten sonra Hoca yorulmuş, bir ağaca yaslanarak dinlenmeye başlamış. Bu durumu gören köylüler Hoca’ya eğişini bulup bulmadığını sormuşlar. Hocadan, “Hayır bulamadım” cevabını alınca da köylüler, “Bulmadı isen niçin oturuyorsun?” karşılığını verince Hoca, “Son ümidim de şu dağın ardında. Orada da bulamazsam siz o zaman bendeki vaveylayı görün” karşılığını vermiş.

Bu Nasrettin Hoca hikâyesi ne kadar doğrudur bilinmez ama çaresizlerin son ümidini anlatıyor. Her ne kadar insanımızın tüm dikkati Gazze’ye çevrilmiş olsa da günler hızla akıp gidiyor. İnsanımızın bu son ümidinin hayal kırıklığına dönüştürülmemesinde yarar var. Çünkü sadece emekliler değil, toplumun dar ve sabit gelirlilerinin yeni bir nefese ihtiyacı var.