Sorunlarımıza 2013 Yaklaşımı

Abone Ol

Dün 2012 yılının son günüydü. İyisi ile kötüsü ile bir yılı

daha geride bıraktık.

2012 yılında bu küçücük ülkemizdeki siyasi yaşam ile

ekonomik gelişmeler, inişli çıkışlı bir yol çizmiş olsa da bana göre dünyada

yaşanan ekonomik krize, Avrupa’da batan ülkelere, güney komşumuz Rumlara ve

Doğu Akdeniz bölgesine kıyı ülkelere kıyasla, göreceli olarak iyi geçti.

Suriye’de kan gövdeyi götürüyor. Mart 2011’den beri sadece

Suriye sınırları içinde ölenlerin sayısı 45 bin. Türkiye, Ürdün, Irak ve

Lübnan’a yaralı olarak gidip orada ölenlerle birlikte bu sayı 60 bine ulaşıyor.

Kendi ülkemle kıyasladığımda nüfusumuzun beşte biri kadar insan yok olmuş

toplamı 20 ay gibi kısacık bir süre içinde. Göçmenlerin sayısı ise bizim

nüfusumuzu çoktan geçmiş durumda. Sadece Türkiye’de nüfusumuzun yarısı kadar

insan göçmen çadırlarda yaşıyor.  Ne

para, ne pul, ne gelecek, ne huzur, ne de arkadan gelenlerin ziyaret edip bir

Fatiha okuyabilecekleri bir mezar… Hiç biri yok.

Göçmenlik ne demektir biz Kıbrıslı Türkler çok iyi

biliyoruz. Çünkü bu çaresizliği ve acılarını yıllarca çektik. Bazı ailelerimiz

hâlâ daha çekiyor 1958’lerde başlayan ve 1963, 1964, 1967 ve 1974 yılında arka

arkaya yaşamış olduğumuz bu lanet göçmenliği…

Göçmen olmak kolay değildir. Her şeyinizi arkada

bırakır,  neredeyse çırılçıplak yıllarca

yaşadığınız yerden göç edersiniz bir başka bilmediğiniz topraklara…  Atalarınızın yattığı mezarlar arkada kalır ve

zaman içinde yok olur gider.

Çocukken neşe içinde oyun oynadığınız sokaklar ve

arkadaşlarınız yoktur artık. Her biri bir yere dağılmıştır çocukluk

arkadaşlarınızın. Sokaklar ve o günler burnunuzda tüter ama bir daha da geri

gitmek olanağınız yoktur artık. Yıllar sonra geri gittiğinizde ise düşleriniz

ve hayalleriniz yerle bir olur, yıkılır gider. Bulduğunuz sokak adı benzese

bile sizin hayalinizdeki değildir...

İçinde yıllarınızın geçtiği evinizi tanıyamazsınız bile. Ya yıkılmış

yerle bir olmuştur ya da yerinde artık dev bir apartman vardır. İlk aşkınızı

ılık ılık kalbinizde hissettiğiniz, sevdiğinizin kalbini küt küt attıran

bakışlarını gördüğünüz yer kaybolup gitmiştir. Adlarınızın baş harflerini

üzerine kazıdığınız ağacı yana yana ararsınız ama o da yoktur artık. Sizinle

birlikte o da hayata küsmüş, şekil değiştirmiş veya yok olup gitmiştir tüm

geride bıraktıklarınız gibi…

İşte Suriye halkı maalesef bu durumda. Üstelik bir de

geçmişi neredeyse insanlık tarihi ile aynı olan Suriye bölgesi yakılmış,

yıkılmış... Güzelim tarihi eserler, binalar, bahçeler, şehirler, kasabalar,

köyler yok olmuş, yerle bir edilmiş acımasızca. Yıkılan yakılan sadece Suriye

değil, bir dünya mirası. Suriye’nin toparlanması ise en azından on beş, yirmi

sene alır.

Lübnan’da Suriye kadar çarpışmalar olmasa da, Suriye’nin

ateşi oraya da sıçramış durumda. Zaten Lübnan asırlarca hep “Büyük Suriye”nin

bir parçası olarak varlığını sürdürdü. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransız

Mandası altında Suriye’den koparılıp ayrı bir kimlik verildi kendisine. Bu

nedenle Suriye’de ne olursa ne yaşanırsa aynısı Lübnan’da da yaşanıyor.

Lübnan’ın güneyinden Süveyş Kanalı’na kadar uzanan

topraklarda binlerce yıl varlığını Filistin olarak sürdüren bölge şimdilerle

İsrail’in işgali altında. I. Dünya Savaşı’ndan sonra bölgeyi İngilizlerin

işgalinden sonra bölgede gözyaşı ve kan hiç durmadı, göçmenlik ise hiç bitmedi.

1948 yılında Filistin toprakları üzerinde bağımsızlığını

ilan eden İsrail’de ise günümüzde hiç huzur yok. Bir taraftan topraklarını

kaybeden bölge insanlarının verdiği silahlı mücadele, diğer taraftan İsrail’de

süren ekonomik kriz, bölgede yaşamlarını sürdüren hem Yahudileri hem de

Filistinli Arapları bunaltmış durumda. Alternatif ülke olarak Yahudiler

şimdilerde gözlerini Kıbrıs adasına çevirdiler. Umarım gelecekte buraları da

karıştırmazlar.

Mısır, Libya ve Tunus hâlâ daha “Arap Baharı”nın açtığı

yaraları sarmakla meşgul. Halk hareketi durmuş değil, buna karşın ise

ekonomileri yerlerde sürünüyor.

Kıbrıs Rum tarafı ise geçmiş yıllarda, “İşgal, istila ve

göçmenlik” edebiyatı ve kandırmacası ile etraftan topladıkları ve bol keseden

harcadıkları paraların yarattığı borç canavarının altında ezilmiş durumda.

Ekonomileri sıfırlandı. Göçler başladı ve yakında da iç huzursuzluğun tavan

yapacağı kesin. Yunanistan’dan ise bahsetmeme hiç gerek yok. Özetle, iflas

etmiş bir ülke. Adalarını ve tüm mal varlığını satışa çıkarmış, iki yakasını

bir araya getirebilmek için.

Etrafımızda bir tek gıpta ile bakılan, ekonomisi düzgün, her

yıl büyüme oranı artı değerlere ulaşan ve dünya üzerinde saygınlığı gün

geçtikçe artan ülke olarak sadece Türkiye var. Gerisinin hali berbat.

Şimdi, Kıbrıs Türk halkı olarak durumumuzdan şikayet mi

etmeliyiz, yoksa şükür mü etmeliyiz, bunu aklı selim olarak ve tarafsız

düşünmemiz gerekmekte.  Kişisel ve dar

çerçeveden bakarak değil, geniş pencereden bakarak, dünya vizyonu ile

düşünmemiz…

Tüm okuyucularımın yeni yılını kutlar, sağlık, mutluluk ve

başarılar dolu nice yeni yıllar dilerim.