Bir sorunu çözebilmenin öncelikli şartı, sorunun
kökenini, sebeplerini doğru tespitten geçmeli. Bir başka deyişle doğru teşhis.
Sorunun ne(ler)den kaynaklandığını, niteliğini, niceliğini enine boyuna
tanımlayabilmek gerekir.
Sorunu tanımlayıp sağlıklı biçimde kavramaktan uzak
olanlar çözüme erişme/eriştirme imkânından da mahrum kalacak demektir. Çözüm
adına ileri sürecekleri teklifler bir takım yararlar sağlayacak olsa da son
tahlilde sorunun farklı düzey ve boyutlarda yeniden ortaya çıkmasına mani
olamayacaklardır. Bu ve benzeri girişimler iyi bir ihtimalle sorunun
ötelenmesine yarayacak ya da kim bilir derinleşmesine yol açabilecektir.
Yeryüzünde kendi varlığını Yaratıcı karşısında doğru
konumlandıramayan, anlamlandıramayan insan, kimliği (şahsiyet) etrafında irili
ufaklı sorunlarla boğuşmaya mahkumiyet yolunu seçmiş demektir. Şahsiyeti
şekillendiren değer ve ilkeler, ilahi vahiyden devşirilmedikçe, hakikatle
sahici bir irtibata dayanmadıkça fert ve toplumlar sulh ve selamete kavuşamayacaklardır.
Dünya üzerinde sürgit kan dökücülüğün, işgal ve
tecavüzlerin temelinde insanın fıtratından ve vahiyden uzaklaşması, hakikatle
bağlarını koparması yatıyor. Mütecavizlerin, zalimlerin devamına gayret
gösterdikleri, akıl almaz hesaplar içine girerek, taktik ve stratejiler
üreterek sürdürdükleri bu çarpık düzenlerin dayandığı dünya görüşü, alemlerin
Rabbi nden gelen ilahi vahye sırt dönmüştür. İnsan yeryüzünde kendisine Rabb
mevkiini yakıştırma küstahlığına yönelmekle kendisine ve hemcinslerine sayısız
tuzaklar, bunalımlar, krizler üretmeye talip olmuştur. İşlediği zulümlerin en
büyüğü, Allah ın hükümranlığına ortaklık iddiasıdır. Sözde uygar dünya, bu
iddianın bedelini hemen her düzeyde ve boyutta ödemekte ve ödetmektedir.
İçinde yaşadığımız dünyanın da bu ülkenin de ödemeye
devam ettiği meselelerin, özelde Kürt meselesinin, nasıl ve neden bir mesele
haline geldiğini/getirildiğini yukarıda işaret etmeye çalıştığımız üzere,
esaslı bir varoluş ve kimlik perspektifinden görmeyi beceremeyen hiçbir girişimin
akıllı vasfı taşımayacağı bilinmelidir. Kürt meselesinin çözümünde askeri
tedbir önerenler kadar barış teklif edenlerin de sahici ve kalıcı bir çözüm
teklifinde bulunduklarını söylemek hayli zor. Neden savaşıyor idiyse insanlar,
benzer nedenlerle barışacaklar Hiç kuşkunuz olmasın. Bu bir hidayete erme
hali değilse şayet!.. Dünya, küresel terörün (bu arada terörün de) doğru
tanımını yapamadığı sürece sorunlar ötelenecek, ertelenecek ya da biçim ve
mevzi değiştirecek. Sorunu üreten ve tanımlayanlar, çözümü de üretip
öğretiyorlar.
Ulus devletçi ya da küreselci, bireyci ya da toplumcu,
milliyetçi ya da sosyalist zulüm ve sömürgeciliğin tüm biçim ve teklifleri,
kendi yaratılış hikmetini ve varlık nedenini ıskalayan insanın
halüsinasyonlarından ibarettir. Vahyin hakikatinden, hesap gününe imandan ve
apaçık delillerden uzak düşen, akıl ve yürek sağlığını/ dengesini yitiren
insanlık, sözde çözüm teklifleriyle sorunları çoğaltmaya ve derinleştirmeye
devam etmektedir.
Çözüme talip olan ve arazide işe koyulacak olanların,
insan, toplum, tarih, kültür, siyaset, hukuk, ekonomiye dair idrakleri, vahiy
ve peygamber (SAV) den hareket edecekse hakikat li bir sonuç bekleyebiliriz.
Aksi halde demokratik, çoğulcu, liberal, muhafazakar,
barışçı, hümanist vs. mugalatalar. Yani çözüm diye teklif edilen sorunlar
yumağı Ya da sahibinin sesinden beraber ve solo şarkılara devam.