Sorunlarımızın Çözümü Ve Akif

Abone Ol

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

BÜYÜK milletlerin sevdaları büyük olur. Yalnız kendi toplumlarının değil; bütün insanlığın da sorumluluğunu üslenirler. “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır” prensibinin gereğidir bu! Onları büyük yapan, biraz da, içlerinden çıkardıkları merkez insanlar ve duyarlı sanatçılardır. İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif bu özellikteki şahsiyetlerdendir.

Akif, iyi bir aile ve okul terbiyesiyle yetişti. Çevresindeki ilim ve maneviyat büyüklerinden faydalandı. İnsani duyguları gelişti. İdeal bir mümin sorumluluğu kazandı. Düşeni kaldırmak, ağlayanı güldürmek, yoksulu doyurmak, yetimin başını okşamak, kimsesizlerin kimsesi olmak en belirgin özelliği haline geldi. Şu beyti bunun ifadesi: “Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta içerim / Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.”

Akif, Müslüman ümmetin büyük badirelerine, çalkantılı günlerine şahitlik etti. Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşları, Kurtuluş savaşı bunlar arasında. Yaşadığı şartlar onun hüzünlü, toplumun dertleriyle dertlenen bir insan olmasına yol açtı. Kendi dertlerini unuttu, toplumun problemlerinin çözümüne eğildi. Yazdı, hitap etti, fiilen cepheye gitti. Acıları dindirmeye, yüzleri güldürmeye çalıştı.

Vatanın tehlikede olduğu günlerde herkesi göreve davet etti: “Sahipsiz olan memleketin batması haktır / Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.”

En sıkıntılı günlerde bile ümidini kaybetmedi: “Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar / Meyus olanın ruhunu, vicdanını bağlar / Ümmide sarıl sımsıkı, seyret, ne olursun!”

AKİF YOL GÖSTERİYOR

AKİF, cihan devleti Osmanlı’nın yıkılışına tanıklık etti. Uzun savaş yıllarının etkisiyle toplum karamsarlığa düşmüştü. Bundan faydalanan düşmanlarımız bütün ayrılık unsurlarını kullandılar: Kavmiyetçilik, tefrika, ekonomik zaafa uğratma…

Avrupa’nın hile, entrika ve aldatıcı sözlerine karşı uyardı: “Tükürün Ehl-i Salib’in o hayasız yüzüne / Tükürün onların asla güvenilmez sözüne / Medeniyyet denilen maskara mahlȗku görün / Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün!”

Osmanlı 3 kıtaya yayılmıştı. Bünyesinde pek çok kavim yaşıyordu. Batı bu farklılığı değerlendirmekte gecikmedi. Yalan ve hilelerle kavimler arasına tefrikalar sokmaya girişti. Onları birbirine karşı kışkırttı. Ayrılık tohumları ekti. Kardeşi kardeşe düşman etmeye çalıştı. Fakat, Akif bütün gücüyle uyarı görevini sürdürdü:

“İşte ey unsur-i isyan, bu elȋm izmihlȃl / Seni tahrik eden üç beş alığın marifeti / Ya neden beklemiyordun bu rezil ȃkıbeti? / Hani, milliyetin İslam idi… Kavmiyyet ne? / Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine / ‘Arnavutluk’ ne demek, var mı şeriatte yeri? / Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri! / Arab’ın Türk’e, Laz’ın Çerkes’e, yahut Kürd’e / Acem’in Çinli’ye rüçhanı mı varmış? Nerde? / Müslümanlık’ta ‘anasır’ mı olurmuş? Ne gezer / Fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber.”

Aradan 1 asır geçse de aynı oyun yürürlükte. Müslümanları parçalamak için aynı tuzağı kullanıyorlar. İnsanların kavimler halinde yaratılması “birbirleriyle tanışmak için.” Üstünlük taslamak için değil. 

AYRILIK YOK; VAHDET VAR

AKİF, halkı uyarmak, onları vatan savunmasına koşturmak için bütün imkȃnlarını kullandı: Oğlu Emin’le birlikte cepheye gitti. Askerin azim ve cesaretini artırdı. Cami kürsülerinden halka seslendi. Sırat-ı Müstakim, Sebil-ür Reşat mecmualarında yazılar yayınladı. Sözleri çoğaltılarak halka ulaştırıldı.

Kastamonu Nasrullah Camii’ndeki konuşması halkımızı kaynaştırdı: “Milletler topla, tüfekle, zırhlıyla, ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Milletler ancak aralarında rabıtalar çözülerek, herkes kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatine, kendi menfaatini temin etme kaygısına düştüğü zaman yıkılırlar.”

Akif, Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele’nin manevi mimarıdır. En büyük silahı imanı ve samimiyetiydi. Sözlerinin toplumda karşılık bulmasının sebebi bu! 

O, Müslüman ümmeti uyanmaya, birlikte hareket etmeye çağırdı: “Ey koca Şark, ey ebedi meskenet / Sen de kımıldamaya bir niyet et / Korkuyorum Garb’ın elinden yarın / Kalmayacak çekmediğin mel’anet!” Şu mısrası da Müslümanlara açık uyarıydı: “Veriniz baş başa; zira sonu hüsrȃn-ı mübin.”

Ülke olarak kaos ortamını yaşıyoruz. Terör örgütleri dehşet saçıyor. Her taraf yangın yeri! 3. Dünya Savaşı’ndan söz ediliyor. Milletimiz çok hassas süreçten geçiyor. Bu atmosferde Akif’in çözüm önerilerine o kadar çok ihtiyacımız var ki…  Önümüzde Akif gibi bir rol-model var. Vakit geçirmeden “milli birlik seferberliği” başlatılmalı. Onu, 80. vefat yılında rahmet ve minnetle anıyoruz.