Bilinen bir bilgi alanından, matematikten, örnek vermek
gerekirse, herhangi bir sorunun çözümünün bizzat bağlı olduğu basit yönteminin
içinde bulunduğu anlaşılır. Matematikte çözümlenmek istenen problem, ancak
kendi yöntemiyle çözümlenir. Yanlış yolda gidildiğinde de bir sonuca varılır
ama o sonuç matematik bakımdan doğru değildir. Mantıkta da durum, ayrıntılarda
birtakım tartışmalar yapılabilse de, genel olarak aynıdır. Büyük önerme
yanlışsa, doğru sonuç elde edilemez.
Genel kanaatin aksine hukuk alanında da, matematik ve
mantıkta olduğu gibi, hukuki yöntemi sorundan bağımsız ya da sorunu hukuki
yöntemi işletmeden çözmeye çalışırsanız, kurduğunuz hüküm, şeklen hukuki
gözükse bile maddi bakımdan hukukun reddettiği bir hüküm olarak kalır.
Terör uzmanının, siyaset ve hukuk akıldânelerinin mebzul
olduğu bir ortamda, terör konusunu, nedenlerini, türlerini, strateji ve
taktiklerini tartışmak hem boşuna bir hayret, hem de ve asıl olarak haddini
aşmak gibi olabilir. Hele terörü çözmek tarzında bir iddiada bulunmak Elbette
terör, şiddet, insanların birbirini boğazlaması, trafikte yol vermediği için
öldürmeler, evine ekmek götüremez durumda olan birinin rahatça silah edinmesi
ve yan baktın efelenmesiyle silaha sarılması ve benzer olaylar üzerinde imalı
fikretmek, en azından insan olma cümlesine girer. Geçelim.
Bu nitelendirme kasıtlı olarak göz ardı edilmeye
çalışılsa da, terör konusunda hükümet tarafından başlatılan ve sürdürüleceği
söylenen bir çaba gözüküyor. Siyaseten bu çabanın getireceği etki ve sonuçları
öngörmek, kâr veya zarar hanesine yazılıp yazılmayacağını hesaba katmak
hükümetin sorumluluğunda ve yetkisindedir. Meselenin icrası ve usulü
ilgililerin öncelik, tercih, değerlendirme ve karar vermelerine ait
hususlardır.
Üzerinde durmak, daha doğrusu dikkat çekme gereği duyduğu
şey, deyim yerindeyse yöntemdir. İnsanı, toplumu, kamuyu, hükümet ve devleti
ilgilendiren konularda ya da sorunlarda, icrai yön, çoğunlukla siyaset
boyutunda tezahür eder. Aslında bu konu veya sorunun görünüş biçimidir ve
belirgin özelliği şartların, dinamiklerin varlığı ve etkisine göre değişiklik
gösterir. Çoğunlukla da asıl, öz şeklinde bir algılamanın doğmasına ve
yerleşmesine kaynaklık eder. Oysa siyasetin görünüşünün gerisinde, onun da
bağlı olduğu, olması gerektiği düşünülen ilkeler, değerler, özetle sabiteler
vardır. İnanç değerleri, ahlaki değerler, kültürel değerler biçiminde tasnif
edilebilir bu sabiteler. Hükümet, belirlenmiş yetki ve iktidarı kullanan erk ya
da aygıt olarak devlet sabitesinden, yani değerinden kaynaklanır. Burada hukuk
olarak tanımlanan olguyla, değerle karşılaşılır. Dolayısıyla siyasetin
değerlendirilme ölçütü olarak hukuk sabite olarak kendini hissettirmekle
kalmaz, öncelikle icbar eder. Hukukun, mahiyetine ilişkin tanımların ve
yorumların farklı, hatta karşıt olmaları, olgu olarak varolmasıyla ilgili bir
soruna yol açmaz.
Görülebilindiği kadarıyla terör ve çözümü söylemlerinde,
siyasetin, görünüş niteliği ve algısı, gerçek, öz, sabite şeklinde alındığı
için, öncelikli olarak yönteminde bir yanlış seçim varmış gibi gözüküyor.
Mesela, kolayca kullanılan ve taraf olarak da bazı zamanlarda kendilerini
tanımlayanların beyanlarında yer alan barış , tutsak , silah bırakma
deyimleri siyasetin görünüş dünyasında, sürekli değişmek üzere, nispi bir
gerçeğe tekabül edebilir. Fakat hukuk dünyasında bunların anlam, değer, sonuç
ve kullanımları farklı boyut ve niteliktedir. Aslında siyaset de gerçekliğini
buraya borçludur.