Sorunlu medya

Abone Ol

Türkiye de kamuoyunu enforme etmesi, doğruya, güzele, gerçeğe yönlendirmesi, bilinçlendirmesi gereken medya kuruluşlarının, kesinlikle böyle bir kaygı taşımadıkları, yayıncılık anlayışlarını menfaat perspektifine göre yönlendirdikleri kaygan bir zemin vardır Her ne kadar siyasetle iç içe bir alanda bulunmuş olsalar da, yıllar öncesinde faaliyet gösteren gazete ve dergi gruplarının sahipleri, bu mesleğin içinden çıkmış, yetişmiş tiplerdi Bugün, medya organlarının başındaki insanların, hemen hemen her sektörle bağlantıları vardır, bir çok iş kolunda yatırımları vardır Neredeyse, medya baronlarının gazete ve televizyon yayıncılığı işleri, yatırımlarını destekleyen yan kollar gibi hareket etmektedir

Hatırlarsanız, geçtiğimiz dönemde radyo ve televizyon sahiplerinin devlet ihalelerine katılmaları, iş takibinde bulunmaları kanunla yasaklanmış durumdaydı Fakat, Refahyol dan sonraki ara hükümet döneminde, bir şeylerin bedeli olarak yapılan kanun değişikliğiyle, medya baronlarının devlet ihalelerine girmelerindeki engel kaldırıldı Bugün, medya baronları istedikleri gibi ihalelerde at oynatabiliyorlar Medya baronlarının işlerini takip eden tetikçi gazeteciler, patronlarının faaliyet alanlarındaki rakipler ve engellerle ilgili her türlü ısmarlama habere imza atabiliyorlar

Her türlü sektörde cirit atan, devletin ihalelerinden iş kapabilmek için yarışan medya baronlarının sahibi olduğu gazetelerde, televizyonlarda bağımsız gazetecilik yapılabildiğini söylemek mümkün mü Türkiye de medya, çok bilmiş kalemşörler istedikleri kadar "Biz bağımsız yayıncılık yapıyoruz" deseler de, patronların tekeline girmiş durumdadır Göbek bağıyla devletin işlerine bağlı olan bu medya, menfaat imparatorluğunun tahkimi için kamuoyunu yanıltarak üstüne düşen görevi yapmaktadır 3 Kasım seçimlerinin üzerinden yaklaşık üç sene geçti Hükümet üyeleri ağızlarını açtıklarında, "Düzelen ekonomiden, güllük gülistanlık hale dönüşen ülke gerçeğinden, düşen enflasyondan, istikrardan" bahsediyorlar Gazetelerde, televizyonlarda Devlet İstatistik Enstitüsü nün açıkladığı rakamlar, davulla zurnayla halkımıza duyuruluyor Kerli ferli ekonomistler, her şeyin çok iyi olduğunu, ortalığın düzeldiğini, ekonominin çok iyi seyrettiğini anlatıyorlar

Halk arasında, "Sen ya hesap bilmiyorsun, ya da hiç dayak yememişsin" diye bir söz vardır Gazetelerde bu türden haberleri okuduğumuzda, televizyonlarda ekonomistlerin işkembe-i kübradan yorumlarını dinlediğimizde aklımıza hep bu söz geliyor Bu ekonomistler, bu medya organları, akl-ı evvel yetkililer ya hesap bilmiyorlar, ya da bizimle dalga geçiyorlar Ekonomi düzeliyor ama, asgari ücrete yapılan zam, 30 milyon lira Ekonomi düzeliyor ama, memleketin borcu, 200 milyar dolardan, 350 milyar dolara fırlıyor Ekonomi düzeliyor ama, işçinin, memurun, dulun yetimin, çalışanın cebine giren bir şey yok Ekonomi düzeliyor ama, maaşlarımızın satın alma gücünde artma yok Ekonomi düzeliyor ama, kişi başına düşen milli gelirde artma yok Ekonomi düzeliyor ama, işsizlik sürekli artıyor Bu nasıl bir manzara Bu nasıl bir düzelme Durum, Nasrettin Hoca nın "Ciğer" fıkrasına benziyor Hoca, pişirmesi için karısına iki kiloluk ciğer vermiş Karısı bir oturuşta ciğeri yemiş Akşam olunca da Hoca ya "Ciğeri kedi yedi" yalanını atmış Hoca kapmış teraziyi kediyi tartmış Tam iki kilo Sormuş, "Kedi buysa, ciğer nerde Ciğer buysa, kedi nerde "

Şakşakçı medyaya sormak lazım, "Düzelen ekonomi buysa, ciğer nerde Ciğeri mideye kim indiriyor"