Medya hemen her dönemde sorunlar oluşturmuştur. Bunun birçok nedeni var. Basılı medyanın etkili olduğu dönemlerde, muhabirlerin ya da kimi gazetelerin masa başı yönetenlerinin kurguları birçok skandala neden olmuştu. Üretilen bir yalan haber yüzünden kimi insanların ocakları sönmüştü. Ya da yalan haberle kimi kurumlar, kişiler toplum nazarında itibarsızlaşmıştı. Ya da itibarsızlaştırmak, gözden düşürmek için bin bir türlü tezviratlarda bulunulurdu.
Mizah dergileri de bunu ustaca kıvırarak yaparlardı. Bir siyasi parti lideri hedef alınmışsa ona dönük yapılanlar ciddi anlamda etkileyici olurdu. Bu salt kişiler üzerinden değil de düşüncelere karşı da yapılırdı. Buna somut bir örnek verecek olursak Turhan Selçuk adında bir karikatürist vardı. Çizgi mizahında ana kahramanı Abdülcambaz idi. Bunda ne var denilecek? Öyle değil. Abdullah Allah’ın kulu anlamındadır. Müslümanların da isimlerinde önemli bir ağırlıkta yer alır. Abdullah, Hazreti Peygamberin amcasının adı. Kendisi de bu ismi sevdiklerine önerir. Bu durumda Abdullah’ın Allah’ın kulu değil de cambazın kulu denmesi bilinçli bir seçimdi. Çizdiği gazetelerin ana kahramanı olarak öylece yer aldı.
MSP’nin yükseliş döneminde, Diyarbakır’da senatörlüğe aday gösterilmeyenlerden biri merhum Erbakan ile eroin kaçakçılığı yaptığına dair Hürriyet gazetesinde haber olarak yer aldı. Bu ve benzeri örnekler oldukça çoktu. Bu kirli tutumlar kitlelere inandırıcı geliyordu ve dillere pelesenk olurdu.
Günümüzde sosyal medya var. Medya siteleri ve haber yapanları var. Kişiler ve kurumlar hakkında uydurma haberler yapılagelmektedir. Bunun önüne geçilemiyor. Medya ahlâkından söz edilemiyor.
Bir de daha da etkili olan milyonları etkileyen sosyal medya üzerindeki paylaşımların doğru, gerçek ya da olup olmadığına bakılmaksızın, biri bir şey paylaşmışsa o başkaları tarafından da anında paylaşılıyor. Paylaşılanların sağlıklı olup olmadığına bakılmaksızın yapılıyor. Bu, tam anlamıyla sınır tanımazlığa neden oluyor.
Aynı ortamda bulunduğumuz, bildiğimiz ve tanıdığımız birçok insanın kimi siyasileri, kurumları veya kimi STK’ları hedef alanlar oldukça rahatsız edici paylaşımları rahatsızlık verici.
Kimi paylaşımların kurgu olduğu belli. Diyelim ki tesettürlülerden haz etmeyenler onlar hakkında kurgulanmış kimi görselleri rahatlıkla paylaşılabiliyor. Belli ki o görsel tam anlamıyla sadece bir kurgudan ibarettir. Bunlar karşılıklı saldırı aracı oluyor.
Siyasal rekabetin düşünce rekabetine dönüşmesi sonucu kimi değerler de bu anlamda hedef haline getirilmektedir. Tarafların acımasızlıkları bir de bu işin günümüz diliyle “trol” diye tanımlananların yalan ve iftiraya dönük yaptıkları asıl tehlikeli olanı. Bu da bir sınır tanımazlığa kadar götürüyor.
Oysa diyelim ki tesettürlü olanlar sadece bir siyasal partinin mensubu değildirler. Her kesimde buna özen gösterenler var. Bu durum genellemeye girince sonucuna bakılmaksızın yapılanlar insanları üzer.
İslâm inancında “kul hakkı”, “hayvan hakkı” diye kavramlar var. Çok da temeldir, hatta bağlayıcıdır. Bir insanın kendisini bilmesi açısından önemlidir. İnsanın kendi kendisini denetlemenin biricik yoludur. Hak sahibinin hakkını yemek, tecavüz etmek, sınırlarını zorlamak bir haksızlıktır. Bundandır ki hakkıyla inananlar bu temel ilkeye bağlıdırlar. Bilirler ki bunun hesabının verilmesi zordur. Bu, sadece bu dünya için bağlayıcı değildir, asıl hesap ötededir.
İnsanlar inançlarını yitirdiklerinde sınırları kalmaz. Sınırsızlık ise insanın uçurumudur. Birlikte yaşamayı göze almak için tahammül gerekir. Sadece tahammül değil merhamet ve sevgi de gerekir.