Sosyal kırılganlık ve Ramazan Bayramı

Abone Ol

Uzunca bir süredir yazıyoruz; gerek küresel gerekse ulusal düzeyde belirsizlik ve kırılganlık artıyor. Çünkü aklın yolu artık bir olamıyor; Halk’tan ve Hak’tan yana olanlar bir araya gelemiyor, nefsinin köpeği olanların sayısındaki kontrolsüz artış önlenemiyor. Bu koşullarda ve olup bitenlerin hiç farkında değilmişiz gibi, alışageldiğimiz şekilde Ramazan Bayramı’nı kutluyoruz. Bu tuhaf durumun şekille birbirimizi aldatmaya dönüştüğünü, iyi niyetin bu olumsuzluğu gideremediğini kavrayamıyorz. Durum böyle olunca iyi ile kötüyü, dostla düşmanı ayırt etmek zorlaşıyor, hiç bir şey göründüğü veya gösterildiği gibi olamıyor. Bu tablo çok daha zor günlerin bizi beklediğini söylüyor. Belli ki dünya nimetlerine fazla bağlanmışız, koşulların getirdiği yozlaşma nedeniyle pusulayı şaşırmış ve ilahi aklın hikmetini anlayamaz hale gelmişiz... Daha zor günlerin yaklaştığını anlayan, kötü günlerde dayanışma sergileyemeyenlerin geleceği olmaz.

Küresel düzeyde zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayan, çaresizlik bataklığına düştüğü için aklını kötüye kullanma olasılığı yükselen insan sayısındaki hızlı artış olumlu düşünmeyi zorlaştırıyor. Bu duruma seyirci kalınması gelecekte kimsenin güvende olamayacağı ve benzer bir akıbeti yaşamak zorunda kalabileceği anlamındadır. İnançlı her insan için en büyük ibadet bu duruma sebep olan olumsuzlukları bir an önce gidermek için bir araya gelmektir. Eğer bunu yapamıyor, bana dokunmayan yılan bin yaşasın türünde bir kayıtsızlık sergiliyor ise ibadetimizi aksatmıyor olsak bile inancımızı kaybetmişiz demektir. Atalarımız güzel söylemiş: Birileri yerken bakanların sayısının artıyor olması kıyamet alametidir. Günü kurtarmak pahasına sorunları görmezden gelmek nefsinin köpeği olmak, inancını kaybetmek kapsamındadır. Soralım, eğer kendimize ve inancımıza yabancılaşmamış olsak Müslümanların yoğunlukla yaşadığı coğrafyada ne tür gelişmeler yaşanır ve Ramazan Bayramı, nasıl kutlanırdı Kötü niyetli birileri ülkemizdeki etnik köken, din ve mezhep farklılıklarını sorun haline getirmeye ve bunu kendi açgözlülüğünü tatmin amacı ile kullanmayı göze alabilir miydi

Koşullar insanlığın değişen ve farklılaşan ihtiyacına göre şekillenmiyor. Tam aksine Allah’ın verdiği aklı kullanarak insanlığın değişen koşullara uyum sağlaması gerekiyor. Olumsuz koşullarda gerekli dayanışma sergilenerek bir olunması ve hiç bir koşulda Halk’tan ve Hak’tan yana olmaktan vazgeçilmemesi, aklın kötüye kullanılmaması gerekiyor. Bunun için de insan aklının nefsine hükmeder konumda olabilmesi, olmaz ise olmaz koşul haline geliyor. Bu aşamada yine sormak gerekiyor yapılan ibadetler aklın nefse hükmetmesini mümkün kılamıyor ise ne olacak Nush ile uslanmayanlar çok ciddi sıkıntılar yaşayacak, ya alması gereken çizgiye gelecek ya da telef olacak... Ramazan Bayramının kutlanması bunları düşünmemizi ve anlamamızı sağlamıyorsa eğer, çok yozlaşmışız ve özümüze yabancılaşmışız, dünyayı cehenneme çevirmek için birbirimizle yarışıyoruz demektir. Bu şuursuzluğun bedeli herkes için çok ağır olabilir, kimsenin evdeki hesabı çarşıya uymayabilir.

Küresel ve ulusal düzeyde belirsizlik ve kırılganlığın artıyor olması bir sonuçtur, sebebi ise yozlaşmadır, şekille kendimizi aldatmak ve varlık sebebimizi inkar etmektir. Dini bayramlar ise farkındalığın artması, yanlıştan doğruya dönülmesi için özel öneme sahiptir. Zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayan insan sayısı artıyor ve çoğunluk buna kayıtsız kalıyor veya aklını kötüye kullanarak bu durumdan fırsat yaratmaya çalışıyor ise kimse güvende değildir. Söylemler ile eylemlerin rotası farklıdır.

İnsanlığın bir an önce hidayete ermesi umudu ile tüm okurlarımızın Ramazan Bayramını kutlarız...