Gerek fert, gerek ülke bazında sorunun olmadığı bir dünya düşünmek ütopik bir yaklaşım olur. Bu bakımdan yaşadığımız şartları gerçek boyutları ile tespit etmek ve ona göre çözüm yolları araştırmak gerekir. Hatta, sorunlar ortaya çıkmadan gerekli tedbirlerin alınması çok daha önemlidir. Ülkenin sorunlarını gideriyoruz diyerek, birdenbire toplumu yaşadığı sorunların daha ağırı ile karşı karşıya bırakmak işin bir başka boyutunu oluşturuyor. Söz gelimi bir gece elektrik ve doğalgaza zam kararı alındı ve ilan edildi. Ancak aradan günler geçti, alınan söz konusu zam kararı toplumu yeni bir sorun ile karşı karşıya bıraktı ve adeta insanları isyan noktasına getirdi. Böyle olunca yapılan zamların tesirini azaltmak için çalışmalar başlatıldı. Ama yanlış olduğu çok geçmeden anlaşılan kararın düzeltilmesi, günlerdir yapılan açıklamalara rağmen giderilebilmiş değil. Yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki; söz konusu zamlar ortadan kalkmayacak, belli oranlarda yapılan zamda indirim olacak. Görünen bu. Bunun yanında yapılan açıklamalarda her fırsatta dünyanın en gelişmiş 10 ülkesi arasında yerimizi alacağız denmesine rağmen en gelişmiş ilk 20 ülke arasında kalmamız bile zor görünüyor.
Maksadım bilinenlerin tekrarı değil. Söz gelimi ekonomik bakımdan ülke ve insanımız, girdiği darboğazda her gün biraz daha bunalırken söylenenler ile gerçeklerin birbirine uymuyor olması, ister istemez toplumda karamsarlığa yol açıyor.
Ülkemizin içine yuvarlandığı ekonomik problemler her geçen gün biraz daha artarken mesela geçen yıl hayatta kalmayı sürdürebilmek için bankalara koşan dar ve sabit gelirlilerden 1 milyon 700 bin kişi, aldığı krediyi ödeyemediği içir takibe düşmüş. Ekonomik sıkıntılar devam ettiği sürece çok geçmeden haklarında icra takibi başlayacak demektir. Yani bankaların isteyene borç vermede sergilediği cömertlik(!) insanların derdine derman olmuyor, ekonomik sıkıntılarını daha da içinden çıkılmaz hale sürüklüyor. Kısacası işlerini yürütebilmek için banklardan kredi alanların borcu zamanında ödeyememeleri durumunda borçlarının daha artacağını, ödemelerinin iyice imkânsız hale geleceğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Diyebiliriz ki, hayatın tüm alanlarında miktar az da olsa faizli borç ile dar ve sabit gelirlinin ekonomik sorununu çözmek mümkün görünmüyor. Alınan krediler borcun daha da artmasına yol açıyor. Böyle olunca ödeme gücünü kaybetmiş olanlara yeni borç kapısı açmaktan çok o kişinin derdine derman olacak bir çözüm bulmak gerekiyor. Bunun yolu da özellikle salgın sebebiyle iş yerlerini kapatmak zorunda kalmış olanlara faizsiz, hatta karşılıksız destek vermek gerekiyordu. Bu mümkün olamadı. Çünkü ekonomi öylesine darboğaza girmişti ki, karşılıksız destek devlet açısından mümkün değildi, olsaydı sanıyorum destek verilirdi.
Tüm bunlara rağmen her ekonomik sıkıntının ardından yapılan açıklamalarda pembe tablolar çiziliyor, insanlar sanki sahte bir dünyada yaşatılıyor. Durum sadece ekonomide değil, salgında da aynı görüntü veriliyor. Her ne kadar yapılan açıklamalarda salgının sona ermek üzere olduğu ısrarla belirtiliyorsa da günlük vaka sayıları uzunca bir süreden beri 80 binlerin altına inmiyor. Her gün salgın sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 250-300’lerde dolaşıyor. Yani her gün salgında 250 kişi hayatını kaybediyorken açıklamalarda salgının etkisinin azaldığı söyleniyor. Keşke böyle olsa... Keşke salgının kökü kazınabilse. Ancak gelişmeler böyle değil. Kısacası, hayatın her alanı ile ilgili olarak yöneticilerin yaptığı açılamalar ile hayatın gerçeği uyuşmuyor. Gerçekleri izlemek, iç acıtıcı tabloyu yok etmiyor. Bu bakımdan insanları birtakım aslı olmayan açıklamalar ile oylamak yerine acı reçeteler ile sorunlar çözülecekse onların uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Çünkü sorunları görmezden gelmek, dertlere derman olmuyor.