Sorunun kaynağı kendilerini aydın ilan edenler

Abone Ol

Başlığa bakıp da acele ile aydın düşmanı olduğum gibi bir

düşünceye kapılmanızı istemem. Derdim gerçek aydınlarla değil, kendi

kendilerini aydın ilan eden, aydınlığın ölçülerini de kendileri belirleyen

tepeden inmeci, içinden çıktığı toplumu beğenmeyen, toplumu güdülmesi gereken

bir sürü gibi algılayanlarla.

Bu ülkede böyle bir zümre yaklaşık 200 yıldır var oldu.

Başlangıçta etkileri çok sınırlı bir çevre içinde kalırken, giderek özellikle

yönetimi ele geçirmeleri ile birlikte toplumu yeniden şekillendirmek adına bir

takım dayatmaları güdeme getirdiler. Kısacası, toplumun tarihin derinliklerinden

bugüne uzanan değer yargılarına savaş açtılar. Bunu da ülkeyi Batılılaştırmak

adına yaptılar. Gerçek niyetlerinin de bu olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak

ilan ettikleri niyetlerini doğru kabul etsek bile girilen yol yanlıştı,

çıkmazdı. Çünkü bir toplumu kendi değer yargılarından soyutlayıp bir başka

medeniyetin değer yargılarını hazır elbise giydirir gibi topluma giydirmek

zordu. Özellikle de toplumun dinine karşı savaş açılması, insanların mensubu

oldukları dini gericilik olarak görüp böyle takdim etmek ve arkasından ileriye

gidebilmek için özellikle Batı medeniyetinin değer yargılarını ölçü kabul

etmenin topluma savaş açmak anlamına geldiğini ya bilemediler ya da bilerek

bunu yaptılar. Toplumun, dayatmalarına dayanamayacağını, sonunda kayıtsız

şartsız teslim olacağını düşündüler. Ama başaramadılar. Aradan geçen bunca

zamana rağmen toplum direnişini çoğu zaman sessizce sürdürdü. Toplum direndikçe

bu tepeden inmeci sözde aydınlar çileden çıktılar. Akla hayale sığması mümkün

olmayan dayatmaları hayata geçirmeye çalıştılar. Bu dayatmalar bugün bile

sürüyor. Sadece başörtüsünün kamudan uzaklaştırılması dayatması bile yaşanan

çılgınlığı ve şaşkınlığı göstermeye yetecektir. Çünkü başörtüsü bir bez parçası

değildir. İnsanlar başlarını inançları gereği örtüyorlarsa -ki öyledir- o zaman

başörtüsü yasağı insanların inançlarına karşı açılan savaşın bir ifadesidir.

Batılılaşma sadece bir takım teknolojik gelişmeleri elde etme değil, toplumu

mensubu olduğu İslam medeniyetinden çıkartarak Batının Hıristiyanlığı esas alan

medeniyet anlayışı içinde eritme çabasıdır. Bu çabalara karşı direnen kitleler

ise bir takım nitelendirmelerle mahkûm edilmeye çalışılmış, adam edilmesi

gereken bir topluluk olarak takdim edilmiştir. Sözde aydınlar bu anlayış ile

toplumu değiştirmeyi görev bildiler. Belki de bir takım dış mihraklar içerideki

uzantılarına böyle bir görev verdi, onların etkisi altına girenlerde bilmeden

dış mihrakların bu ülkenin Müslümanlarını değiştirme, bir diğer ifadeyle

dinsizleştirme planına hizmet ettiler. Bu çabaları sarf edenlerin ille de

yaptığı işi bilerek yapması gerekmiyor. Bilmeden bir takım telkinlerin tesiri

altında kalmak onların sorumluluğunu azaltmıyor/azaltmaz.

Durup dururken bu konuya girmiş değilim. Buna çözüm

süreci çerçevesinde Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde görev yapan Akil İnsanlar

Heyeti Başkanı Yılmaz Ensaroğlu nun Diyarbakır da yaptığı basın toplantısında

bölge insanının yüzde 90 nın çözüme destek verdiği sözleri sebep oldu.

Yukarıdan beri söylemeye çalıştığımda işte bu açıklamadır. Çünkü bu ülkede

halkımız sorun olmadı, sorun olanlar halkı küçük gören, değiştirilmesi

gerektiğine inanan bir takım dış güdümlü sahte aydınlar oldu. Eğer ülke bu

sahte aydınların tasallutundan kurtarılabilirse sorunlarımız büyük ölçüde

çözülebilir. Elbette her toplumda bazı sorunlar olur ama bu kesinlikle bu

toplumu oluşturan insanlar arasında bir çatışma sebebi olamaz. Yeter ki, bu

ülkeyi yönetenler halkımıza tepeden bakmasın, kendilerini her şeyin

belirleyicisi gibi görmekten vazgeçsinler.

Kısacası hastalık, kendini aydın ilan etmiş bir takım

toplumuna yabancı aydın bozmalarından kaynaklanıyor.